İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

NEZAKET MÜ’MİNİN ŞİARIDIR

 

Allâh’a hamd, Rasûlüne salâttan sonra hepinizi saygı ile selamlıyorum!

İslam’ın özünde, nezaket ve incelik vardır. İnsanın hamuru nezaket ve incelikle yoğrulmuştur. Bunun için,  sevgi ve nezaketle insanlara yaklaştığımızda, bize gönüllerini ve kucaklarını açtıklarını görürüz. Peki, nezaket nedir?

Nezaket, hikmetle hareket etmek, kalp kırmaktan kaçınmak, insanların kalbine girmektir. 

Nezaket, karşımızdaki insana, adeta söz ve davranışlardan meydana gelen güller sunmaktır. 

Nezaket, konusu her ne olursa olsun, karşımızdaki kim olursa olsun muhatabı incitecek söz ve davranışlardan kaçınmaktır. 

Biz Müslümanlar, nezaket konusunda köklü bir geleneğe sahibiz. İslâm tarihine baktığımızda, nezaket ve incelik dersi veren yüzlerce örnek görürüz. 

Bütün insanlığa, her bakımdan en güzel örnek olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), güzel ahlâk, nezaket ve zarafet konusunda da eşsiz bir örnektir. O’nun hayatı, baştanbaşa nezaket ve zarafet örnekleriyle doludur.

Nitekim her insanın ebedî saadete kavuşması için fedakârca çalışan, adeta kendini helak eden Efendimiz (s.a.s.), bir kimsede gördüğü hatayı düzeltirken bile, nezaketi elden bırakmamıştır. Onu muhatap alıp utandırmak yerine, genele hitap ederek; “Bazılarının şöyle yaptığını… böyle davrandığınızı… görüyorum!..” diyerek yanlışı düzeltmiştir[1].

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir nezaket ve incelik timsaliydi. Bir an bile nezaket ve inceliği terk etmezdi. Her yerde ve her kese karşı nâzik ve inceydi. Ne dostlarına, ne de düşmanlarına karşı nezaket ve zarafetten ödün vermişti. Efendimiz, yumuşak huylu, alçak gönüllü, anlayışlı, güler yüzlü ve tatlı dilli bir insandı.

Enes (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.s.)’in nezaketini şöyle anlatmıştır:

Rasûlullâh (s.a.s.) yolda yürürken ashaptan birisiyle karşılaştığında, o yanında du­rursa kendisi de dururdu. O kimse ayrılmadıkça Hz. Peygamber de ayrılmazdı. Karşılaştığı bir sahâbî, ona elini uzatırsa o da elini uzatır; sahâbî elini çekmedikçe o da çekmezdi. Ashaptan biri, kulağına bir şey söylemek için eğilirse, Hz. Peygamber ona kulak verir, o sahâbî sözünü bitirip ağzını çekmedikçe Hz. Peygamber kulağını uzaklaştırmazdı.[2]

Bir defasında da Enes şöyle anlatır:

Allâh’ın Rasûlü biriyle tokalaştığında, o şahıs elini bırakmadıkça bırakmazdı. Karşısındaki yüzünü çevirmeden o yüzünü çevirmezdi.[3]  

İşte bu üstün özellikleri sayesinde Efendimiz, kendini ashabına sevdirmiş, onların gönlüne girmiş ve böylece birbirini seven, sevgi dolu, mutlu ve huzurlu bir toplum meydana getirmiştir.  Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de;

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ

Allâh'ın rahmetiyle sen, onlara yumuşak davrandın. Katı kalpli ve kaba biri olsaydın etrafında kimse kalmazdı. Öyleyse onları affet, onların bağışlanması için dua et!..” buyrulmaktadır[4].

Bizler de mutlu ve huzurlu bir hayat sürmek, fertleri sevgiyle birbirlerine kucak açan, birbiriyle barışık, huzurlu ve mutlu bir toplum meydana getirmek istiyorsak, Rasûlullâh Efendimizi kendimize örnek almalıyız. Zira o bizim için en güzel örnektir. Kur’ân-ı Kerim’de:

لقد كان لكم في رسول الله أسوة حسنة لمن كان يرجو الله واليم الأخر و ذكر الله كثيرا

Allâh'ın rahmetini ve ahiret gününe kavuşmayı ümitle bekleyen ve Allâh'ı çok zikreden sizler için Allâh'ın gönderdiği Peygamber'de güzel örnekler vardır.” buyrulmaktadır[5].

Peygamber Efendimiz, güzel huylu, tatlı dilli, güler yüzlü, kibar tavırlı ve çok dürüst bir kimseydi; her zaman şiddetten kaçınır, kimseye haksızlık etmezdi. Müslümanların da, iyi huylu, güler yüzlü olmasını isterdi. Hz. Peygamber (s.a.s.)’i kendine örnek alan hakiki Mü’min, güler yüzlü, tatlı dilli, doğru sözlü; uyumlu, uyum sağlanılan ve kendisinden kötülük beklenilmeyen bir insan olur[6].

Nitekim bir gün Hz. Peygamber, oturan bir grup sahabînin yanında durarak, “Size en iyiniz ve en kötünüzü bildireyim mi?” diye sorar. Orada oturanlar susar cevap vermezler. Hz. Peygamber üç defa tekrar edince içlerinden biri, “Evet, ey Allâh’ın elçisi, bize en iyimizi ve en kötümüzü haber ver!” der. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz,

خيركم من يرجى خيره ويؤمن شره وشركم من لا يرجى خيره ولا يؤمن شره

Sizin en iyiniz kendisinden iyilik beklenen ve kötülüğünden emin olunandır. Sizin en kötünüz de, kendisinden iyilik beklenmeyen, kötülüğünden de emin olunmayandır” buyurur.[7]

Başka bir hadiste de;

المؤمن مؤلف ولا خير فيمن لا يألف ولا يؤلف

Mü’min insanlarla hoş geçinen, sıcak ilişki kuran kimsedir. Başkalarıyla geçinmeyen ve kendisiyle de geçinilmeyen kişide hayır yoktur.” buyurmuştur.[8]

Müslüman kendisine kötü davranıldığında dahi, din kardeşine güzellikle yaklaşır. Çünkü güzel ahlak; mahrum edene vermek, ilgiyi kesene alaka göstermek, zulmedeni affetmektir. Atalarımız, iyiliğe karşı iyilik her kişinin, kötülüğe karşı iyilik er kişinin harcıdır demiştir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) de, şöyle buyurmuştur:

الا ادلك على اكرم اخلاق الدنيا والآخرة ان تصل من قطعك وان تعطي من حرمك وان تعفو عمن ظلمك

"Dünya ve ahirette en değerli ahlâkı sana öğreteyim mi; senin ile ilişkiyi kesenle irtibatını sürdürmen, seni mahrum edene vermen, sana zulmedeni bağışlamandır."[9]

Değerli Kardeşlerim!

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in gösterdiği işte bu yüce ahlâkı kendimize hayat tarzı edinmeliyiz. Çünkü Rasûlullâh (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde güzel ahlâkın hayatımızdaki önemine şöyle işaret etmiştir:

إن المؤمن ليدرك بحسن خلقه درجة الصاائم القائم

Mümin güzel ahlâkı sayesinde, gündüz nafile oruç tutan ve gece de nafile namaz kılan kimsenin derecesine yükselir.8 Başka bir hadiste de;

ما من شئ أثقل في ميزان المؤمن يومَ القيامة من خلق حسن، وإن الله تَعالى ليبغض الفاحش البذئ

"Kıyâmet günü, müminin mizanında güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur. Fakat Allâh Teâlâ, çirkin ve düşük söz sahiplerine öfkelenir."[10]

Abdullah b. Mübârek güzel ahlakı şöyle tanımlamıştır:

هو بسط الوجه و بذل المعروف و كف الاذى

Güzel ahlak, güler yüzlü olmak, insanlara çokça iyilikte bulunmak, onlara eza ve sıkıntı veren şeylerden uzak durmaktır.[11]

Güzel ahlâkın alâmeti; kendi de dâhil herkese, hatta her mahlûka karşı merhametli ve insaflı olmak, kimsenin ayıbını araştırmamak, özür dileyenlerin özürlerini kabul etmek, başkalarından gelen sıkıntı ve eziyetlere katlanmaktır. Güzel ahlaklı kişi, başkalarının kusurlarını araştırmak yerine, kendi kusur ve kabahatlerini düşünüp araştırır ve onları düzeltmeye çalışır. Büyük-küçük herkese karşı edepli, tatlı dilli, güler yüzlüdür.

Çünkü Yüce Allâh sabredenleri ve iyilik edenleri; insanlara hizmet edeni, öğüt vereni, tatlı dilli, güler yüzlü olanı sever. Sevgili Peygamberimiz, bir hadislerinde buna şöyle işaret etmektedir:

إفراغك من دلوك فى إناء أخيك صدقة وأمرك بالمعروف ونهيك عن المنكر صدقة وتبسمك فى وجه أخيك صدقة وإِماطة الحجر والشوك والعظم عن طريق الناس صدقةٌ وهدايتك الرجل فى أرض الضالة صدقة

Din kardeşinin kabına su doldurman bir sadakadır,

Ona iyi şeyleri tavsiye etmek, onun kötülük yapmasını önlemek bir sadakadır,

Kardeşine karşı güler yüzlü olmak bir sadakadır,

Sokaktan taş, diken, kemik gibi zararlı şeyleri temizlemek bir sadakadır,

Yol sorana aradığı yeri göstermek bir sadakadır.[12]

Başka bir hadiste de;

والكلمة الطيبة صدقة

Güzel söz sadakadır.” buyurmuştur[13].

Tatlı dil ve güler yüz, olumsuzlukları giderir; etrafa pozitif enerjinin yayılmasına vesile olur. Güler yüzlü ve tatlı dilli insanlar, çevresine adeta ışık saçarlar. Güneşin sıcağının, sert buzları  erittiği gibi, tatlı dil, güler yüz de, sert kalpleri yumuşatır ve eritir. Tatlı dilin ve güler yüzün açamayacağı kapı hemen hemen yok gibidir. Tatlı dilli, güler yüzlü insanlar, ailesi, arkadaşları ve sosyal çevresiyle olan ilişkilerinde daima başarılı olurlar. Böyle kimseler herkes tarafından sevilir ve sayılırlar. Tatlı dil ve güler yüz, toplumun kaynaşmasına vesile olur.

Dinimiz, insanları birbirine kaynaştıran her davranışı değerli bulur ve tavsiye eder. Bunun için Rasûlullâh (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

لا تحقرن من المعروف شيئا ، ولو أَن تلقَى أخاك بوجه طلق

Din kardeşine güler yüz göstermekten ibaret olsa bile, hiçbir iyiliği küçümseme![14]

Peygamber Efendimiz, bu hadiste, tebessümdeki sihre dikkatimizi çekmektedir. Aslında tebessüm etmenin bu sihirli gücünü herkes bilir: Tebessüm, iç dünyamızın güzelliklerinin, dışa yansımasıdır. Tebessüm, yorgun olanı dinlendirir, ümitsiz olana neşe ve hayat bahşeder; evde mutluluk, işte başarı getirir. Ayrıca tebessüm, sevginin, insan olmanın anahtarıdır. Aralarında soğukluk bulunan kimselerden birinin dudağında beliren bir tebessüm, aradaki mesafeleri bir anda yok ederek onları birbirine yaklaştırıverir.

Nitekim Yüce Allâh, şöyle buyurmuştur:

و لا تستوي الحسنة و لا السيئة ادفع بالتي هي احسن فاذا الذي بينك و بينه عداوة كانه ولي حميم

İyilik ile kötülük bir değildir. Kötülüğü en güzel biçimde sav, bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak ve samimi bir dost oluvermiştir.[15]

Şair ne güzel demiş:

Edep bir taçtır nûr-u Hüdâ’dan

Giy ol tâcı, emin ol her belâdan. 

Ama ne yazık ki çoğumuz, Cenâb-ı Hakk’ın esirgemeden hepimize verdiği bu serveti kullanmakta cimri davranır, aramıza buzdan duvarlar öreriz.

Saygı Değer Dinleyenler!

Biraz önce de ifade ettiğim gibi dinimizde, küçücük bir ikram, tatlı bir söz, hatta bir gülümseme bile iyilik sayılmış; değer verilmiştir. İnsanın yaptığı iyiliğin az veya çok olması önemli değildir. Değersiz gibi görülen küçücük bir iyilik, belki insanı en büyük azaptan, cehennemden kurtaracaktır. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

اتقوا النار ولو بشق تمرة فمن لم يجد فبكلمة طيبة

Yarım hurma vermek suretiyle de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyun! Onu da bulamayan, güzel bir sözle de olsa kendini korusun.[16]

Görüldüğü gibi güzel söz söylemek, tıpkı Allah rızası için verilen sadaka gibi, bir iyilik ve Allah katında makbul bir davranıştır.

Hz. Ömer (r.a.)’in oğlu, meşhur sahabî Abdullah b. Ömer (r.a.), oğluna yaptığı tavsiyede, tatlı dil ve güler yüzün önemini şöyle anlatmaktadır:

بني، إن البر شيء هين، وجه طليق وكلام لين

Yavrucuğum! Aslında insanı dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıran iyilik, kolay bir şeydir: güler yüz, tatlı dil.[17]

Hz. Peygamber (s.a.s.), bir defasında cenneti tasvir ederek, “Cennette, dışından bakıldığında içi, içinden bakıldığında dışı görülebilen kristal köşkler vardır.” deyince, bir bedevî kalkıp, “O köşkler kimin içindir? Yâ Rasûlallâh!” diye sorar. Bunun üzerine Allâh’ın Elçisi;

لمن أطاب الكلام، وأطعم الطعام، وأدام الصيام، وصلى لله بالليل والناس نيام

Güzel konuşan, nafile oruç tutmaya devam eden, fakirlere yemek yediren ve insanlar uyurken gece namaz kılanlar içindir.” diye cevap verir.[18]

Bu itibarla, karşılaştığımız kimseye gülümseyip, onu selâmlamak, hatırını sormak; hem Allâh’ın rızasını kazanmamıza, hem de sevgi, barış ve huzurun toplumda yayılmasına vesile olur. Zaten dünya ve ahiret mutluluğu, birbirimizi sevmekle elde edilir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, şöyle demiştir:

إن الله يقول يوم القيامة: أين المتحابون بجلالي. اليوم أظلهم في ظلي. يوم لا ظل إلا ظلي

Hiç şüphesiz Allâh Teâlâ Kıyamet günü: “Nerede benim rızam için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bu gün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim.” buyurur[19].

Başka bir hadiste de, birbirimizi sevmeyi imanın gereği olarak kabul ederek şöyle buyurmuştur:

لا تدخلون الجنة حتى تؤمنوا ولا تؤمنوا حتى تحابوا أولا أدلكم على شيء إذا فعلتموه تحاببتم أفشوا السلام بينكم

Îmân etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de kâmil bir imana sahip olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi?.. Aranızda selamı yayınız[20].

Selamlaşma, sevginin yayılmasına sebep olduğundan, Rasûlullâh (s.a.s.) onu ibadet gibi kabul edip bizlere tavsiye etmiştir. Bir adam gelip, hangi amelin daha hayırlı olduğunu sorunca, Efendimiz;

تطعم الطعام وتقرأُ السلام على من عرفت ومن لم تعرف

Fakirlere yemek ikram etmen, ister tanı ister tanıma karşılaştığın her kese selam vermendir.” diye cevap vermiştir.[21] Diğer bir hadiste de,

إن من موجبات المغفرة بذل السلام، وحسن الكلام

Herkese selam vermek ve güzel konuşmak, günahın bağışlanmasına sebep olur.” buyurmuştur[22].

Muhterem kardeşlerim!

İslâm dini, insanların, tatlı dilli, güler yüzlü, cömert, merhametli, nazik ve zarif olmasını ister. Bunun için Kur’ân bize, nezaket ve zarafet dersi verir; yürümenin, bakmanın, hatta konuşurken kullanılacak ses tonunun nasıl olması gerektiğini öğretir. Kur’ân-ı Kerim’de Lokman Hekim, oğluna şöyle öğüt vermektedir:

ولا تصعر خدك للناس ولا تمش في الارض مرحاۜ ان الله لا يحب كل مختال فخور واقصد في مشيك واغضض من صوتك ان انكر الاصوات لصوت الحمير

İnsanları küçümseme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allâh, kibirlenenleri sevmez. Bütün işlerinde ölçülü davran! İnsanlara karşı sesini yükseltme! Çünkü en çirkin ses, eşek anırmasıdır.[23]

Muhatabımız ister dostumuz, ister düşmanımız olsun, ister tanıdık, ister yabancı biri olsun; üslubumuz nezaket, zarafet ve incelik üslubu olmalıdır. Peygamberimiz (s.a.s.); nezaket kurallarının gereği olarak büyüklere saygı, küçüklere sevgi göstermemizi ister:

من لم يرحم صغيرنا و يعرف حق كبيرنا فليس منا

Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimizin hakkını tanımayan bizden değildir[24]

لا يرحم الله من لا يرحم الناس

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez[25]

Nezaket kurallarından biri de, yapılan iyiliğe teşekkür etmektir. Dinimiz, verdiği nimetlerden dolayı Allâh’a hamd etmeyi emrettiği gibi, insanların yaptığı iyiliklere karşı teşekkür etmeyi de emreder. Allâh’a verdikleri nimetlerden dolayı hamd etmek, nasıl bir kulluk borcu ise; insanların yaptığı iyiliklere teşekkür etmek de, bir insanlık borcudur.

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

من صنع إليه معروف فقال لفاعله جزاك الله خيرا فقد أبلغ في الثناء

Kendisine bir iyilik yapılan kimse, “Allâh seni daha hayırlısıyla mükâfatlandırsın!” diye dua ederse, ona en güzel şekilde teşekkür etmiş olur.[26]

Böyle diyen kişi, yapılan iyiliğin kıymetini takdir ederek adeta, “Senin bu iyiliğin, benim yanımda o kadar kıymetli ki, karşılığını ancak Allah verebilir; seni o ödüllendirsin” demektedir.

İslâm’ın insanlara teşekkür etmeye verdiği önemi gösteren bir hadiste Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurur:

لا يشكر الله من لا يشكر الناس

Halka teşekkür etmeyen Allah'a  da şükretmez.[27]

İyiliklere teşekkür etmek, sadece insanın değil, bütün yaratıkların özelliğidir. Teşekkür konusunda ihmali görülen tek varlık, şeytan ve ona uyan insandır. Onun için Rasûlullâh (s.a.s.) Efendimiz, hemcinslerine teşekkürü ihmal eden insanın, Rabbine etmesi gereken şükrü de ihmal edeceğini belirtmiştir. Başka bir ifadeyle, yapılan iyiliklere karşı teşekkür âdeti olmayan bir kimsenin, kendisini yaratan ve sayısız nimetlerle donatan Rabbine şükrünü eda etmemesi kuvvetle muhtemeldir.

Saygı Değer Dinleyenler!

İslâm ahlakıyla bezenmiş, zarif, nazik ve teşekkür etmesini bilen mümin, aynı zamanda bir hata işlediğinde, birini kırdığında veya incittiğinde özür dilemesini de bilir.

Atalarımız “kul, kusursuz olmaz”, “beşer şaşar” demiştir. Müslüman da insan olarak bunun dışında değildir; hata edebilir. Nitekim sevgili peygamberimiz;

كل ابن آدم خطاء وخير الخطائين التوابون

Her insan hata eder. Fakat hata edenlerin en hayırlısı tövbe edendir.” buyurmuştur.

Dolayısıyla iyi Müslüman, hiç hata etmeyen değil, işlediği hatadan dolayı özür dileyen; o hatayı affettirme yollarını arayan kimsedir.

Basit ve önemsiz görülen, ama insanın medeni ve sosyal hayattaki konumunu gösteren özelliklerden biri de özür dilemesini bilmektir. Medeni bir insan olan mümin, statüsü, makamı, konumu ne olursa olsun, gerektiğinde özür diler. Çünkü özür dilemek insanı küçültmez, aksine yüceltir. Sevgili Peygamberimiz, insanlara karşı çok hassas ve kibar olmasına rağmen, bir hutbesinde Eğer sizden birine vurduysam işte sırtım, gelsin vursun; bende alacağı olan varsa işte malım, gelsin alsın” demiştir[28].

Bir hadiste ise Allâh’ın Elçisi şöyle buyurmuştur:

من كانت له مظلمة لأحد من عرضه أو شيء فليتحلله منه اليوم قبل أن لا يكون دينار ولا درهم إن كان له عمل صالح أخذ منه بقدر مظلمته وإن لم تكن له حسنات أخذ من سيئات صاحبه فحمل عليه

Kimin üzerinde bir hak bulunuyorsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı kıyamet günü gelmeden önce, o hakkı helâl ettirsin. Aksi halde, haksızlık yapanın iyi ameli varsa, yaptığı haksızlık kadar o amelden alınır hak sahibine verilir. Eğer iyi ameli yoksa, hak sahibinin günahından alınır, haksızlık yapana yüklenir.[29]

Sonuç olarak;

İmanı gönlüne yerleştiren mü’min, zarif ve nazik olur. Baktığı her yerde, her şeyde, güzellik görür. Meselâ Hz. İsa (a.s.) bir köpek ölüsünün yanından geçerken, etrafındakiler başlarını çevirmiş, fakat o; “Ne de güzel dişleri var.” demiştir.

Kâmil bir imanın kazandırdığı incelik ve zarafet, insanı gönül insanı yapar. Böyle bir insan;

İnce kalpli, zarif, latif ve nazik olur.

O, seven, sevilen, bütün canlılara merhametle yaklaşan, tatlı dilli, güler yüzlü, yumuşak huylu model bir insandır.

O, din kardeşinin sevinciyle mutlu olur, kederiyle üzülür.

O, daima kendini hesaba çeker, kendine yapılan kötülüklere iyilikle karşılık verir ve insanlara karşı hoş görülüdür.

O, insanların kusurlarını araştırmaz, aksine ayıplarını örter.

O, affedici, fedakâr, cefakârdır. Başkalarını incitmek, kırmak şöyle dursun, onların yaptıklarından dolayı incinmez ve kırılmaz. Yani gönül kırmamak için dilini susturabildiği gibi, kırılmamak için kalbinin sızlanmalarını da susturur.

Gönül şairi Alvarlı Efe ne güzel demiş:

Âşık der inci denden,

İncinme incidenden!

Kemalce noksan imiş,

İncinen incidenden.

Yüce Allâh bizleri, nazik, zarif, incitmeyen, incinmeyen, incittiğinde özür dileyen mümin kullarından eylesin!...

 



[1] Ebû Dâvûd, “Edeb” 6.

[2] Tirmizi, “Sıfatu’l-Kıyame ve’r-Rekâik ve’l-Vera’” 46; İbn Mâce, “Edeb” 21; Ebû Dâvûd, “Edeb” 6.

[3] İbn Mâce, “Edeb” 21.

[4] Âl-i İmrân sûresi 3/159.

[5] Ahzâb 33/21.

[6] Ahmed, Bakî Müsnedi’l-Müksirîn, No: 8831, II/400, V/235.

[7] Tirmizi, Fiten, 76, (2263), IV, 528.

[8] Ahmed, Bakî Müsnedi’l-Müksirîn, No: 8831, II/400, V/235.

[9] Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 10/235; Abdurrazzak, Musannef, 11/172; Taberânî, Mu’cemu’l-Evsat, 5/364.

8 Ebu Davud, Edeb,40/7, (V,149)

[10] Tirmizi, Birr,  62. IV, 363.

[11] Tirmizî, Birr, 62. IV, 363.

[12] Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, 5/66; Kenzü’l-Ummâl, 6/438; Celalüddîn Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs, 2/25.

[13] Buhârî, Edeb 34, Cihâd 128, Müslim, Zekât 56

[14] Müslim, Birr 144. Ayrıca bk. Tirmizî, Et`ime 30, Birr 45.

[15] Fussilet, 41/34.

[16] Buhârî, Edeb 34, Zekât 10,  Rikak 49, 51, Tevhîd 36; Müslim, Zekât 66-70. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 37, Kıyâmet 1; Nesâî, Zekât 63-64; İbni Mâce, Mukaddime 13, Zekât 28.

[17] Ebû Bekir el-Harâitî, Mekârimü’l-Ahlâk 1/64.

[18] Tirmizi, Birr, 53.

[19] Müslim. Birr, 12, (III,1988)

[20] Müslim, İman, 22, (93), I,74.

[21] Buhârî, İman, 5/18.

[22] Ebû Bekir el-Harâitî, Mekârimü’l-Ahlâk 1/63.

[23] Lokman 31/18-19.

[24] Ebu Dâvud, Edeb, 66, V, 233.

[25] Buhârî, Tevhît, 2. VIII, 165.

[26] Tirmizî, Birr 87.

[27] Tirmizî, Birr 35; Ebu Dâvud, Edeb 12.

[28] Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, İstanbul, 1980, C. II, 1165.

[29] Buhârî, “Mezâlim” 11.