İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

MİSYONERLİK VE MİSYONERLİK FAALİYETLERİNE KARŞI

ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

 

1.      Giriş

Toplumlar gelecek konusunda kendilerini güvende hissedebilmeleri için kimliğini oluşturan değerleri koruma konusunda duyarlı ve dikkatli olmak zorundadır. Toplumların bu konuda rehavete düşmeleri, bazı direnç noktalarının kırılması, dış güçlerin başarısını artırmaktadır.

Zayıf kalan bir beden nasıl mikroplarla mücadelede başarısız olup hasta olursa, toplumlar da onun varlık sebebi olan değerlerin zayıflaması sonucu dayanma gücünü kaybederler. Milletler arası yarışta öne çıkmak isteyen toplumlar, rakip olarak gördükleri toplumları çökertebilmek için çeşitli araçları kullanarak, onlarda bir değerler erozyonu meydana getirirler ve çoğunlukla dıştan müdahalelerin zor ve pahalı olduğu düşünülerek daha kolay ve ucuz olması sebebiyle içten çökertme yöntemi uygulanmakta ve bundan da önemli ölçüde verim alınmaktadır.

Ülkemiz Orta Doğu’nun ekmek sepeti ve Asya’nın anahtarı durumundadır. Gerek yer altı ve yerüstü zenginlikleri gerekse üç tarafının denizlerle çevrili ve üç kıtanın merkezinde bulunması Türkiye’nin önemini artırmaktadır. Bir anlamda Türkiye sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik imkanlar sayesinde dünyadaki ekonomik, siyasi, askerî ve dinî merkez durumundadır. Ülkemizin bu özellikleri, ülkemiz üzerinde ekonomik ve siyasi hesapları olan dış güçlerin ve onların kullandıkları misyonerlerin iştahını  artırmaktadır. 

2.      Tanım

Toplumsal bütünlüğü tehdit eden ve onu tehlikeye sokan unsurlardan biri de misyonerliktir.

Misyon sözlükte, görev, yetki, aracılık yapma, gönderme ve bir kişiye bir işi yapması için verilen özel vazife anlamlarına gelmektedir. Sözlük anlamına uygun olarak Hıristiyanlığı yayma, İncil’i Hıristiyan olmamış halklara duyurma işine misyon denir.

Misyonerlik ise, İncil’i Hıristiyan olmamış halklara duyurma Hıristiyanlığı yayma işine denir. Misyonerlik, sıradan bir faaliyet değil, bilinçli olarak belirli metotlarla Hıristiyanlığın yayılması ve diğer insanların Hıristiyanlaştırılması için yapılan sistematik bir faaliyettir.

Her ne kadar misyonerlik belli bir dini diğer bir din mensubuna tebliğ gibi anlaşılsa da bu, bir dinin masumane tebliğinden farklı bir şeydir. Zira misyonerlikte iyi niyet ve masumiyet bulunmamaktadır. En azından tarihi geçmişi böyle olduğunu göstermektedir.

3.      Din ve Vicdan Hürriyeti bağlamında amaç ve metotları

Bu nedenle misyonerlik faaliyetleri, din ve vicdan hürriyeti içerisinde değerlendirilemez. Din ve vicdan hürriyetinin en zirve noktası İslam’dadır. Kur’an-ı Kerim’de, “dinde zorlama yoktur; hak ile batıl iyice ayrılmıştır” buyurulmaktadır (Bakara 2/256). Tarih boyunca gayrimüslimler İslam toplumlarında yaşamış ve bir problem ortaya çıkmamıştır.

Din ve vicdan özgürlüğü, fertlerin dinini öğrenme, yaşama ve öğretme özgürlüğünü, başka bir değişle propaganda özgürlüğünü kapsamaktadır.  

Ancak misyonerlik faaliyetleri masumane bir tebliğ olmayıp, misyonerler insanların inanma duygularını istismar etmekte, zaaf ve beklentilerinden yararlanmakta ve bu süreçte bazı empozeler yapmaktadırlar. Buna dayalı olarak imkanlar ölçüsünde karşı inanç ve düşünceleri karalamakta, tahrif etmekte ve aşağılamaktadırlar.

Dünyada yürütülen misyoner faaliyetlerinin daima ekonomik ve siyasi destekten yararlanmaları, onların, Hıristiyan toplumlara ekonomik ve siyasi çıkar sağlamak amacını güttüklerine göstermektedir. Şöyle ki, kendi toplumlarında kilise mensuplarının her geçen gün azalmasına karşılık, kendi ülkelerinde böyle bir faaliyet göstermeyip, yabancı ülkelere bunca masraf etmeleri bunun delilidir.

4.      Amaçları

Genel olarak misyonerlik faaliyetlerinin amaçlarını şöyle özetlenebilir.

a) Misyonerliğin birinci amacı Hıristiyanlığı yaymak yani Hz. İsa'ya imanı gerçekleştirmek,

b) Hedeflenen ülkelerde kiliseleri dikme sürecinde ve diktikten sonra, kiliseleri yaşatarak elemanları çoğaltmak. Bunun için o ülkenin aydınlarının eserlerine ve kültürlerine Hıristiyanlık unsurlarını sokmak,

c) Gelişmiş olan Batı medeniyetini Hıristiyanlıkla aynı göstermek.

Misyonerler başlangıçta masum gibi görünen dini duygularla muhataplarıyla ilişkiye girmekte, bunu belli bir ekonomik ve siyasî güçle desteklemektedirler. Daha sonra muhatap kitlelerin Hıristiyanlaştırılması, o yörelerin ekonomik ve siyasi sömürüye hazır hale gelmesine imkan sağlamaktadırlar. Afrika ve Uzak Doğu bunun en canlı örneklerinin yaşandığı yerlerdir.

Türk Ortadoks Patriği Basın Sözcüsü Sevgi ERENEROL, kendisi de bir Hıristiyan olmasına rağmen; “Misyonerlerin hedefi dinlerini yaymak değildir. Asıl hedef bu ülkeden toprak koparabilmektir. Osmanlı İmparatorluğu da misyoner faaliyetler sonucunda yıkılmıştır.” demiştir.

5.      Misyonerliğin Tarihî Temelleri ve Dayanakları

Hıristiyanlar ortaya attıkları iftira ve yalanlarla gerek Kur'an gerekse Hz. Muhammed konusunda emellerine ulaşamayınca kaba kuvvete başvurmuşlar, yıllarca süren ve insanlık tarihine kara bir leke olarak düşen Haçlı savaşlarıyla binlerce insana zulmetmişler ve binlercesinin de ölümüne sebep olmuşlardır. Kudüs'ün Müslümanların elinden alınması ve Müslümanların oralardan atılması için tam sekiz Haçlı seferi düzenlenmiştir. İlk defa Kudüs Hıristiyanların eline geçtiği zaman, oradaki bütün Müslümanlar öldürülmüştür.

Haçlı seferleri ve savaş yoluyla Müslümanların Hıristiyanlaştırılamayacağını anlayan Aziz Francis Asisi ilk misyoner teşkilatı da denilebilecek olan Fransiskenliği kurmuştur. O, Haçlı seferlerine karşı çıkarak Hıristiyan inancının sevgi yoluyla Müslümanlara telkin edilmesini savunmuştur.

Orta Çağ boyunca Hıristiyan dünyası savaş yoluyla elde edemeyeceği yayılmacılığı misyoner faaliyetleri ile kazanma çabası içerisine girmiştir. Fransiskenleri Dominikenler, onları Cizvitler takip etmiştir.

Matta İncili'nin 28. Bap 18-20. cümleleri, misyonerliğin bir emir gibi anlaşılmasına ve her türlü yolun meşrulaştırılmasına sebep olarak kabul edilmiştir:

"Îsâ yanlarına geldi ve onlara söyleyip dedi: Gökte ve yerde bütün hakimiyet bana verildi. İmdi siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve Oğul ve Kutsal Ruh ismiyle vaftiz eyleyin. Size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin ve işte ben bütün günler, dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim."

Matta İncili 4. Bap 19. cümlesinde, Hz. İsa'nın Petrus ve Andreas'a; "İsâ onlara dedi; ardımca gelin, sizi insan avcıları yapacağım" dediği ifade edilmektedir. Bu cümle, Hz. Îsâ'ya inananların kendi inanç değerlerini insanları avlamada bir yöntem olarak kullanabilecekleri iznini vermekte ve yıllarca bu yöntem sayesinde insanlar içine düştükleri, sosyal, kültürel ve ekonomik şartların zorlaması sonucu Hıristiyan misyonerler tarafından avlanmaktadırlar.

Hıristiyanlık üzerinde büyük etkisi olan Pavlus'un yazdıkları Hıristiyan Kutsal Kitabında yer almış ve Hıristiyanlığı yaymayı görev edinenlere örnek olmuştur. Pavlus'un misyonerliğin iç yüzünü açıkça gösteren cümlelerinden bazıları şöyledir:

"Çünkü herkesten azatken, daha çok adam kazanayım diye, kendimi herkese kul ettim. Ve Yahudîleri kazanayım diye Yahûdîlere Yahûdî gibi davrandım; kendim şeriat altında olmadığım halde, şeriat altında olanları kazanayım diye şeriat altında olanlara şeriat altında gibi davrandım; Allâh'a karşı şeraiti olmayanlardan değil, ancak Mesih'in şeraiti altında olarak şeraiti olmayanları kazanayım diye, şeraiti olmayanlara şeraiti olmayan gibi davrandım. Zayıfları kazanayım diye zayıflara zayıf oldum; her suretle bazılarını kurtarayım diye herkese her şey oldum." (I. Korintoslulara, 9/20-23)

Bu cümleden etkilenen Hıristiyan misyonerleri, Hıristiyanlığı yaymak için her yola başvurmuşlar, her fırsatı değerlendirmişlerdir. Bu yolda hedeflerine ulaşmak için her şeyi mubah kabul etmişlerdir. İşin en ilginç olan yanı ise, bunu din adına yapmışlardır.

6.      Metotları

Onlar misyonerlik yapacakları toplumun dinini, kültürünü, sosyal ve ekonomik şartlarını çok iyi öğrenir ve ona göre yetişirler. Her ülkenin şartlarına göre bir program uygular ve faaliyet yürütürler.

Her toplum ve coğrafyaya uygun metotlar üreten misyonerlerin ortak prensibi karşı taraftaki insanların her türlü zaafından yararlanmaktır. Bu konuda başarı elde edebilmek için öncelikle karşı toplumda, örf adet ve geleneklerde, daha genel bir ifade ile kültür ve dini değerlerde bir tahrip ve kişide bu değerlere karşı bir ilgisizlik meydana getirilir. Kişi çevresinden kopartılarak boşluğa düşürülür ve sonuçta bir kimlik arayışına zorlanır.

Bu çerçevede misyonerler, çeşitli problemlerle başı dertte olan, dini ve milli değerler konusunda yeterli donanıma sahip olmayan kimseleri hedef olarak belirler ve onların beklentilerini karşılamaya çalışırlar.

 

Misyonerler, açıktan faaliyetlerin yararlı olmadığı veya sakıncalar doğurduğu ortamlarda gizli metotlara başvururlar. Dolaylı ve gizli yürüttükleri faaliyetlerde, ekonomik imkanlara ilave olarak, tıbbî yardımlara ve eğitim faaliyetlerine öncelik verirler.

Pavlus'un asırlar önce uyguladığı ve kendinden sonrakilere tavsiye ettiği "sevgi"yi en yararlı ve hedefe ulaşmada en etkili bir metot olarak kabul etmişlerdir. Dolayısıyla onlar, Müslümanları tek etkileyecek şeyin "sevgi, saygı ve samimiyet" göstermek olduğunu önemle vurgulamışlardır.

Rahip Samuel Zwemer'in misyonerler için yaptığı şu uyarı çok anlamlıdır:

"Müslümanları vaftiz etmek için boş yere çabalayıp durmayalım. Başka yollar, başka çareler deneyelim. İslâm memleketlerinde girişeceğimiz faaliyetlerde onlara, Hıristiyan adetlerini, Hıristiyan bayramlarını, Hıristiyan kültürünü, Hıristiyan ahlakını aşılayalım…"

Misyonerlerin "sevgi" metodundan yeterince yararlanamadıkları yerlerde devreye soktukları bir diğer etkili metot "nifak" hareketleridir. Nitekim Londra Misyoner Teşkilatı başkanı: "Biz İngilizlerin müreffeh ve saadet içinde yaşamamız için Müslümanlar arasına nifak tohumları ekmemiz lazımdır. Onların içinde ihtilaf kıvılcımlarını tutuşturmalıyız. Biz Osmanlı Devleti'nin her tarafına fitne sokarak onu yıkacağız" diyerek bunu açıkça ifade etmiştir.

Misyoner-Casus teşkilatı başkanı, Hampher’e “Eğer sen İslâm ülkelerinde Sünnî-Şiî kavgasını başlatabilirsen Büyük Britanya’ya en büyük hizmeti yapmış olacaksın” demiştir.

Misyonerler gittikleri ülkelerde inanç ve ahlakî değerleri zayıflatabilmek için müstehcen filmler, içki, fuhuş ve uyuşturucudan da yararlanmayı ihmal etmemektedirler. Ayrıca özel okullar, dil kursları gibi gençliği hedef alan örgün ve yaygın eğitim kurumları misyonerliğin en etkili faaliyet alanlarından birini oluşturmaktadır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK’ün çıkarmış olduğu Tevhîd-i Tedrîsat Kanununun amacı, ülkemizde gayrimüslimlere ait okullarda faaliyet gösteren misyonerle engel olmak ve bu okullarını denetim altına almaktır.

Zwemer’in şu sözleri çok dikkat çekicidir: “İslâm memleketlerindeki misyoner teşkilatı faaliyetlerinin iki cephesi vardır; yapıcı, yıkıcı veya başka bir tabirle erici ve yeniden şekil verici. Meselâ, Türkiye’deki muazzam değişikliklerin müsebbibi, Batı medeniyetinden ziyade misyonerlerde aranmalıdır. Mısır’da ve bütün İslâm aleminde de durum aynen böyledir. Bu memleketlerde Hıristiyanlaşan Müslümanların sayısını öğrenmek için vaftiz istatistiklerine bakmamalıdır. Zira biz şuna eminiz ki günümüzde yüzlerce Müslüman kalplerinden İslâm imanını çıkarmış ve Hıristiyan dinine gizlice inanmaya başlamıştır. Onların Müslümanlığı böyledir.”

7.      Misyonerlik Faaliyetlerine Karşı Alınması Gereken Tedbirler

Son yıllara kadar, uzun tarihi süreçte misyonerlerin en çok emek ve para harcayarak Hıristiyanlaştırmak istedikleri bölgelerin başında Türk dünyası ve Türkiye gelmektedir. Harcadıkları büyük paralar, sarf ettikleri büyük emeklere rağmen bu gayelerine ulaşamamışlar ve ulaşamayacaklardır. Onları bu başarısızlığa iten ana unsur Türklerin sahip oldukları iman, karakter, seciye, kişilik, örf, adet ve geleneklerdir.

         Dinimizi iyi öğrenmek,

         Millî ve manevî değerlerimizi korumak ve sonraki nesillere aktarmak,

         Birbirimizi sevmek,

         Yardımlaşma, toplumsal dayanışma,

         Güzel örnek olmak.