İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

 

AHLÂK EKSENİNDE DİN

 

Dr. İbrahim PAÇACI

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

 

Allâh'a hamd, Rasulüne salâttan sonra hepinizi saygı ile selamlıyor, "Kutlu Doğum Hafta"nızı tebrik ediyorum.

Sultanımız, seyidimiz, şefimiz, iki cihan güneşi Sevgili Peygamberimizin anısına düzenlenen bu toplantının hayırlara vesile olmasını Yüce Allâh'tan diliyorum.

Sevgili Peygamberimiz dedim, çünkü onu sevmek imanımızın gereğidir. Yüce Allâh, "De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticâret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” buyurmaktadır[1]. Bu ayet inince  Hz. Ömer gelerek, seni anamdan, eşimden, babamdan, oğlumdan, kızımdan çok seviyorum deyince Hz. Peygamber, olmadı ya Ömer der. Kalbi Rasulullah aşkıyla yanan Hz. Ömer, nasıl seveyim diye sorunca, Hz. Peygamber canından da çok sevmelisin diye karşılık verir. Bunun üzerine Hz. Ömer yemin ederek seni canımdan da çok seviyorum ya Rasulallah diye karşılık verir. Allâh'ın elçisi işte şimdi oldu ya Ömer der.

Ashabın Hz. Peygamber aşkı böyleydi. Kendisine hitap edecekleri zaman "anam-babam sana feda olsun ya Rasulallah!" diye seslenirlerdi.

Hz. Ebu Bekir, … (Açıktan tebliğ teklif ediyor. Müşriklere tebliğde bulunuyor. Dövülüyor. Babası Ebu Kuhafe, annesi Ümmü’l-Hayr Selma ayıltmaya çalışıyor. Ayılınca Ömer b. Hattab’ın kızı Ümmü Cemile’ye sormasını söylüyor. (…))

 

Yasir…

 

Bunun için bizim de Hz. Peygamberi sevmemiz gerekir. Ancak onun sevmek onun sünnetine sarılmak, onu kendimize örnek olarak almak, başka bir deyişle onun ahlakı ile ahlaklanmakla olur. Onun ahlakı ise, Kur'an ahlakıdır. Hatta bizzat Kur'an'ın kendisidir. Hz. Aişe validemiz, kendisine Sevgili Peygamber'imizin ahlakı sorulduğundaRasulüllah'ın ahlakı Kur'ân idi” demiştir[2]. Bugün bu konferansımızda Güzel Ahlak, Ahlak Bağlamında Din konusu üzerinde durmaya çalışacağım.

A.       Ahlak ve Din

Sözlükte huy, seciye, tabiat, mizaç, karakter gibi anlamlara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğulu olan ahlâk, bir terim olarak, “insanın iyi veya kötü olarak nitelendirilmesine sebep olan mânevi vasıflarının, huylarının ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışlarının bütününe” verilen addır. Ayrıca bu konuları inceleyen bilim dalına da ahlâk adı verilir.

Din ise; akıl sahibi şuurlu insanları, kendi irade ve arzularıyla, hayırlı, iyi ve güzel olan şeylere sevk eden ilahî kanun; kemale ermek için tutulacak en doğru yoldur[3]. Peygamberler aracılığıyla tebliğ edilen bu ilâhi kanun; yaratılışı ve yaratılış gayesini, ölüm ötesini, Yaratana ve yaratılmışlara karşı vazifeleri, hangi işlerin hayırlı, iyi, faziletli, hangi işlerin kötü ve zararlı olduğunu öğretir; insanlara, hidayet ve saadet yollarını gösterir.

“Bir olan Allâh’a ibadet, insanlara iyi muameleden ibaret” sözü, dinin tarifinin özü sayılabilir.[4]

B.       Kuralların Gerekliliği

Nefsanî arzulara, kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılınmıştır[5]. İnsan mala aşırı derecede düşkündür [6], o kadar ki, “şayet iki vadi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister, gözünü ancak toprak doyurur”[7].

Bir yönüyle cıvık-yapışkan bir çamurdan[8], aşağılık bir sudan, meniden[9], topraktan[10] yaratılan insan, diğer yönüyle de Allah'ın kendi ruhundan üfleyerek yaratıp[11], yer ve göklerdeki her şeyi emrine verdiği[12] yeryüzündeki halifesidir[13]. Bu sebeple, iyilik de kötülük de insanın tabiatından uzak değildir.

Bu nedenle, fertlerin birbirlerine ve topluma, toplumun da fertlere karşı  hareket tarzları ile birbirleriyle olan münasebetlerini düzenleyen kaidelerin bulunmadığı bir toplumda düzenden, intizamdan söz edilemez. Bu sebeple, her toplumda, sosyal hayatı düzenleyen din, hukuk, ahlak kuralları gibi normlar ve bunların müeyyideleri bulunmuştur. İşte bunun içindir ki, Allâh Teâlâ da ilk insanla birlikte uyulması gereken kuralları Peygamberleri vasıtasıyla bildirmiştir. Son olarak da, Hz. Muhammed’i, peygamberlikle görevlendirerek ilahi mesajlarını insanlığa ulaştırmıştır.

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den bu yana bütün peygamberler, Allâh’ın birer elçileri olarak, insanlara hep bu “yüksek ahlâkî değerleri” öğretmişlerdir. Onun tebliğ ettiği hak din kemale erdiği gibi[14] güzel ahlak da onunla kemale ermiştir. Nitekim bir hadislerinde, “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuşlardır[15].

Mümin ve müslüman olmak ibadet etmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, kötülükleri terk etmeyi gerektirmektedir. İslâm dini açısından “ahlâk, dinin meyvesidir”. İslâm’ın inanç esaslarına inanan ve şartlarını yerine getiren kişi, dininin ve dindarlığının meyvesini almak istiyorsa, ahlâkî değerlere de sahip olması ve onlara riayet etmesi gerekmektedir.

Sevgili Peygamberimiz, bu gerçeği hadislerinde “Ahlâk dinin kabıdır, muhafazasıdır” şeklinde ifade etmişlerdir.

İslâm ahlâkı, Kur'ân ve Sünnet temeline dayanır. Hatta Allâh’ın Rasulünün ifadesiyle “İslâm güzel ahlâk”ın ta kendisidir[16]. Başka bir hadislerinde de “Güzel ahlaka sarıl. Çünkü insanların ahlak bakımından en iyi olanları dindarlığı en iyi olanlarıdır.” buyurmuştur[17].

Peygamberimiz her konuda olduğu gibi, ahlâk konusunda da en güzel örnektir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” buyurulmaktadır[18].

Sevgili Peygamberimiz, “Şüphesiz kul, güzel ahlakı sayesinde, ibadeti az da olsa, ahiret mertebelerinin en yükseğine kavuşur; kötü huyu sebebiyle de, çok ibadet edenlerden de olsa, Cehennemin dibini boylar.” buyurmuştur[19].

Ashabı bir gün, huzurlarında, bir kadından söz ederken, “her gün oruç tutar, bütün gece namaz kılar. Yalnız bir şey var ki, ahlâkı kötüdür; diliyle komşularını rahatsız eder” deer. Buna karşı Hz. Peygamber, “Onda hayır yok. O kadın Cehennemliktir”.

Güzel ahlaka sarıl. Zira ahlakları güzel olanların dinleri de güzeldir.

Mü’minlerin imanca en olgunları ahlakça en güzel olanlarıdır. Onlar alçak gönüllü; herkesle iyi geçinen, herkesin kendisiyle hoş geçindiği, uyumlu kimselerdir. Geçimsiz, uyumsuz kimselerde hayır yoktur.

Peygamberimiz kendisi en yüksek ahlaka sahip olmasına, ve hepimizin öreği olmasına rağmen;

Allah’ım! Yaratılışımı güzel yaptığın gibi ahlakı mı da güzel yap.[20]

…Allah’ım! Beni amellerin en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet... Amellerin kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni koru...[21] diye dua etmiştir.

İnsanları ahlaklı olmaya çağırmış ve “Sizin bana en sevimli olanınız ve kıyamet gününde en yakın olanınız ahlakı en güzel olanınızdır[22]

Sizin en hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır[23]ve “Kıyamet gününde müminin mizanına konacak en değerli şey, güzel ahlaktır…”[24]

İnsanın değeri dini-dindarlığı, asaleti ahlâkı, yiğitliği aklıdır.[25] buyurmuştur.

Buna göre kişi ahlakî kurallara ne kadar riayet ediyorsa imanı o kadar kuvvetli, ne kadar ahlâkî zafiyeti varsa o kadar iman zafiyeti var demektir.   

C.       Güzel Ahlâk Nedir? Bazı Güzel Huylar

İslâm ahlakının temelini ve özünü, yaratana saygı, yaratılana sevgi ile hakşinaslık ve ölçülü olmak oluşturmaktadır.

1.         Allâh’a saygı, yaratıklara şefkat

Müslüman’ın ahlakı “Allâh’a saygı, yaratıklara şefkat” şeklinde özetlenebilir. Buna göre Müslüman, Allâh’a ve O’nun emir ve iradesine saygılıdır.

İbadetlerin, Allah rızasını kazanmanın yanında temel amaçlarından biri de kişinin nefsini terbiye etmesi, söz, fiil ve davranışlarına çeki düzen vermesidir.

Orucun gayesinin insanın edep ve ahlakını güzelleştirmek olduğunu açıkça ifade etmektedir. Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor, edep ve ahlakını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış demektir, böyle bir oruçtan istenilen sevap da elde edilemez.

Allâh'ın emir ve yasaklarına saygılı olmasının yanında, başına geleni de eline geçeni de O’ndan bilir ve hayatı bütünüyle anlayışla karşılar.

Her işte Allâh’ın bir hikmeti bulunduğunu düşünür; onu görmeye çalışır:

Hak şerleri hayreyler,

Zannetme ki gayreyler,

Arif anı seyreyler,

Görelim Mevla neyler

Neylerse güzel eyler.

Deme niçin bu böyle

Yerincedir ol öyle

Sabret sonun seyreyle

Görelim Mevla neyler

Neylerse güzel eyler.”

Eline geçenlere karşı şükür, başına gelenlere karşı sabır göstererek, hayatı, yüksek bir moralle-maneviyatla kucaklar. Eline geçenler onu şımartmaz ve azdırmaz; başına gelenlere karşı “Bu da nereden geldi başıma?” diyerek isyan etmez, başkaldırmaz.

Allâh’a saygılı ve sevgili; yaratıklara şefkatli kişi, büyüklerine karşı saygılı; küçüklerine karşı sevgilidir.

Büyük deyince, ana-baba, küçük deyince de çocuklar ilk olarak akla gelir.

İnsanın, Allâh’a iman ve ibadetten sonra en önemli ödevi, ana ve babasına saygı, sevgi ve ilgi göstermesidir.Çocuklar küçük olsun, büyük olsun anne ve babalarına itaat ve hürmette kusur etmemelidir. Hayatın çeşitli zorlukları içinde onları büyütüp, her sıkıntıya katlanan anne ve babalar, her bakımdan hürmet ve itaate layıktırlar. Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh Teâlâ’ya ibadet ediniz.” buyrulduktan sonra, “Anne-babaya iyilik ediniz.” (Bakara suresi : 83) diye emredilmiştir. Yine onlara “Öf!" demek bile (İsra suresi: 23) yasaklanmıştır.

Ana-babaya saygı, sevgi ve ilgi, dinimiz açısından o derece önemli bir ahlak ilkesidir ki, insan, bu ilkeye uyması sayesinde Cenneti hak ederken, ana babasını incitmesi durumunda, Allâh’a şirk koşma veya mahkemede yalan şahitlik yapma derecesinde büyük günaha girer.

Müslüman, ana-babasına ve akrabasına, onlar iyi de olsalar, kötü de olsalar, kendisine iyi de davransalar kötü de davransalar, kayıtsız şartsız iyilik etmek, onlara sevgi, saygı ve ilgi göstermek durumundadır. Müslüman, hiçbir şart altında ana-babasına ve akrabasına kötü davranmaz, onlar hakkında kötülük düşünmez.

Lokman suresinde, ana-babamızın, doğrudan, Allâh’a ortak koşmaya zorlaması durumunda bile, onların bu isteklerine uymamamız, ama bu dünya hayatında onlara karşı borçlu olduğumuz ilgiyi, saygı ve sevgiyi göstermemiz gerektiğini öğretilmektedir. (Lokman 31/14-15)

Yüce Allâh, “Allâh’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz Allâh, kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” buyurmaktadır[26].

Sevgili Peygamberimiz, “Size büyük günahlar nedir, bildireyim mi?” diye sorar ve “Allâh’a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek, yalancı şahitlik yapmaktır.” buyurur[27].

Ancak büyükler, ana-babadan ibaret olmadığı gibi küçükler de çocuklardan ibaret değildir. Ana-babamızın yanında büyükanne-büyükbabalar, ağabeyler, ablalar, amcalar, halalar, dayılar, teyzeler, komşu amcalar, komşu teyzeler, komşu ağabeyler, komşu ablalar… büyüklerimizden olduğu gibi, nerede olursa olsunlar yaşlılarımız, öğretmenlerimiz, devlet görevlilerimiz de büyüklerimizdendir. Müslüman bunların hepsine saygı gösterir.

Yüce Allâh, biraz önce zikrettiğim ayette, komşulara da sevgi, saygı ve ilgi gösterilmesini emretmektedir. Sevgili Peygamberimiz de, “Cebrail bana komşular hakkında o kadar ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki, komşu komşuya varis olacak sandım.” buyurmuştur[28]. Başka bir hadiste, “Allâh’a ve ahirete iman eden komşusunu rahatsız etmesin.” buyurmuştur[29].

Hz. Peygamber üç defa tekrar ederek “vallâhi iman etmiş olmaz” diye yemin eder. Kimin olduğu sorulunca da, “komşusu, şerrinden emin olmayan kimse” buyurur[30].

Müslüman, komşusu kendisini rahatsız etse de, ona karşılık vermez, sabreder. Bir sahabî Allâh’ın Rasulüne gelip, komşusunun kendisini rahatsız ettiğinden şikayet ederek, ne yapması gerektiğini sorar. Hz. Peygamber sabretmesini söyler. Daha sonra yine aynı şikayette bulunur ve aynı cevabı alır. Üçüncü defa şikayet edip katlanamayacağını söyleyince, oradan taşınmasını söyler. Sahabî eşyasını kapının önüne çıkarınca, oradan geçenler sebebini sorar. O da olanı anlatınca, diğerleri de rahatsız eden komşuyu kınayıp tepkilerini ortaya koyarlar. Bunu gören komşu özür dileyerek taşınmamasını ister ve güzel bir komşu olur.[31]

İyilik, iyi söz ve davranış ile kötülük, kötü söz ve davranış bir değildir. Kötülüğü en güzel biçimde sav, bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık bulunan kimse  sanki sıcak ve samimi bir dost oluvermiştir.[32]

Senin ile ilişkiyi kesen kimse ile ilişkini sürdür,  seni mahrum edene ver, sana zulmedeni bağışla[33]

Sevgili Peygamberimiz, “Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimizi sevmeyen bizden değildir” buyurmuştur[34].

Başka bir hadislerinde de, “Siz yerde olanlara acıyın ki Göktekiler de size acısın!” buyurmuştur[35].

Çocukları sevmek de, onların eğitimini güzel yapmak, dünya ve ahiret için hazırlamakla olur. Bunun için de anne ve babaların öncelikle kendilerinin güzel örnek olmaları, çocuklarının karınlarına haram lokma sokmamaları ve doğru ve faydalı bilgi vermeleriyle olur.

Güzel ahlakın göstergelerinden biri de, misafire saygı, sevgi ve ilgi göstermek, misafiri ağırlamaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “Allâh’a ve Ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin” buyurmuştur[36]

2.         Yaratıklara değer vermek

Allâh'ı seven, sayan, onun emir ve yasaklarına saygı duyan kişi, yaratıklarının en şereflisi olan insana, insan olduğu için değer vermelidir. Atalarımız bunu çok güzel ifade etmişlerdir:

Her geceni kadir bil

Her geçeni Hızır bil!

Bilindiği gibi “Hızır” Allâh’ın sevgili kulu anlamında, sembol bir isimdir. Buna göre, ülkene veya evine gelen veya yolda karşılaştığın insanın görünüşüne bakma. Belki de o, bir Hızır’dır; Allâh’ın sevgili bir kuludur. Çünkü, Allâh’ın sevgili kulunun kim olduğunu ancak O bilir.

Hz. Peygamber, “Müslüman, başkaları ile hoş geçinen ve kendisi ile hoş geçinilen kimsedir. Geçimsiz kimsede hayır yoktur.” buyurmuştur[37].

Bunun gibi kişi, başta yakın çevresi olan insandan başlayıp, kediye, köpeğe; yerdeki dikene, ota ve çiçeğe kadar her şeye karşı sevgi ve anlayış doludur; onların sadece kusurlarını değil, iyi yanlarını da görür. Hiçbir iyi yanını göremedikleri hakkında ise, onların Allâh’ın birer yaratığı, eseri olduğunu düşünür; “yaratılanı hoş gör, Yaratandan ötürü” felsefesi ile hareket eder ve her şeye karşı sevgi besler.

Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaratılanı hoş gördük

Yaratandan ötürü.

Onun için Müslüman, sadece insan çevresine değil; kedi-köpekten ota-çiçeğe kadar bütün bir çevreye sevgi gösterir, onları kollar ve korur.

Sadece onları birer varlık olarak kollamakla kalmaz, onların yaşadığı ortamı da temiz tutar, o ortama zarar vermez, kirletmekten sakınır.

Aynı çevrede hatta aynı dünyada yaşayan insanlar da geniş manada kendileri ile beraber yaşadığımız insanlar olup, onlara karşı da ödev ve sorumluluklarımız vardır:

-          Herkesle ortak kullandığımız çevreyi temiz tutmak, onu kirletmemek,

-          Su, elektrik, benzin ve gaz gibi yine herkesle ortak kullandığımız şeyleri; dikkatli kullanmak ve onları ihtiyaçtan fazla kullanarak israf etmekten kaçınmak.

-          Başta gürültü olmak üzere, çevreyi rahatsız edecek davranışlardan sakınmak,

-          Yardıma muhtaç kimselere elimizden geldiğince yardımcı olmak. Mü'min kardeşinin eşyasını taşımasına yardım etmek, Kazaya uğramış kimselere “ilkyardımda bulunmak” ve “durumdan ilgilileri haberdar etmek” bu çerçevedendir.

3.         Hakşinaslık

Yüce Allâh’ın güzel adlarından biri de Hakk’tır. Hakşinas olmak demek Hak’tan yana olmak demektir.

Hakşinas insan, hakkına razı olan, haksızlığa tenezzül etmeyen insandır. Kendisi tenezzül etmediği gibi, bir başkasının haksız teşebbüsüne meydan vermeyen, haksızlığa kalkışan kişi, anası-babası veya eşi-dostu da olsa, hakkı söylemekten çekinmeyen, sonuç, kendi menfaatini de ilgilendirse, haktan ve adaletten ayrılmayan insandır.

Kur'an'da "Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve yakınlarınız aleyhlerine de olsa, Allâh için şâhit olarak adaleti gözetin;(haklarında şahitlik ettikleriniz)  ister zengin olsun, ister fakir olsun. Çünkü Allâh onlara daha yakındır. O halde, nefsinize uyup adaletten ayrılmayın. Lafı eğer büker veya şahitlik etmekten kaçınırsanız, bilin ki Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır." buyurulmaktadır[38].

4.         Ölçülü Olmak

Ahlaki davranışların temelinde yatan hasletlerden biri de ölçülü olmaktır.

Ölçülü olmak, ifrat ve tefritten yani her türlü aşırılıktan kaçınmak demektir. Mü'min, her işinde, her davranışında ölçülü olmalıdır. Hatta sadaka verirken, severken bile.

Hz. Peygamber "Sevdiğini ölçülü sev, olur ki, bir gün aran açılabilir. Yerdiğini de ölçülü yer; olur ki bir gün, dostun oluverir." buyurmuştur Aşırı gitmemek ve ölçülü olmak, ahlâkî meziyetlerden olan adaletin de, iffetin de, şecaatin de esasıdır.

5.         Adalet

Adalet, aşırılıklardan uzak orta yolu takip etmek, hak yol üzere dosdoğru olmak, dinen haram kılınan şeyleri terk edip, farzları yapmak, içi-dışı, özü-sözü, fiil ve davranışları bir olmak, haklıya hakkını, suçluya cezasını tam olarak vermek, suç ve cezada eşit davranmak, şirk, küfür, nifak ve zulmü terk etmek anlamlarına gelir.

Adalet öyle bir duygudur ki, onu çocuk, başta ana-babası, çevresinden alır; hayatta geliştirir. Bunun için anne ve babaların, çocukları arasında adaleti gözetmesi, kız-erkek, büyük-küçük ayrımı yapmaması gerekir. Anne babanın çocuklarına karşı görevlerinden biri de aralarında herhangi bir ayırım yapmaksızın onlara karşı eşit muamelede bulunmaktır. Böyle bir davranış, onların görevi olduğu kadar çocuğun da tabii hakkıdır. Çocukların kız-erkek, büyük-küçük olması sonucu değiştirmez.

Sahabeden Beşir b. Sa'd, oğlu Nu'man'a bir (arsa veya köle) hibede bulunmak istediğinde eşi Hz. Peygamber (s.a.v.)'i buna şahit tutmasını ister. Beşir bunun için Resûl-i Ekrem'e gelir ve olayı anlatır. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Öteki çocuklarına da bir şey bağışladın mı?" diye sorar. Hayır cevabını alınca, "Allah'a karşı sorumluluk bilinci içinde olun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın" buyurur[39]. Hz. Peygamber (s.a.v.)in bu ifadesinden sonra Beşir b. Sa'd hibesinden dönmüştür[40]. Konuyla ilgili bir başka hadislerinde ise Hz. Peygamber (s.a.v.), "Bağış konusunda çocuklarınıza eşit davranın. Şayet birisini tercih etmem gerekseydi kadınları erkeklere tercih ederdim" buyurur[41].

Hak ve adalet duygusu gelişmiş toplumlarda rüşvet de, ona bağlı bir takım yolsuzluk ve ahlaksızlıklar da görülmez.

6.         Şecaat

Şecaat, cesaret, kahramanlık, her toplumda övgüyle karşılanan bir güzel huydur. Temel haklarımızdan hürriyet ve mülkiyetimizin, onsuz edemeyeceğimiz vatanımızın, her şeyimiz olan ırz ve namusumuzun tehlikeye düşmesi durumunda, ölümü de göze alarak savaşmak, hem insanlığımızın, hem ahlâkımızın, hem de dinimizin gereğidir.

         Anneler yavrularını savaşa gönderirken;

Türk evladı odur ki,

Vatan bildiği toprağı,

Ana ırzı bilerek,

Yad ayağı bastırmaz,

Bir yabancı bayrağı,

Ezan sesi duyulan

Hiçbir yere astırmaz.

Mustafa Kemal Çanakkale Savaşlarında tezahür eden bu inancı şöyle anlatıyor:  “… Karşılıklı siperlerimiz arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak... Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tamamen şehit düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar gıptaya şayan bir itidal ve tevekkülle, biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."

7.         Doğruluk

Yüksek değerlerin başında doğruluk gelmektedir. Doğruluk deyince, özde doğruluk, sözde doğruluk ve işte doğruluk akla gelmelidir. Özün, sözün ve işin doğru olması, dürüst ve ahlaklı kişinin işidir.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz, "Kalbi düzelmedikçe kişinin dini düzelmez. Dili düzelmedikçe kalbi düzelmiş olmaz. Davranışlarını düzeltmedikçe de bunlar düzelmiş olmaz.” buyurmuştur[42].

Başka bir hadislerinde de, "Doğruluğu elden bırakmayınız. Doğruluk iyiliğe, iyilik Cennete götürür. Yalandan da kaçınınız. Yalan kötülüğe, kötülük ise Cehenneme götürür." buyurmuşlardır[43].

Dürüst olanlar Allâh katında da insanlar arasında da makbul ve muteber kimselerdir.

Doğruluk, insanlar arasındaki güvenin de kaynağıdır. Onun içindir ki, imanın da ölçüsüdür. İmanlı kişi özü-sözü doğru kişidir. “Yalan ile iman bir arada durmaz!” diye ne güzel buyurulmuş[44].

Aldatmak, sözle olduğu gibi yaptığı işe hile karıştırmak ile de olur. Bunun için Hz. Peygamber, “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurmuştur[45].

8.         Temizlik

Temizlik de güzel huylardandır. Huyu güzel olan kişinin, içi de dışı da temiz olur.

İç temizliği, kalp temizliğidir. Ahlaklı insanın kalbi temiz olur; kimseye haset etmez, kimseye kin beslemez, kimse hakkında kötülük düşünmez, kimsenin kötülüğünü istemez. Herkese sevgi ve saygı doludur. Sevgili Peygamberimiz, “Birbirinize haset etmeyiniz, birbirinize kin ve buğz beslemeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz… Ey Allâh’ın kulları, kardeş olunuz![46]; “Müslüman’ın kalbinde, haset ile iman bir araya gelmez.[47] buyurmuştur.

Kur’an’da, “O gün ne mal fayda verir ne evlat. Ancak Allâh’a temiz kalp ile gelenler müstesna.” buyurulmaktadır[48].

İçi temiz olan kişinin temizliği dışına da yansır. Ahlakı güzel kişi, dış temizliğine de önem verir. Vücudunu temiz tutar; temiz giyinir ve yaşadığı çevreyi temiz tutar.

Nitekim Hz. Peygamber, “Temizlik imanın yarısıdır.[49]; “Allâh temizdir, temizi sever.[50] buyurmuştur.

9.         Sabır

Ahlâkî değerlerin en önemlilerinden biri de sabırdır. Sabır hastalık, afet ve ölüm gibi musibetleri Allâh’tan bir imtihan bilip onlara katlanmaktır. Ayrıca imtihan konularından olan ödevlerimizi yerine getirmek için katlanılması gereken zorlukları göğüslemek ve bizi öfkelendiren davranışlar karşısında kendimize hakim olmak da sabrın konusudur.

Kur’an’da, “Şüphesiz Allâh sabredenlerle beraberdir.[51]; “Andolsun ki sizi korku ve açlıkla; mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.[52]; “Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız olarak verilir.[53] buyurulmaktadır.

Hz. Peygamber de, “Ben mü’minin işine hayranım. Zira onun her işi, kendisi için hayırdır: Bolluk ve nimete kavuşursa onu Allâh’tan bilir ve ona şükreder, onun için hayır olur. Darlık ve musibetle karşılaşırsa onu da Allâh’tan bilir ve ona sabreder, bu darlık ve musibet de sonuç itibariyle kendisi için hayır olur.” buyurmuştur[54].

10.     Şükür

Önemli güzel huylardan biri de şükürdür. Şükür, iyiliği iyilik olarak görmek, onu takdir etmek, iyilik yapana teşekkür etmektir.

Kişinin iyiliği teşekkürle karşılaması bir insanlık borcudur. Bize verdiği nimetlere karşı Allâh’a şükretmek ise kulluk borcudur. Bu itibarla şükür en önemli ibadetlerdendir. Temel ibadetler de, birer şükürdür.

Bu manada şükür, hem ahlakî bir ödev, hem de bir ibadettir.

Kur’an’da “Şükrederseniz, size olan nimetimi arttırırım. Nankörlük ederseniz, bilesiniz ki azabım pek çetindir.[55]

Şükür, nimetin cinsinden olmalıdır. İnsanın, sahip olduğu mal-mülk ve servete karşılık “Ya Rabbi! Bana bunca nimet verdin, sana çok şükür” demesi bir şükürdür. Ancak, o kimsenin, sahip olduğu maldan, muhtaç olanlara Allâh rızası için vermesi, işte tam şükür budur. Bunun gibi sağlığın, hayatın, bedenin şükrü de, zamanının bir kısmını Allâh’a ibadet için kullanmaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “insanın vücudunda ikiyüz küsur eklem vardır. Her güneş doğdukça, bu eklemlerine karşılık bir şükür borcu oluşur. O borç ancak günde beş vakit namaz kılmakla ödenir.[56]; “Oruç bedenin zekatıdır.[57] buyurmuştur.

Gerek teşekkür etmesini gerek şükretmesini bilen, halka karşı insanlık, Allâh’a karşı kulluk borcunu ödemekle kalmaz, daha çok iyilik görür.

Allâh'a şükrettiğimiz gibi, insanlara da teşekkür etmeliyiz. Sevgili Peygamberimiz, “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allâh’a da şükretmiş olmaz.[58]; “Azına şükretmeyen, çoğuna da şükretmez.[59]

11.     Hüsnüzan

Başkası hakkında olumlu düşünmeye, hüsnüzan denmektedir. Kur’an’da, “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakınınız. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirlerinizin kusurlarını da araştırmayın…” buyurulmaktadır[60].

Sevgili Peygamberimiz de, “Zandan sakınınız. Zira zan, sözün en yalanıdır.” buyurmuştur[61].

12.     Cömertlik-Yardımseverlik

Güzel huylardan biri de cömertlik ve yardımseverliktir. Cömert kişi, elindeki imkandan başkalarının da yararlanmasından hoşlanan kimsedir. Cömert, ikram etmekten zevk alır.

Hz. Peygamber, “Cömert, Allâh’a yakındır.” buyurmuştur[62].

Kur’an’da, “Kendileri çok ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” buyurulmaktadır[63].

13.     Tevazu ve Vekar

Tevazu, alçak gönüllü olmak anlamına gelmekte olup, insanın saygınlığını arttıran bir haslettir. Alçak gönüllü olan, çevresinin gözünde ve gönlünde yükselir, sevilir ve sayılır.

Vakar ise, hafiflikten kaçınmak ve ağırbaşlı olmaktır.

Hz. Peygamber, “Bir kimse Allâh için, samimi olarak tevazu gösterirse Allâh onu yükseltir.” buyurmuştur[64]. Kur’an’da da, “Rahman’ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında “selam” der geçerler.” buyurulur[65].

14.     Emanet

Emanet, en küçüğünden en büyüğüne, bütün sorumluluklarımızı kapsar. Dolayısıyla, emanetten söz edilince, hayattaki bütün sorumluluklardan söz edilmiş olur. Hz. Peygamber, “Bir kimse bir kardeşine bir şey anlatır da o sırada sağa-sola bakınırsa, söylenen o söz artık bir emanettir.” buyurmuştur[66].

Emanet konuları, söz ve bilgi emanetinden başlayarak eşya ve idare konularına doğru genişler.

15.     Vefa

Güzel huyların en önemlilerinden biri de vefa’dır.

Hz. Peygamber, akrabalık, dostluk ve arkadaşlık haklarının korunması ve gözetilmesi demek olan vefa konusunda ana ve babaya karşı ödenecek evlatlık borcuna ilk sırayı vermiştir.

Sevgili Peygamberimiz, “Biri size bir iyilik ederse, onu karşılıksız bırakmayınız. Bir karşılık bulamıyorsanız, onu duacı olunuz, (Allâh senden razı olsun deyiniz)” buyuruyor. Hz. Peygamber’in öğretilerine göre dostun dostuna karşı vefalı oluşu: “Ona haksızlık etmemek; onu haksızlığa terk etmemek; mahcup etmemek ve yalan çıkarmamaktır.” şeklinde tanımlanmıştır[67].

Başka bir ifade ile sen herkesten, doğrudan veya dolaylı olarak yardım ve iyilik görmektesin.

O halde iyi duygularımızı, iyi davranışlarımızı ve iyi dileklerimizi bütün insanlara, hatta bütün yaratıklara şamil kılmalıyız ki beraber yaşadığımız dünyadakilere karşı insanlık ödevi demek olan vefa borcumuzu yerine getirmiş vefakar insanlardan olabilelim.

16.     Nefis Terbiyesi

Kişinin doğuştan sahip olduğu iyi ve kötü yeteneklerini kendi iradesi ile kontrol etmesine; iyi yeteneklerini işletmek suretiyle geliştirirken kötü yeteneklerini frenlemek suretiyle kendisini eğitmesine nefis terbiyesi denir.

Kur'an'da, "Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş; onu kötülüklere bulayan ise ziyan etmiştir." buyurulmaktadır[68].

İslâm terbiyesini almış, onu içine sindirmiş olan kamil mü'min, iyi şeylere; doğruluğa, dürüstlüğe, helali-haramı gözetmeye, iffete namusa, edep ve hayaya meyyaldir. İçinden gelen şeyler hep böyle iyi ve güzel şeylerdir:

Uykusundan kalkar, temizlik ve ibadetini yapar. İşine gider; üstüne düşeni en güzel bir şekilde yapmaya özen gösterir. Vakti gelince helalinden yemeğini yer, ibadetini yapar. Konuştuğunda doğruyu söyler, söz verince yerine getirir.

Yardıma muhtaç birini görünce, elinden geldiği kadar yardım etmeye çalışır. Kimseyi incitmez. Kimseyi çekiştirmez. Herkesin hakkını kendi hakkı kadar, herkesin malını kendi malı kadar, herkesin ırz ve namusunu kendi ırz ve namusu kadar… dokunulmaz, hatta kutsal kabul eder.

Yakınlarına ve fakirlere zekatıyla, fitresiyle, sadakasıyla destek olur. Elinden geliyorsa ihtiyaç olan yerlere cami, okul, hastane, yol, çeşme ve benzeri hayırlar yapar; yaptırır.

Kısaca iyilik ve hayrın birini bitirince, içinden diğerine başlamak gelir. Bununla da yetinmez, huzuru ancak o iyi davranışlarda bulur. İyilikler, onun iç dünyasının havası, suyu gibi olur.

Bunları yapmak elinden gelmediği için yapamasa da, yapanları sever, kendisi de yapabilme heves ve arzusu içinde yaşar.

İşte bu nefsin olgunlaşıp, Allâh'ın kendisinden, kendisinin de Allâh'tan razı olduğu bir haldir.

Her insan, bu olgunluğa, bu mertebeye ulaşabilmek için kendini eğitebilir. Bu da dinimizin gösterdiği hedefleri ve bunlara ulaşma yollarını öğrenip, bu hedeflere ulaştıracak fiil ve davranışlara elimizden geldiği kadar elimizden geldiğince yönelmekle olur:

Namazı, orucu, haccı, zekatı kısaca ibadetleri, temizliği, doğruluğu, yardımı ve iyilikseverliği kısaca güzel ahlakı farz bilip elimizden geldiğince bunları yapmaya çalışmak; yalanı, dolanı, hileyi, haramı… yasak bilip bunlardan sakınmak, iç dünyamızı eğitecek ve geliştirecek başlıca çarelerdir.

 

 



[1] Tevbe 9/24.

[2] Taberî, XIV, 29/18

[3] bk. el-Cürcânî, Ta’rîfât, “dîn” md.; Tehanevî, Keşşâf, “dîn” md. II/305; Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II/1061-1064.

[4] M. Asım Köksal, Dini ve Ahlaki Sohbetler, c.1, s.2.

[5] Âl-i İmran, 3/14

[6] Âdiyat, 100/8; Fecr, 89/20.

[7] Müslim, Camiu’s-Sahih, Zekât, 116, 119; Buharî, Camiu’s-Sahih,  Rikak, 10; Et-Tirmizî, Sünen, Menakib, 32, 64; Dârimî, Sünen, Rikak, 62; İbn Hanbel, Müsned, V/117, 131, 132, 319.

[8] Sâffât, 37/11.

[9] Mürselat, 77/20.

[10] Hacc, 22/5.

[11] Hicr, 15/29; Sâd, 38/72.

[12] Lokman, 31/20; Casiye, 45/13.

[13] Bakara, 2/30; Fatır, 35/39.

[14] Mâide, 5/3.

[15]  Ahmed, II, 381. Malik,Husnü'l-Huluk,8.

[16] el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, III, 17. No:5225.

[17] Ahmed, V, 89.

[18] Kalem 68/4.

[19] Ebû Dâvûd, Edeb, 8.

[20] Ahmed, I, 403. VI, 68, 155.

[21] Nesâî, İftitah, 16. II, 129.

[22] Tirmizi, Birr, 71. IV, 370.

[23] Buhari, Edeb, 38. VII, 81. Müslim, Fedail, 68. Tirmizî,  Birr, 47, İman, 6. Ebu Davud, Sünnet, 14,

[24] Tirmizî, Birr, 62. IV, 362.

[25] Ahmed, II, 365.

[26] Nisa 4/36.

[27] Buharî, Şehadet, 10.

[28] Buhari, Edeb, 28.

[29] Buhari, Edeb, 29.

[30] Müslim, İman, 73.

[31] Ebu Davud, Edeb, 132.

[32] Fussilet, 41/34.

[33] Ahmed, IV, 158.

[34] Tirmizi, Birr, 15.

[35] Tirmizi, Birr, 16.

[36] Buhari, Edeb, 31.

[37] Ahmed b. Hanbel II/400.

[38] Nisa 4/135.

[39] Buhârî, Hibe,12.

[40] Müslim Hibât,13.

[41] Said b. Mansur, Sünen, I/97, Nr.293.

[42] Ahmed b. Hanbel, III/198.

[43] Buhari, Edeb, 69.

[44] Ahmed b. Hanbel, II/349.

[45] Müslim, İman, 164.

[46] Buhari, Edeb, 57.

[47] Nesâî, Cihad, 8.

[48] Şura, 26/88-89.

[49] Müslim, Taharet, 1.

[50] Tirmizi, Edep, 41.

[51] Bakara 2/153.

[52] Bakara 2/155.

[53] Zümer 39/10.

[54] Müslim, Zühd, 64.

[55] İbrahim 14/7.

[56] Müslim, Zekat, 45.

[57] İbn Mâce, Zekat, 44.

[58] Ebû Davud, Edeb, 11.

[59] Ahmed b. Hanbel IV/278.

[60] Hucurat 49/12.

[61] Buhari, Vesaya, 8.

[62] Tirmizi, Birr, 40.

[63] Haşr 59/9.

[64] Müslim, Birr, 69.

[65] Furkan 25/63.

[66] Tirmizi, Birr, 39.

[67] Buhari, Mezalim, 3.

[68] Şems 91/9-10.