İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

SELÂM VE SELÂMLAŞMA

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ ادْخُلُواْ فِي السِّلْمِ كَآفَّةً وَلاَ تَتَّبِعُواْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانإِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.”[1]

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَالْمَلِكُالْقُدُّوسُالسَّلَامُ

"O, öyle bir Allâh'tır ki, ondan başka hiçbir tanrı yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten çok uzaktır, barış ve güven verendir.." (Haşr, 56/23)

 

المسلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُؤمِنُ مَنْ أمِنهُ الناسُ على دمائهم وأمْوَالِهِمْ. 

Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kimsedir. Mü'min de, halkın, can ve mallarını kendisine karşı emniyette bildikleri kimsedir.[2]

 

وَإِذَا حُيِّيْتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّواْبِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَسِيبًا

“Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık ver! Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.” (en-Nisâ 4/86)

يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

“Ey inananlar! Evlerinizden başka evlere, izin almadan, seslenip sahiplerine selam vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha iyidir” (Nur 24/27).

فَإِذَا دَخَلْتُم بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنفُسِكُمْتَحِيَّةً مِّنْ عِندِ اللَّهِ مُبَارَكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُون

“Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.” (en-Nûr 24/61)

وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْوَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”[3]

   

مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى

"Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette,  birbirlerine şefkatte mü'minlerin misâli, bir bedenin misâlidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler."[4]

 

إن الله يقول يوم القيامة: أين المتحابون بجلالي. اليوم أظلهم في ظلي. يوم لا ظل إلا ظلي

Hiç şüphesiz Allâh Teâlâ Kıyamet günü: “Nerede benim rızam için birbirlerini sevenler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bu gün onları, kendi arşımın gölgesinde gölgelendireceğim.” buyurur.[5] 

 

Kur'an-ı Kerîm'de Yüce Allâh kullarını ve bazı peygamberleri barış anlamına gelen “selâm” kelimesiyle selâmlamaktadır. Bir kaç örnek verelim:

سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

"Onlara(cennetliklere) merhametli Rabbin söylediği selâm vardır" (Yâsîn, 36/58)

 

سَلَامٌعَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

Bütün âlemlerde Nuh'a selâm olsun!" (Saffât, 37/79)

سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ

"İbrahim'e selâm! Dedik" (Saffât, 37/109)

وَتَرَكْنَاعَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ  سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

"Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selâm olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık." (Saffât, 37/119-120);

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ  سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ.

"Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık. "İlyas'a selâm!" dedik." (Saffât, 37/129-130)

 

Müslümanlar, karşılaştıkları ve ayrıldıkları zaman "Selâmün aleyküm" diyerek selâm verir; "aleyküm selâm" diyerek selâm alırlar. Bu şekilde selâm vermek sünnet ve almak ise bir görevdir. Selâm Müslümanların Müslüman olduğunun bir işareti ve Müslümanların şiarıdır.

 

Böylece barış anlamına gelen "selâm" kelimesini kullanarak selâmlaşma sadece iki insan arasında cereyan eden bir olay olmanın ötesinde, iyi bir Müslüman olmak için yapılması gereken bir kulluk görevidir. Selam, dînî bir inancın ve ahlâki bir faziletin gereğidir. İnsanlar arasında güzel münasebetlerin kurulmasını ve devamını sağlar. Toplumda, her türlü maddi menfaatin üzerinde karşılıklı kardeşliğin tesis eder.

Selâm, yeryüzündeki Müslümanların birbirleriyle her karşılaşma ve ayrılmalarında binlerce defa tekrarlanmaktadır. Bu şekilde "barış", İslâm’da, adeta bir “Slogan” haline getirilmiştir.

 

Dünyada olduğu gibi cennettekiler de cennette "Selâm" kelimesini kullanarak selâmlaşacaklardır. Nitekim Yüce Allâh, şöyle buyurmaktadır:

تَحِيَّتُهُمْ يَوْمَ يَلْقَوْنَهُ سَلَامٌ وَأَعَدَّ لَهُمْ أَجْرًا كَرِيمًا

"Kendisine kavuştukları gün, Allâh'ın onlara iltifatı, "selâm" dır. Allâh onlara çok değerli mükâfat hazırlamıştır."  (Ahzâb,   33/44)

سَلاَمٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ

 (Melekler:) "Sabrettiğinize karşılık size selâm olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir! (derler)." (Ra'd,  13/24)

Yüce Allâh, cennete "Güvenlik ve Barış Yurdu" adını vermiş, cennetin barış yapılarak kazanılabileceğine imada bulunmuştur.

وَاللّهُيَدْعُو إِلَى دَارِ السَّلاَمِ وَيَهْدِي مَن يَشَاء إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

"Allah kullarını barış yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir." (Yunus, 10/ 25)

لَهُمْ دَارُ السَّلاَمِ عِندَ رَبِّهِمْوَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

"Rableri katında onlara barış yurdu (cennet) vardır. Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur." (En'âm, 6/127)

Yüce Mevlâ cennete girecek olan kullarının barışı simgeleyen selâm sözüyle selâmlanarak karşılanacaklarını beyan buyurmaktadır:

إِنّالْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِينَ

 "Takvâ sahipleri mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklardır. 'Oraya emniyet ve selâmetle girin' (denilir, onlara)." (Hicr, 15/45,46)

ادْخُلُوهَابِسَلَامٍ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ

"Oraya selâmetle girin. İşte bu, ebedi yaşamanın başladığı gündür" (Kâf, 50/34)

وَسِيقَ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ إِلَىالْجَنَّةِ زُمَرًا حَتَّى إِذَا جَاؤُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْخَزَنَتُهَا سَلَامٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَادْخُلُوهَا خَالِدِينَ

 "Rablerine karşı gelmekten sakınanlar ise, bölük bölük cennete sevk edilir, oraya varıp da kapıları açıldığında bekçileri onlara: Selâm size! Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere girin buraya, derler." (Zümer, 39/73) 

الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُالْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَاكُنتُمْ تَعْمَلُونَ

"(Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir." (Nahl, 16/32)

Yüce Allâh'ın kendilerinden razı ve memnun olduğu kimselere vereceği ödül,  "Barış Yolu"nu göstermek olacaktır. Barış yolu ise insanı dünya ve âhirette mutlu edecek olan İslâm'dır. Böylece Cenabı Mevlâ, İslam’ın barış demek olduğuna işaret etmektedir. Bir ayet-i kerîmede Cenâb-ı Hak:

يَهْدِي بِهِ اللّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُسُبُلَ السَّلاَمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنِ الظُّلُمَاتِ إِلَىالنُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

"Rızasını arayanı Allah onunla barış yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru bir yola iletir.." (Mâide, 5/16) buyurur.

 

Müslümanların barış anlayışı, barışı sadece inanan insanlarla sınırlı tutmak değil, aksine onu bütün insanlığa sunmaktır. Onlar, kendileriyle barışık olmayan insanlara, bilgisiz hatta inançsız olanlarla bile barışık olduklarını ve kendilerine güvenebileceklerini söyleyen Yüce Allâh'ın "kulum" diyerek sahiplendiği insanlardır. Nitekim, Yüce Mevlâ şöyle buyurur:

وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِهَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا

"Rahman'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) "Selâm!" derler (geçerler)" (Furkan, 25/63)

وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَأَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْلَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ

"Onlar, boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size. Size selâm(barış) olsun. Biz kendini bilmezleri (arkadaş edinmek) istemeyiz, derler." (Kasas, 28/55)

وَقِيلِهِ يَارَبِّ إِنَّ هَؤُلَاء قَوْمٌلَّا يُؤْمِنُونَ.  فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ.

"(Resûlüllâh'ın:) Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir, demesine karşı Allah: Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selâm olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu." (Zuhrûf, 43/88, 89)   

 

عَنْ عَائِشَةَأَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ص كَانَ إِذَا سَلَّمَ قَالَ ‏"اللَّهُمَّ أَنْتَ السَّلاَمُ وَمِنْكَ السَّلاَمتَبَارَكْت يَا ذَاالْجَلاَلِ وَالإِكْرَامِ ‏"‏ ‏.‏

Hz. Aişe (ra) den: Peygamber namazdan çıkıp selam verdiği zaman “Allahım barış ve esenlik sensin ve barış ve esenlik ancak senden gelir. Ey celal ve ikram sahibi sen yüceler yücesisin” derdi.[6]

Müslümanlar, kıldıkları her namazın sonunda "es-Selâmu Aleyküm ve rahmetullâh" derler. Orada olan ve olmayan; görünen ve görünmeyen varlıkları selâmlayarak onlarla barışık olduklarını ilan ederler. Namaz ibadetinin bu şekilde bitirilmesi anlamlıdır. Kulun sırf Allâh ile münasebette bulunduğu ibadetini bitirirken diğer yaratıklarla münasebete geçeceği bir zamanda onları selâmlayarak işe başlaması, onun diğer yaratıklara karşı iyi niyetini ifade etmenin yanında barışa ne denli önem verdiğinin bir başka kanıtıdır. Aynı zamanda barışın, ibadet ederken yaşanılan manevi duygularla yüklü olgun bir insanın ulaştığı bir hasıla olarak da değerlendirilmesi mümkündür. Çünkü barışı gerçek anlamda yaşamak, yüksek değerlerle beslenip olgunlaşmış olmakla yakıdan ilgilidir.  

 

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَيُّ الْإِسْلَامِ خَيْرٌ قَالَ تُطْعِمُ الطَّعَامَ وَتَقْرَأُ السَّلَامَ عَلَى مَنْ عَرَفْتَ وَمَنْ لَمْ تَعْرِفْ

(Buhârî, İman, 5, 18)

أَلاَ أَدُلُّكُمْ عَلَى أَكْرَمِ أَخْلاَقِ الدُّنْيَا وَالآخِرَةِ؟ تَعْفُو عَمَّنْ ظَلَمَكَ وَتُعْطِى مَنْ حَرَمَكَ وَتَصِلُ مَنْ قَطَعَكَ

(Beyhaki, 10/235 (H.No: 21621))

Peygamber efendimiz selâm vermenin Müslümanların birbiri üzerinde olan hakları olduğunu şöyle açıklamıştır.

أَنَّ أَبَا هُرَيْرَةَ رَضِي اللَّهم عَنْهم قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهم عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ حَقُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ خَمْسٌ رَدُّ السَّلَامِ وَعِيَادَةُ الْمَرِيضِ وَاتِّبَاعُ الْجَنَائِزِ وَإِجَابَةُ الدَّعْوَةِ وَتَشْمِيتُ الْعَاطِس

Ebû Hüreyre "Resûlullâh'ı şöyle söylerken işittim" dedi:"Müslüman'ın, Müslüman üzerinde beş hakkı vardır. Bunlar, selâm almak, hastayı ziyaret etmek, cenaze törenine katılmak, daveti kabul etmek ve hapşıran kimseye 'Allâh, rahmet etsin'  demektir." (Buhârî, Cenâiz, 2, II/70)

 

أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِيَّاكُمْ وَالْجُلُوسَ عَلَى الطَّرِيقِ وَرُبَّمَا قَالَ مَعْمَرٌ عَلَى الصُّعُدَاتِ قَالُوا يَا رَسُولَ اللَّهِ لَا بُدَّ لَنَا مِنْ مَجَالِسِنَا قَالَ فَأَدُّوا حَقَّهَا قَالُوا وَمَا حَقُّهَا قَالَ رُدُّوا السَّلَامَ وَغُضُّوا الْبَصَرَ وَأَرْشِدُوا السَّائِلَ وَأْمُرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَوْا عَنْ الْمُنْكَرِ

(Müsned, 18/131)

 

Selamlaşmak sevginin, sevgi de imanın gereğidir

Topluma karşı sorumluluklarımızın başında, birbirimizi sevmek ve karşılıklı haklarımıza saygı göstermek gelmektedir. Sevgili Peygamberimiz, birbirimizi sevmeyi imanın gereği olarak kabul etmiş ve şöyle buyurmuştur:

لا تدخلون الجنة حتى تؤمنوا ولا تؤمنوا حتى تحابوا أولا أدلكم على شيء إذا فعلتموه تحاببتم أفشوا السلام بينكم

İmân etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de kamil bir imana sahip olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi?.. Aranızda selamı yayınız[7].

خيركم من يرجى خيره ويؤمن شره وشركم من لا يرجى خيره ولا يؤمن شره

Sizin en iyiniz kendisinden iyilik beklenen ve kötülüğünden emin olunandır. Sizin en kötünüz de, kendisinden iyilik beklenmeyen, kötülüğünden de emin olunmayanınızdır” buyururlar.[8]

Kur’an-ı Kerim’de,

ولا تستوى الحسنة ولا السيئة، ادفع بالتى هي أحسن فاذا الذى بينك وبينه عداوة كأنه ولى حميم

İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir” buyurulmaktadır (Fussilet 41/34).

عَنِ ابْنِ عُمَرَ ؛ فِي الرَّجُلِ يَدْخُلُ فِي الْبَيْتِ، أَوْ فِي الْمَسْجِدِ لَيْسَ فِيهِ أَحَدٌ ، قَالَ : يَقُولُ : السَّلاَمُ عَلَيْنَا وَعَلَى عِبَادِ اللهِ الصَّالِحِينَ.

(İbn Ebî Şeybe, Musannef, 8/460)

 

السَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ بِكُمْ لَاحِقُونَ

(Müslim, Taharet, 39)

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْواً وَلَا تَأْثِيماً {} إِلَّا قِيلاً سَلَاماً سَلَاماً

“Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma Yalnızca bir söz (işitirler "Selam, selam"[8]

الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

“Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin"[11]

يَا أيُّهَا النّاسُ أفْشُوا السَّلام ، وَأْطعِمُوا الطْعَامَ، وَصِلُوا الأْرحامَ ، وَصَلُّوا والنَّاس نيامٌ ، تَدْخُلوا الجُنَّة بسلام

“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle cennete girersiniz”[15]

 

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِمَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman 31/18-19)

 



[1] Bakara, 2/208

[2] Buhari, İman 4, 5 (I, 8-9); Tirmizi, İman 12, (V, 17) (2629)

[3] Enfâl, 8/46

[4] Buhari, Edeb, 27, (VII, 77)

[5] Müslim. Birr, 12, (III,1988)

[6] Nesai, Sehv, 82 , c. 3, s. 69.

[7] Müslim, İman, 22, (93), I,74.

[8] Tirmizi, Fiten, 76, (2263), IV, 528.