İbrahim PAÇACI

 

- Ö -

 

Ödünç

 

Örf

 

Öşür

 

Özür

 

 

 

- Ö -

 

Ödünç

 

Ödünç verme, Türkçe’de karz ve âriyet olmak üzere iki anlamda kullanılmaktadır. Karz, altın, gümüş, para veya buğday, arpa gibi mislî bir malın, bir müddet sonra mislinin geri verilmesi üzere verilmesidir. Âriyet ise, bir malın kullanımının, geçici süreyle, ücretsiz olarak başkasına verilmesi demektir. (bk. Karz, Âriyet)

 

Örf

 

Örf kelimesi sözlükte ibtidâî tabîi örf, ıstılah, ma’rûf, ihsan, cûd, sahâ, kerem, vergi, atıyye, tanıma, bilme, ikrar eyleme, yüksek kumluk, yüksek yer, at yelesi, horoz ibiği, deniz dalgası, sabır gibi anlamlara gelmektedir. Fıkhın kaynaklarından biri olan örf, insanların çoğunluğunun benimseyip alışkanlık haline getirdiği işler ile lafızların, duyulduğunda hatıra başka anlam gelmeyecek derecede özel bir anlamda kullanılmasının teamül haline getirilmesi demektir.

 

İnsanların alışkanlık haline getirdiği işlere, amelî örf; lafızların özel anlamda kullanılmasının teamül haline getirilmesine ise, kavlî örf denir. Meselâ kira sözleşmesinde, henüz faydalanma gerçekleşmeden ücretin peşin olarak alınmasının adet haline getirilmesi amelî örf; et sözünün kullanımda balığı ifade etmemesi ise kavlî örftür.

 

Örf, kitap ve sünnete aykırı olup olmaması bakımından sahih örf ve fâsit örf olmak üzere ikiye ayrılır. Sahih örf, muteber bir delil olarak kabul edilmektedir. Kitap ve sünnetin bulunmadığı yerlerde geçerli olup, fetvâ ve hüküm vermede kendisine dayanılan kaynaklardan biridir. Bu nedenle fıkıhta, “adet muhakkemdir”; “örfle sabit olan nassla sebit gibi kabul edilir” kuralları, küllî kaide olarak kabul edilmiştir. Kitap, sünnet gibi kesin bir nassa aykırı düşen fâsit örf ise, geçerli değildir. Meselâ içki kullanımının bir toplumda çok yayılması onun meşru hale gelmesini sağlamaz. Bu gibi durumları örf olarak değerlendirmek doğru değildir.

 

Örf, kapsamı bakımından âmm ve hâss olmak üzere ikiye ayrılır. Herhangi bir devirde, bütün müslümanların bir davranışı veya bir lafzın özel bir anlamda kullanılmasını adet haline getirmelerine örf-i âmm (genel örf); belirli bir bölge veya ülke halkınınkine ise örf-i hâss denir.

 

İslâm hukukuna göre hüküm verilirken örfün dikkate alınmasının tabiî sonucu, örf üzerine bina edilen hükümlerin zaman içerisinde örfün değişmesiyle değişikliğe uğramasıdır.

 

Öşür

 

Sözlükte onda bir anlamlarına gelen öşür, dinî bir kavram olarak, zirâi mahsullerden alınan vergi veya zekâta denir. Ayrıca bu kavram, onda bir ve katları oranında alınan gümrük vergisi için de kullanılmıştır.

 

Odun, kamış (şeker kamışı hariç) ve ottan başka topraktan elde edilen her türlü ürünün, az olsun, çok olsun zekatının verilmesi gerekir. Yüce Allâh; “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin...” (Bakara 2/267); “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (En’am 8/141) buyurmaktadır. Hz. Peygamber de, “yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile sulananlarda ise yirmide bir vardır” buyurmuştur (Buhârî, Zekât, 55).

 

Hadiste de belirtildiği gibi, mahsulün zekatının verilmesinde toprağın işlenmesi ve su kullanımı esas olarak alınmaktadır. Buna göre toprak emek sarfedilmeden yağmur, nehir, dere, ırmak ve bunların kanallarıyla sulanıyorsa, çıkan mahsulün 1/10’i; kova, dolap, motor emekle veya ücretle alınan su ile sulanıyorsa 1/20’i zekat olarak verilir. Günümüzde gübre, mazot, işçilik gibi masraflarda üretimin maliyetinde önemli bir yekün oluşturmaktadır. Bu nedenle, yağmur, dere gibi tabiî bir yolla sulanmakla birlikte bu şekilde masraf yapılarak elde edilen zirâî mahsullerin zekatının, emek ve masrafla sulanan topraklara kıyaslanarak 1/20 oranında verilebileceği gibi, bu masrafların elde edilen üründen düşüldükten sonra kalanın 1/10’i zekat olarak da verilebilir.

 

Özür

 

Dinmeyen burun kanaması, yaradan kan sızması, idrar tutamama, devamlı kusma, hayız ve nifas dışındaki kadınların akıntısı gibi bedenî rahatsızlıklar, en az bir namaz vakti süresince devam etmesi halinde özür olarak kabul edilmiştir. Böyle olan kimseye de mazûr denir.

 

İslâm dini kolaylık dinidir; kişiye gücünün üstünde yük yüklemez. Bu nedenle özürlü sayılan kişilerin ibadetlerini yerine getirebilmeleri için onlara kolaylıklar getirmiştir. Bu çerçeveden omak üzere özürlüler, her vakit için abdest alır ve mazeret  teşkilen eden rahatsızlığından başka abdest bozan bir hal meydana gelmedikçe bu abdestle o vakit içerisinde dilediği gibi namaz kılar, Kur’an-ı Kerim okur ve diğer ibadetlerini yaparlar. Namaz vaktinin çıkmasıyla veya başka abdest bozan bir halin meydana gelmesiyle özürlü kimsenin abdesti bozulur.

 

Şayet özür, bir namaz vakti boyunca hiç meydana gelmezse, özür ortadan kalkmış olur ve o kimse özür sahibi olmaktan çıkar. Özürlü kimseden akan kan, irin, idrar gibi şeylerin çamaşıra dokunması halinde, şayet bundan kaçınması mümkün değil ve temizlediğinde tekrar bulaşacaksa yıkamadan namaz kılabilir. Fakat tekrar dokunmayacaksa, yıkanması gerekir.