İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

 

UNUTULAN BİR İBADET

ÖŞÜR

 

Dr. İbrahim PAÇACI

Din İşleri Yüksek Kurulu

Üyesi

 

Öşür, sözlükte onda bir anlamına gelmektedir. Dînî bir kavram olarak ise, zirâi mahsullerden alınan zekâtı ifade etmektedir. Ayrıca bu kavram, onda bir ve katları oranında alınan gümrük vergisi için de kullanılmıştır.

Yüce dinimiz İslâm, toplumda barışın temini ve sosyal dengenin tesisine önem vermiştir. Bu nedenle, zengin ve fakir arasındaki ekonomik düzey farkının uçuruma dönüşmesini önleyecek tedbirler almış; bu iki kesim arasında meydana gelebilecek duygusal gerilimi alıp muhabbet ve saygı köprüleri oluşturacak hükümler koymuştur.

Bu çerçeveden olmak üzere, servetin zenginlerin arasında dolaşan bir devlet olmasını hoş karşılamamış[1]; zenginlerin mallarında fakirler için bir hak ayırmıştır: Yüce Allah, “Onların mallarında muhtaç ve mahrumların hakkı vardır[2]; “(Ey Peygamber) onların mallarından, kendilerini temizleyip arıtacağın bir sadaka al![3] buyurmaktadır.

Allâh Teâlâ, zenginlerin mallarında fakir ve muhtaçlara bir hisse ayırdığı gibi, lütuf ve rahmetiyle, yerden ikram etmiş olduğu ürünlerde de fakirler için bir pay tahsis etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve rızk olarak yerden size çıkardıklarımızdan infak edin...” buyurulmaktadır[4]. Hz. Peygamber de, “yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde (zekat olarak) onda bir (öşür); kova ile sulananlarda ise yirmide bir (yarım öşür) vardır[5]; başka bir rivayette ise, “... hayvan ile sulananlarda yirmide bir vardır[6] buyurmuştur.

Bu ayet ve hadislerden hareket eden fakihler, toprak mahsullerinden zekat verilmesinin farz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Ancak, hangi ürünlerde öşrün gerektiği konusunda ihtilaf vardır. İmam Malik, Şafiî ve Hanefîlerden İmam Muhammed ve Ebû Yûsuf, bir sene muhafaza edilebilen ziraî mahsullerden zekat verilmesi gerektiğini söylemiştir. Ahmed b. Hanbel’e göre, ölçülebilen, kurutulabilen, dayanıklı gıda maddeleri ile insan tarafından yetiştirilen bütün ürünler zekâta tabidir. İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’ye göre ise, topraktan elde edilen bütün ürünlerin zekâtının verilmesi gerekir.

Yukarıda zikredilen ayetteki, “rızk olarak yerden size çıkardıklarımızdan” ifadesi ile “Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Her biri meyve verdiği zaman meyvesinden yiyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.[7] ayeti birlikte değerlendirildiğinde, odun, ot gibi ticarî değeri bulunmayanlar dışında topraktan elde edilen her türlü ürünün zekatının verilmesi gerektiği anlaşılacaktır. Zira ayette, sadece bir yıl muhafaza edilebilen tahıl türü ürünler zikredilmemiş; hurma, üzüm, zeytin, nar gibi meyvelerden de bahsedilmiştir. Bu nedenle, Hanefî fıkıh kitaplarında İmam-ı Azam’ın görüşü olan bütün toprak mahsullerinin zekata tabi olması tercih edilmiştir. Çağdaş İslâm alimleri de bu görüşü kabul etmektedirler.

Öşrün farz olması konusunda, toprağın statüsünün önemi fıkıh kitaplarında tartışılmıştır. Hanefîler, haraç alınan arazîlerden, ayrıca öşür alınmasının gerekmediği görüşündedirler. Şafiî, Malikî ve Hanbelîlere göre ise, öşrün farz olması konusunda arazînin bir etkisi yoktur; arazî ister öşür arazîsi olsun, isterse haraç arazîsi olsun, Müslümanların elde ettikleri ürünün zekatını vermeleri gerekir. Osmanlılar döneminde Anadolu toprakları devlete ait olup ürününden haraç alındığından, o dönem için bu tartışmanın belki bir anlamı bulunmaktadır. Ancak günümüzde Türkiye toprakları Müslümanların mülkü olup, bunlardan haraç alınmadığından, farziyeti ayet ve hadisle sabit olan öşrün, başka bir ifadeyle zirâî mahsul zekatının verilmesi gerekir.

Öşrün farz olması için, zekatta olduğu gibi elde edilen ürünün belli bir nisaba ulaşması gerekir. Zirâ Kur’an-ı Kerim’de, “Allâh yolunda neyi harcayacaklarını sana soruyorlar; ‘Artanı’ de” buyurulmaktadır[8]. Hz. Peygamber de, “Zekat ancak gerçek anlamda zengin olandan alınır [9] buyurmuştur. Başka bir hadislerinde de, zirâî mahsul nisabının beş vesk olduğunu belirtmiştir[10]. Günümüz ölçü birimleriyle beş vesk, yaklaşık 650 kg. etmektedir. Buna göre ürün, 650 kg.’a ulaşmadıkça zekata tabi değildir.

 Zirâî mahsullerin zekatında oran, toprağın sulanma şekline göre 1/10 veya 1/20’dir. Hz. Peygamber, “yağmur ve nehir sularıyla sulanan toprak mahsullerinde onda bir; kova ile (bir rivayette de hayvan ile) sulananlarda ise yirmide bir vardır[11] buyurmuşlardır. Bu itibarla, toprak mahsullerinde, elde edilen ürün 650 kg.’dan fazla ise ve yağmur, nehir gibi tabiî yollarla sulanması halinde, elde edilen ürünün 1/10’i; su motoru, kova, tulumba gibi aletlerle emek sarf edilerek veya masraflı olarak sulanması halinde ise, 1/20’i zekat olarak verilir.

Diğer taraftan, günümüzde mazot, gübre, ilaçlama gibi masraflar, ürünün maliyetinde önemli bir yekun tutmaktadır. Bu nedenle günümüz ziraat şartlarının getirmiş olduğu bu masrafların, öşürde de dikkate alınması gerekmektedir. Daha önce zikri geçen nisapla ilgili ayet ve hadisler de bunu desteklemektedir. Sahabeden İbn Ömer ve İbn Abbas’tan rivayet edilen haberlerde, arazî için yapılan masraflar ödendikten sonra kalanın zekatının verilmesi gerektiği belirtilmektedir[12]

Sonuç olarak, Türkiye toprakları mülk arazî olduğundan buradan elde edilen ürünler zekâta tabîdir. Toprak mahsullerinin zekatının hesaplamasında, elde edilen hasılattan ürün için yapılan günümüz tarım şartlarının getirmiş olduğu ekstra masraflar çıkarılır. Geriye kalan ürün nisap miktarına ulaşıyor ise, tabiî yollarla sulanan arazîden elde edilen üründe 1/10; kova, tulumba, su motoru vb. usullerle masraf veya emekle sulanan arazîden elde edilen üründe ise 1/20 oranında zekat verilmesi gerekir.



[1] Haşr 59/545.

[2] Zâriyât 51/19.

[3] Tevbe 9/103.

[4] Bakara 2/267.

[5] Buhârî, Zekât, 55.

[6] Müslim, Zekât 7; Ebû Dâvud, Zekât 11; Nesâi, Zekât 25.

[7] En’am 6/141.

[8] Bakara 2/219.

[9] El-Müsned, H.No: 7155; Fethu’l-Barî, c.3, s.189.

[10] Müslim, Zekât, 1.

[11] Buhârî, Zekât, 55; Müslim, Zekât 7; Ebû Dâvud, Zekât 11; Nesâi, Zekât 25.

[12] Yahya b. Adem, el-Harac, 162