İbrahim PAÇACI

 

CENAZE İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

 

Hasta ve ölen kişilere karşı vazifelerimiz nelerdir?

 

Cenaze için salâ verilir mi?

 

Cenazenin bulunduğu odada  Kur’ân okunabilir mi?

 

Cenaze başka bir yere nakledilebilir mi?

 

Cenazelerin yıkanması?

 

Cenazenin   kefenlenmesi

 

Cenaze namazının hükmü nedir?

 

Cenaze namazı nasıl kılınır?

 

Cenaze namazını kılmanın bir vakti var mıdır?

 

Kimlerin cenaze namazı kılınmaz?

 

Birden fazla cenaze için tek bir cenaze namazı kılınabilir mi?

 

Bir cenazeye birden fazla namaz kılınabilir mi?

 

Gıyâbî cenaze namazı kılınabilir mi?

 

Cenaze namazı cami içerisinde kılınabilir mi?

 

Ayakkabı ile cenaze namazı kılınabilir mi?

 

Defin ve cenazenin yıkanması konusunda yapılan vasiyet geçerli midir?

 

Cenaze geçerken ayağa kalkmanın dini hükmü nedir?

 

Gayrimüslimlerin cenaze merasimlerine katılmakta sakınca var mıdır?

 

Gayrimüslim bir cenaze Müslüman mezarlığına defnedilir mi?

 

Müslüman bir cenaze gayrimüslim mezarlığına defnedilir mi?

 

Ölüyü tezkiye etmenin dini hükmü nedir?

 

“Telkin” ne demektir, nasıl yapılır?

 

Ölen kişinin arkasından ağlamanın ve yas tutmanın hükmü nedir?

 

Ölü sahiplerinin, cenaze merasiminden sonra yemek vermesi uygun mudur?

 

Taziye ne demektir, hükmü nedir?

 

Bir mezara birden fazla cenaze defnedilir mi?

 

Çok katlı mezar yapılması dinen uygun mudur?

 

Mezar başka bir yere nakledilebilir mi?

 

Mezar yaptırmanın hükmü nedir?

 

Ölü, hayatta olanların hallerini bilir mi?

 

Mezar ve türbe ziyaretlerinin usulü nedir?

 

Kadınlar kabir ziyaretinde bulunabilir mi?

 

Ölen kişiye sevabı bağışlanmak üzere hayır yapmanın ve Kur’an okumanın hükmü nedir?

 

Cenazede alkış tutulması ve ıslık çalınması caiz midir?

 

Cenazeye çelenk, çiçek göndermenin hükmü nedir?

 

Kabir üzerine oturmanın hükmü nedir?

 

Adetli kadın kabir ziyareti yapabilir mi?

 

 

 

CENAZE İLE İLGİLİ HÜKÜMLER

 

 Hasta ve ölen kişilere karşı vazifelerimiz nelerdir?

 

İslam dîni sosyal dayanışma, adalet ve yardımlaşmaya büyük önem vermiştir. Bu çerçeveden olarak, hastaları ziyaret ederek onlara Allah'tan şifa, sıhhat ve afiyet dilemek, sabır ve tahammül tavsiye etmek, dünya hayatını terk etmek üzere olan hastaları kıbleye çevirip, onlara şahadet telkin etmek tavsiye edilmiş, vefat hadisesi gerçekleşince ölüyü yıkamak, kefenlemek, namazını kılmak, kabre kadar taşımak, defnetmek ve ölü için dua etmek de sosyal görev olarak kabul edilmiştir. Ayrıca ölen bir Müslüman’ın ardından Allah'tan rahmet dilemek, hayırla yad etmek ve iyiliklerinden bahsetmek dînimizin tavsiye ettiği davranış biçimidir. Nitekim Hz. Peygamber ölülerimizi hayırla anmamızı bizlere tavsiye etmiştir.

 

Diğer taraftan mirasçılar, ölenin varsa borçlarını mutlaka ödemeli, vasiyetlerini yerine getirmelidirler.

 

 Cenaze için salâ verilir mi?

 

Salâ; Cemâati bayram veya Cuma namazına çağırmak ya da bazı yerlerde kılınacak cenaze namazını haber vermek amacıyla camilerde okunan Hz. Peygambere selam ve övgüdür.

 

Ölüm haberinin çeşitli yollarla duyurulması sünnettir. Bu bakımdan, minareden cenaze salası okunması ve arkasından da ölen kişinin adının ve memleketinin söylenmesinde dinen bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak, ölen kişi için övücü sözler söylenmesi uygun değildir.

 

 Cenazenin bulunduğu odada  Kur’ân okunabilir mi?

 

Yıkanmadan önce veya yıkandıktan sonra, Kur'an-ı Kerim okunarak sevabı cenazenin ruhuna bağışlanabilir. Bazı bilginler, yıkanıncaya kadar cenazenin bulunduğu odada sesli olarak Kur’an okumayı hoş karşılamamışlardır. Bununla beraber, cenaze yıkanmadan yanında veya başka bir odada Kur'an okunabilir.

 

 Cenaze başka bir yere nakledilebilir mi?

 

Kişinin, öldüğü yere gömülmesi müstehabtır. Ancak, cesedin kokma tehlikesi yoksa, cenazenin başka bir memlekete taşınmasında ve oraya gömülmesinde bir sakınca yoktur.

 

 Cenazelerin yıkanması?

 

Ölen bir Müslüman’ı yıkamak, kefenlemek, onun için namaz kılıp dua etmek ve kabre gömmek Müslümanlar için farz-ı kifayedir.

 

Cenâzenin bir an önce yıkanması, kefenlenip hazırlanması ve defnedilmesi müstehaptır. Cenâze, yıkamak için önce yüksekçe bir yere, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırılır. Göbeğinden diz altına kadar olan avret yeri bir örtü ile örtülür ve elbisesi tamamen çıkarılır. Ağzına ve burnuna su vermeksizin abdest aldırılır. Sonra üzerine ılık su dökülür, sabun ile yıkanır. Daha sonra sol yanına çevrilerek sağ tarafı, sağ tarafına çevrilerek sol tarafı yıkanır.

 

Her yıkayış üç defadan az olmamalı, gereksiz yere su israf edilmemelidir. Dağılacak şekilde bozulmuş olan cenâzenin sadece üzerine su dökmekle yetinilir. Ölüyü kendisine en yakın akrabasının yıkaması daha uygundur. Ölü yıkandıktan sonra bir bezle kurulanır ve kefenlenir. Başına ve sakalına güzel koku sürülür, secde yerlerine kâfur dökülür.

 

Ölünün adeta yeni doğmuş gibi yıkanması, bir yönüyle yeniden doğuşu sembolize etmekte; başka bir yönüyle de dünya hayatının kendisi üzerinde bıraktığı kir ve tozu gidererek Allah’ın huzuruna tertemiz gitmeyi temsil etmektedir.

 

 Cenazenin   kefenlenmesi

 

Cenâzenin yıkanıp kurulanmasından sonra, bedenini örtecek şekilde sarılan beze kefen denir. Cenâzenin kefenlenmesi, Müslümanların üzerine farz-ı kifâye olup bu işleme tekfîn denilir. Erkek ve kadınlar için farklı olmak kaydıyla kefenler üçe ayrılır:

 

Sünnet olan kefen; erkekler için gömlek, izâr ve lifâfe olmak üzere üç parça; kadınlar için bunlarla birlikte, baş örtüsü ve göğüs örtüsü olmak üzere beş parça bezdir.

 

İhtiyaç halinde, erkekler için izâr ve lifâfe olmak üzere iki parça; kadınlar için de bunlarla birlikte baş örtüsü olmak üzere üç parça bez ile yetinilir. Zorunluluk halinde ise, başka bir şey bulunmadığında, bütün vücudunu örtecek bir bezdir. Bunda erkek ve kadın aynıdır.

 

Kefenlemede kullanılan kamîs, gömlek anlamına gelmekte olup, boyundan ayaklara kadar cenâzeyi örten bezdir. İzâr, baştan ayaklara kadar örten bir bezdir. Lifâfe ise, baştan ayağa kadar olan ve kefenin en üstüne gelen parçasıdır. Bu, ayak ve baş tarafından bağlanması için biraz daha uzundur.

 

Kefenin beyaz renkli pamuk bezinden olması daha faziletlidir. Kefen olarak kullanılacak bez, çok basit ve adî veya çok pahalı olmamalı, ölünün mal varlığına uygun olarak alınmalıdır.

 

 Cenaze namazının hükmü nedir?

 

Cenâze namazı, farz-ı kifayedir; kadın olsun erkek olsun yalnız bir kişinin bu namazı kılmasıyla farz yerine getirilmiş olur. Cenâze namazı, Allâh’a övgü, Rasulullah’a salât ve ölü için duadan ibarettir.

 

Cenâze namazı rüku ve secdesi olmayan bir namazdır; rükünleri kıyam ve tekbirdir. Cenâze namazında iftitah tekbiriyle birlikte dört tekbir bulunmaktadır. Selam vermek vaciptir. Sünnetleri ise, Allâh’a hamd ve senâ etmek, Rasulullah’a salât ve selam getirmek, hem ölüye hem de Müslümanlara dua etmekten ibarettir.

 

Cenâze namazında taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riayet edilir. Namazı kılınacak cenâzenin Müslüman olması, yıkanıp kefenlenmiş olması, cemaatin önünde olması, bedeninin tamamı veya yarıdan fazlası, yahut başı ile birlikte en az yarısının bulunması gerekir. Canlı olarak doğup ölen çocuk yıkanır ve cenâze namazı kılınır.

 

 Cenaze namazı nasıl kılınır?

 

Cenâzeye karşı ve kıbleye yönelik olarak saf bağlanır ve niyet edilir. İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar. Tekbirden sonra imam ve cemaat içlerinden, “ve celle senâüke” cümlesiyle birlikte “Sübhaneke” duasını okurlar. Ardından imam ellerini kaldırmadan tekbir alır, cemaat da içinden tekbir alır ve hepsi içlerinden “Salli” ve “Barik” dualarını okur. Tekrar aynı şekilde tekbir alırlar ve bilenler cenâze duasını, bilmeyenler de, dua niyetiyle “Fatiha” suresini veya başka bir dua okur. Daha sonra yine aynı şekilde tekbir alınır ve arkasından sağa ve sola selam verilir. Böylece namaz tamamlanmış olur.

 

 Cenaze namazını kılmanın bir vakti var mıdır?

 

Cenaze namazının kılınması için belirli bir vakit yoktur; günün her saatinde cenaze namazı kılınabilir. Ancak bazı alimler kerahet vakitlerinde cenaze namazının kılınmasını mekruh saymışlardır. Hazırlanmış olan bir cenazenin, bekletilmeden namazı kılınıp defnedilmesi daha uygundur. Bununla beraber, daha çok cemaatin katılması, ölen kişinin akraba, eş, dost ve komşuları gibi hukuku bulunan insanlara ölüm haberini duyurup son görevlerini yapmak üzere cenaze merasiminde bulunabilmelerinin sağlanması amacıyla, cenaze namazının vakit namazlarından sonra kılınması teâmül haline gelmiştir.

 

 Kimlerin cenaze namazı kılınmaz?

 

Müslüman olmayanların cenaze namazı kılınmaz. İslam bilginleri, annesini veya babasını kasten öldüren, çatışmada öldürülmesi halinde, yol kesen ve meşru devlet düzenine isyan suçu işleyenlerin de cenaze namazlarının kılınmayacağını söylemişlerdir. 

 

 Birden fazla cenaze için tek bir cenaze namazı kılınabilir mi?

 

Birden fazla cenaze hazır olduğunda, bunların namazlarını ayrı ayrı kılmak daha uygun ise de, birden fazla cenaze için tek bir namaz kılmak da yeterlidir.

 

 Bir cenazeye birden fazla namaz kılınabilir mi?

 

Cenaze namazı bir defa kılınmakla farz yerine getirilmiş olur. Bu nedenle, tekrar kılınması gerekmez. Ancak, cenaze namazında bulunamayan kişiler, daha sonra münferit olarak veya ayrı bir cemaatle aynı cenaze için tekrar cenaze namazı kılabilirler. Nitekim, Hz. Peygamber, cenaze namazında hazır bulunamadığı Ümmü Sa’d için daha sonra cenaze namazı kılmıştır (???).

 

 Gıyâbî cenaze namazı kılınabilir mi?

 

Bir kısım İslam bilginlerine göre, cenaze namazı kılınabilmesi için cenazenin hazır bulunması gerekir. Bununla birlikte, hazır bulunmayan cenaze için, namaz kılınabilir. Zira Hz. Peygamber, Necâşî'nin cenaze namazını gıyabında kıldırmıştır (???).

 

 Cenaze namazı cami içerisinde kılınabilir mi?

 

Genel kural olarak, cenaze namazı cami dışında kılınır. Ancak yağmur, çamur, soğuk gibi bir mazeret bulunması durumunda cenaze namazı camide kılınabilir. Hz. Peygamber, Beyza isminde bir kadın sahabînin vefat eden iki oğlunun cenaze namazını camide kıldırmıştır.

 

 Ayakkabı ile cenaze namazı kılınabilir mi?

 

Bütün namazlarda olduğu gibi cenaze namazında da namaza mani olan pisliklerden temizlik (necasetten taharet) şarttır. Buna göre, cenaze namazı kılacak kimsenin ayakkabılarında namaza engel bir pislik yoksa, namazını ayakkabıları ile kılmasında dinen bir sakınca bulunmamaktadır.

 

 Defin ve cenazenin yıkanması konusunda yapılan vasiyet geçerli midir?

 

Sağlığında kendisini belirli bir kimsenin yıkamasını, cenaze namazını kıldırmasını ve defnetmesini yahut da belirli bir yere defnedilmesini vasiyet eden kişinin, bu vasiyeti bağlayıcı değildir. Ancak, ölünün yakınları, dilerlerse bu vasiyeti yerine getirebilirler.

 

 Cenaze geçerken ayağa kalkmanın dini hükmü nedir?

 

Dinimize göre, ister Müslüman olsun, isterse kafir, bütün insanlar saygıdeğerdir. Nitekim Kur'an'da "Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık." buyurulmaktadır (İsrâ 17/70). İnsana hayattayken saygı gösterilmesi gerektiği gibi, ölümünden sonra da saygı gösterilmesi gerekir. Hz. Peygamber, yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış, orada bulunanların kendisine bunun bir Yahûdî cenazesi olduğunu haber vermeleri üzerine, "o da bir nefis (insan) değil miydi?" buyurmuştur (Buhari, Cenaiz, 50; Nesâî, Cenâiz, 45-47; İbn Mâce, Cenaiz, 35). Cenazeye şahit olan kişi, vefat edenin yakınlarına taziyede bulunup üzüntülerini paylaşmalı, onlara ve cenazeye saygılı davranmalı, ayrıca bundan ibret almalı ve tefekkür etmelidir. Ayağa kalkmak da bu ruh halinin bir ifadesidir. Sonuç olarak, cenaze için ayağa kalkmak, zaruri olmamakla birlikte, ölüye ve yakınlarına saygının ifadesi olarak güzel bir davranıştır.

 

 Gayrimüslimlerin cenaze merasimlerine katılmakta sakınca var mıdır?

 

Müslümanlar gayrimüslimlerin cenaze törenlerine katılabilirler. Ancak, böyle bir merasime katılan kişinin, diğer dinlere ait duâ, ibadet ve benzeri dînî ayin ve ritüellerin icrasına katılması ve gayrimüslim ölüler için rahmet dilemesi caiz değildir.Taziye ve teselli amaçlı olarak, bu tür ziyaretler yapılabilir.

 

 Gayrimüslim bir cenaze Müslüman mezarlığına defnedilir mi?

 

Dini örfte ve uygulamada, bir kimse vefat ettiğinde, kendi mensup olduğu dinden; daha önce vefat eden kişilerin defnedildiği kabristana defnedilir.

 

Tarih boyu Müslüman mezarlıkları, büyük bir itina ile Hıristiyan ve Yahudi mezarlıklarından ayrı mekanlarda oluşturulmuştur. İslam Dininin, ölülerin techiz, tekfin   ve defin işlemlerinde, kabir ziyareti, okuma ve dua usullerinde kendine has uygulamaları vardır. Bunlar Müslüman Türk halkımızın öz kültürü olmuştur. Kültür erezyonu, kimlik kaybı bir millet için sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Bu bakımdan Müslüman mezarlığının gayrimüslim mezarlığı ile parselleri ayrı olan bir mekanda bulunmasında bir sakınca yoksa da aynı mekanda karışık olarak defnedilmesi uygun değildir.

 

Hıristiyan bir kişinin, Müslümanlar arasında vefat etmesi halinde, o yerde Hıristiyan mezarlığı varsa, cenaze bu mezarlığa gömülür. O yerde Hıristiyanlara ait mezarlık yoksa ve bu kişinin başka yerdeki bir Hıristiyan  mezarlığına nakli de yapılamazsa, Müslümanlara ait kabristanın, bir köşesine defnedilebilir.

 

Müslüman bir cenaze gayrimüslim mezarlığına defnedilir mi?

 

Ölen bir Müslümanın yıkanması, kefenlenmesi ve namazı kılındıktan sonra da Müslüman mezarlığına defnedilmesi gerekir. Ancak, gayrimüslim mezarlığı dışında başka hiçbir yere defnetme imkanının bulunmaması halinde, Müslüman cenazenin gayrimüslim mezarlığına defnedilebilir. Bu durumda cenazenin, mümkünse mezarlığın uzak bir köşesine defnedilmesi uygun olur. 

 

 Ölüyü tezkiye etmenin dini hükmü nedir?

 

Ölen bir kişinin iyi bir insan olduğuna dair Müslümanların şahitlik etmelerine tezkiye denir. Hz. Peygamber’in, ashabın lehinde şahitlikte bulunduğu cenaze için “cenneti hak etti”; aleyhinde şahitlikte bulunduğu cenaze için de “cehennemi hak etti” buyurduğu rivayet edilmiştir.

 

Günümüzde, bu tezkiyenin yapılmasını sağlamak amacıyla, cenaze namazını kıldıran kişi, cemaatin ölü hakkındaki kanaatlerini sormaktadır. Cenazenin halini genellikle iyi olarak bilen kişinin, iyiliğine şahitlik yapması, tanımayan veya kötü olarak bilen kişinin ise, hayır duada bulunması uygun olur.

 

 “Telkin” ne demektir, nasıl yapılır?

 

Ölmek üzere olan kişinin yanında kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdet okunmasına; cenâze defnedildikten sonra, kabirde sorulması muhtemel soruları ve cevapları ölüye hatırlatma konuşmasına telkîn denir.

 

Ölmek üzere olan kişinin, sağ tarafına çevrilerek yüzünü kıbleye gelecek şekilde yatırmak müstehaptır. Bu durumda olan kişinin yanında, hatırlatmak amacıyla kelime-i tevhîd ve kelime-i şehâdet okunur. Hz. Peygamber, “ölülerinize (ölüme yaklaşanlara) lâ ilâhe illallah demeyi telkin ediniz” buyurmuştur (Müslim, Cenâiz 1, 2; Tirmizî, Cenâiz 7). Telkin yapılırken, “lâ ilâhe illallah” de, kelime-i şahedet, kelime-i tevhîd getir şeklinde bir yaklaşımda bulunulmamalı, yanında bunları söylemekle yetinilmelidir. Ayrıca, ölmek üzere olan kişinin yanında Kur’an-ı Kerim, özellikle Yâ-sîn suresi okumak uygun olur.

 

Cenâze kabre konduktan ve başında Kur’an okuma tamamlandıktan sonra, kalabalık dağılınca, orada kalan bir kimsenin kabrin başında yüksek sesle ve ölüye hitaben iman esaslarını hatırlatmasına da telkîn denir. Hanefîlerden bazı alimler, defnedildikten sonra telkînin meşrû olmadığını söylemişlerdir. Buna mukabil bir kısmı ise, tavsiye edilmediği gibi yasaklanmadığını, bu nedenle mükellef olduktan sonra vefat eden kimsenin mezarının başında telkin verilebileceğini söylemişlerdir.

 

 Ölen kişinin arkasından ağlamanın ve yas tutmanın hükmü nedir?

 

Ölen kişinin arkasından ağlanabilir. Hz. Peygamber de oğlu İbrahim ölünce ağlamış, yine can çekişmekte olan kızının oğlu kendisine arz edilince, gözlerinden yaşlar boşanmıştır. Sebebi sorulunca da “Bu Allâh’ın rahmetidir, onu kullarının kalplerine koymuştur. Allâh ancak merhametli olan kullarına merhamet eder.” buyurmuşlardır (Buhari, “Cenaiz”, 44; Müslim, “Cenaiz”,12,106; Ebû Davud, “Cenaiz”, 77). Ancak yüksek sesle ağlamak, bağırıp çağırmak, isyan içeren sözler sarf etmek caiz değildir.

 

 Ölü sahiplerinin, cenaze merasiminden sonra yemek vermesi uygun mudur?

 

Hz. Peygamber, ölünün kendi ailesinin yemek hazırlayıp gelenlere ikram etmesini hoş karşılamamıştır. Ölen kişinin mirasçıları fakir iseler veya aralarında buluğ çağına erişmemiş çocuk var ise, geriye bıraktığı maldan yemek yapılarak cenazeye gelenlere verilmesi helal değildir. Ancak akraba ve komşuların, cenaze sahiplerine bir günlük yemek hazırlayıp götürmesi müstehaptır.

 

 Taziye ne demektir, hükmü nedir?

 

Taziye, ölünün yakınlarının üzüntüsünü paylaşarak, onları teselli edici, rahatlatıcı sözler söylemektir. Hz. Peygamber, cenaze yakınlarına taziyede bulunmayı tavsiye etmiştir (???). Ölü yakınlarının acılarını tazelememek için, taziye üç günden sonraya bırakılmamalıdır. Taziyede bulunan şahıs, ölünün yakınlarına sabır ve metanet diler, cenaze için hayır duada bulunur.

 

 Bir mezara birden fazla cenaze defnedilir mi?

 

Normal şartlarda bir kabre, yalnız bir cenaze defnedilir. Önce defnedilmiş olan cenaze, tamamen çürüyüp toprak haline gelmedikçe, bir zarûret olmaksızın kabrin açılması ve bu kabre ikinci bir cenazenin defni caiz değildir. Cenaze çürüyüp toprak haline geldikten sonra ise, aynı kabre başka bir cenaze defnedilebilir. Daha önce defnedilen cenazenin çürüdüğü kanaatiyle mezar açıldığında çürümeyen bazı kemikler bulunursa, bu kemikler bir tarafa çekilip araya topraktan bir set yapmak suretiyle ikinci cenaze defnedilebilir.

 

 Çok katlı mezar yapılması dinen uygun mudur?

 

Yer darlığı ve ekonomik zaruretler nedeniyle, bölümleri birbirinden beton ve ayrıca toprak tabakayla ayrılmış katlı mezarlar yapılmasında ve bunlara cenaze defnedilmesinde dînen bir sakınca yoktur.

 

 Mezar başka bir yere nakledilebilir mi?

 

Kabrin olduğu yerden yol geçmesi, kabrin su altında kalması veya kabrin bulunduğu yerin başkasına ait olup sahibinin orada cenaze defnine izninin bulunmaması gibi zorunlu bir durum bulunmadıkça, cesedin başka bir mezarlığa nakledilmek üzere, defnedildiği yerden çıkarılması dinen caiz değildir.

 

Bu konuda ölenin vasiyetinin bulunması, mezarın yakınları tarafından ziyaret edilmesinin çok zor olması, yolunun olmaması gibi hususlar, kabrin nakli için geçerli mazeret sayılmaz.

 

 Mezar yaptırmanın hükmü nedir?

 

Ölen kişinin defnedildiği yerin kaybolmasını önlemek için, israfa varmamak şartıyla basit bir mezar yaptırılmasında dinen bir sakınca bulunmamaktadır. Buna karşılık,  kabirlerin yükseltilmesi, üzerine kubbeli binalar yapılması, taşına övücü veya kaderden şikayet edici sözler yazılması dinimizce yasaklanmıştır.

 

Mezar için yapılan harcamaların, ölü ve diri için hiçbir yararı bulunmadığından, büyük masraflar yaparak mezar yaptırmak israftır, israf ise haramdır.

 

 Ölü, hayatta olanların hallerini bilir mi?

 

Peygamberimizin, dünyada yaşayanların yapmış oldukları amellerin ölmüş akraba ve yakınlarına gösterileceği yönündeki hadislerinden hareketle bazı İslam alimleri, ölülerin hayatta olanların hallerini bildiklerini ve iyi amelleri ile sevindiklerini, kötü amelleri ile de üzüldüklerini söylemektedirler. Hz. Peygamberin, Bedir savaşında öldürülen müşrik ölülerine seslenmesi, onlarla konuşması ve onların, kendisini duyduklarını haber vermesi, yine kabir ziyaretinde bulunanların orada medfun bulunan şahsa selam vermesinin peygamberimizce tavsiye edilmesi de bu görüşü destekler mahiyettedir (bk. Müslim, Cenâiz, 9, 35).

 

 Mezar ve türbe ziyaretlerinin usulü nedir?

 

Mezarlıkların ziyaret edilmesi, bu vesileyle ölünün hatırlanması ve orada yatanlardan ibret alınması dinimizin tavsiye ettiği hususlardandır. Ancak, kabir ve türbe ziyaretlerinde İslâm'ın özüne ve tevhid anlayışına ters düşen itikâdî bakımdan da zararlı olan tutum ve davranışlardan uzak durmak gerekir.

 

Türbelerde  yatan kişileri beşer üstü varlıklar olarak görmek; bu zatların duaları kabul ettiğine, ilâhi kudretlerinin olduğuna inanmak; bir kısım ihtiyaç ve dilekleri onlara arz etmek; kendilerinden medet ummak; bu ziyaretleri dini bir vecibe gibi telakki etmek; bez bağlamak; mum yakmak; kurban kesmek, şeker v.b yiyecek maddeleri dağıtarak onlardan yardım dilemek tevhid dini olan İslâm bağdaştırılamaz. Ölen kişilerden medet ummak ve onlardan bazı şeyler beklemek iman açısından tehlikeli bir davranıştır.

 

Kabir ziyaretinde bulunan kişi, ahireti hatırlamalı, dünyanın geçici olduğunu ve bir gün kendisinin de öleceğini düşünmelidir. Kabrin yanına gelince; “ Mü’minler  yurdunun sakinleri sizlere selam olsun. İnşâallâh biz de size katılacağız. Bizler  ve sizler için Allâh’tan afiyet dilerim” denilir. Kabir ziyaretinde bulunan kişinin  ölü için dua etmesi ve Kur’an okuyarak sevabını orada bulunanların ruhlarına bağışlaması uygun olur. Kabrin başında yüksek sesle ağlayıp gürültü yapmak, kabrin demirlik ve taşlarını öpmek, onlara sarılıp ağlamak ise kabir ziyaretiyle bağdaşmaz.

 

 Kadınlar kabir ziyaretinde bulunabilir mi?

 

Bütün Müslümanlar kabir ziyaretinde bulunabilirler. Hz. Peygamber, cahiliye alışkanlıklarının devam ettiği dönemde kabir ziyaretini bir ara yasaklamış, ancak bunu daha sonra serbest bırakarak, "Size kabir ziyaretini yasaklamıştım. Artık kabirleri ziyaret edebilirsiniz" (Müslim, “Cenâiz”,106; Ebû Dâvud, “Cenâiz”, 77) buyurmuştur.

 

Bu itibarla kadınlar da, kabir ziyaret edebilirler. Nitekim Hz. Peygamber, çocuğunun kabri başında ağlamakta olan bir kadına sabır tavsiye etmiş, onu ziyaretten menetmemiştir (Buhârî, “Cenâiz”, 7, “Ahkâm”, ll; Müslim, “Cenâiz”, 15). Diğer yandan Hz. Âişe'nin, kardeşi Abdurrahman'ın kabrini ziyaret ettiği kaynaklarda yer almaktadır (Tirmizi, “Cenâiz”, 61).

 

Hz. Peygamber'in kabirleri çok ziyaret eden kadınlara lânet ettiğini bildiren hadisler (Tirmizi, “Salât”, 21; “Cenâiz”, 61; Nesaî, “Cenâiz”, 104; İbn Mâce, “Cenâiz”, 49), kabir ziyaretinin yasak kılındığı dönemle ilgilidir. Büyük hadis bilgini Tirmizî bunu açıkça ifade etmiştir (bkz. Tirmizi, “Cenâiz”, 60). Hz. Âişe ve İbn Abdilber de bu görüştedir.

 

 Ölen kişiye sevabı bağışlanmak üzere hayır yapmanın ve Kur’an okumanın hükmü nedir?

 

Yapılan ibadetin ve hayırların sevaplarının başkasına bağışlanması caizdir. Kişi, okuduğu Kur’an-ı Kerim’in, yaptığı hatmin, kıldığı namazın ve işlediği bir hayrın sevabını başkasına bağışlayabilir. İster sağ, ister ölmüş olsun, kendisine sevap bağışlanan kimsenin, bundan yararlanacağı umulur. Başkası tarafından bağışlanan sevapla, bir kimsenin bizzat yapması gereken ibadet borçları ödenmiş olmaz ise de, bunlar iyilik ve sevaplarının  çoğalmasına ve derecesinin yükselmesine  vesile olabilir.

 

Annesi ve babası öldükten sonra, onlara bir iyilik yapıp yapamayacağını soran kişiye Hz. Peygamber: "Evet, onlara rahmet dilemek, onlar için istiğfar etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına hürmet edip ikramda bulunmak, akrabaları ile ilgilenip onlara karşı üzerine düşeni yapmaktır." buyurmuştur (Ebû Davud, “Edeb”, 129; İbn-i Mace, “Edeb”, 2).

 

Annesinin aniden öldüğünü, şayet konuşabilseydi sadaka verilmesini vasiyet edeceğini zannettiğini, onun adına sadaka verirse sevabının kendisine ulaşıp ulaşmayacağını soran sahabîye de: "Evet, ulaşır. Onun namına sadaka ver" buyurmuşlardır (Buharî, “Vasâyâ” 19; Müslim,“Zekat” 51).

 

Buna göre, sevabı ölen kimsenin ruhuna bağışlanmak üzere her türlü ibadet yapılabileceği gibi, çeşitli vesilelerle dua da edilebilir. Ancak, 7. 40. ve 52. gün duası gibi uygulamaların hiçbir dinî dayanağı bulunmamaktadır.

 

 Cenazede alkış tutulması ve ıslık çalınması caiz midir?

 

Cenazenin ardından kabre kadar gitmek sünnettir. Cenâze merasimlerinin ölen bir Müslüman’a yapılması gereken son bir vazife olması yanında, yaşayanlara yönelik ölümü hatırlatmak, âhireti düşünerek ibret almak gibi amaçları vardır. Bu nedenle cenâze törenlerinde bağırıp çağırmak, yüksek sesle ağlamak, ölen kişileri alkışlamak, slogan atmak, ıslık çalmak, zılgıt çekmek, tezahürat yapmak caiz değildir. İslâm alimleri, değil bu gibi taşkınlıkları, cenâze merasimlerinde yüksek sesle tekbir getirmeyi bile hoş karşılamamışlar, mekruh kabul etmişlerdir. Bu itibarla cenâze merasiminde hazır bulunanların sükûnet ve vakarla cenazeyi takip etmeleri gereklidir. Bu ölen kimseye gösterilecek saygının da bir gereğidir.

 

 Cenazeye çelenk, çiçek göndermenin hükmü nedir?

 

Cenaze merasimlerine çelenk gönderilmesinin ve kabirlere çelenk konulmasının ölüye hiçbir faydası yoktur. Öte yandan bu tür harcamalar, yerinde bir harcama olmadığından israftır; israf ise haramdır. Bu itibarla, çelenk için sarf edilecek paranın, sevabı ölenin ruhuna hediye edilmek üzere, hayır kurumlarına veya fakirlere bağışlanması daha uygun ve daha yararlı bir davranıştır.

 

 Kabir üzerine oturmanın hükmü nedir?

 

İnsanın dirisi saygın olduğu gibi ölüsü de saygındır. Dolayısıyla ölülere saygı duyulması ve saygısızlık anlamı taşıyan davranışlardan kaçınılması gerekir. Bu itibarla, zaruret  olmadığı sürece, mezarların üzerinden geçilmesi ve kabirlerin üzerine oturulması dinen uygun bir davranış değildir. Nitekim, kabre yaslanan Amr b. Hazm’ı gören Hz. Peygamber, onu uyarmış ve “kabir sahibine eziyet etme!” buyurmuşlardır. Ancak, kabrin kenarına oturulmasında dinen bir sakınca bulunmamaktadır. Ayrıca mezarlıklar temiz tutulmalı, piknik alanları haline getirilmemelidir.

 

 Adetli kadın kabir ziyareti yapabilir mi?

 

Kadınların adetli iken kabir ziyareti yapmalarında bir sakınca yoktur.