İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

048. Fetih Sûresi           

48/1. Biz sana büyük bir zaferin yolunu açtık.

48/2. Çünkü Allâh, müşriklerin daha önce ve sonra yaptığı eza ve isnatlarına sabretmeni istemişti; şimdi ise, sana olan nimetini tamamlamak ve seni doğru yola ulaştırmak istiyor.

48/3. Ve sana büyük bir zafer verecektir.

48/4. Allâh, imanlarını kuvvetlendirmek için müminlerin kalbine huzur vermiştir. Göklerin ve yerin hakimiyeti onundur. Allâh her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

48/5. Allâh, mümin erkek ve kadınları içinden ırmaklar akan temelli kalacakları has bahçelere koyacak ve onların günahlarını affedecektir. İşte bu, Allâh tarafından verilen en büyük başarıdır.

48/6. Diğer taraftan Allâh, müminleri zafere ulaştırmayacağını sanan erkek-kadın bütün münafık ve müşrikleri ise cezalandıracaktır. Onların bu kötü düşüncesi kendi başlarına gelsin! Zaten Allâh öfkelenip onları rahmetinden uzaklaştırmış ve onlar için cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir yerdir.

48/7. Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allâh'ındır. Allâh çok güçlüdür ve her şeyi yerli yerince yapar.

48/8. Rasûlüm! Biz seni Allâh'ın varlığının, birliğinin ve kudretinin şâhidi olan, müminlere cenneti müjdeleyen ve kafirleri de cehennemle uyaran bir peygamber olarak gönderdik.

48/9. Öyleyse siz de, Allâh'a ve peygamberine inanın, onun dinini destekleyin, onu yüceltin ve sabah akşam onu tesbih edin.

48/10. Sana bağlılığını bildirenler, aslında Allâh'a bağlılığını bildirmiş olur. Allâh, onlarla birliktedir ve onların bu yaptıklarını bilir. Sözünde durmayanlar, zararını kendisi çeker. Verdiği sözde duranlara ise Allâh, büyük bir ödül verecektir.

48/11. Hudeybiye seferine katılmayan bedevîler, "Mal ve ailemiz, sizinle sefere çıkmamıza engel oldu. Bu sebeple günahlarımızın bağışlanması için dua et!" diyecekler. Onlar bunu gönülden değil, sadece dilleriyle söyler. Rasûlüm onlara, "Allâh size bir zarar ya da fayda vermek istese, buna kim engel olabilir. Allâh yaptıklarınızı hakkıyla bilir." de!

48/12. Ey münafıklar! Siz aslında peygamberin ve müminlerin bir daha ailelerinin yanına dönemeyeceğini sandınız. Bu hayal sizin hoşunuza da gitmişti. Böyle düşünmekle çok kötü bir zanda bulundunuz ve yok olmayı hak ettiniz.

48/13. Allâh'a ve peygamberine inanmayanların sonu çok kötü olacaktır. Çünkü biz kâfirlere yakıcı bir azap hazırladık.

48/14. Göklerin ve yerin hakimiyeti Allâh'ındır. O dilediğini bağışlar, dilediğine de azap eder. Allâh, günahları çok bağışlar ve kullarına çok merhamet eder.

48/15. Hudeybiye seferine katılmayanlar, çok ganimet elde edeceğiniz Hayber seferine çıktığınızda, "Bırakın biz de gelelim." diyecekler. Onlar, ganimetlerin yalnız müminlere ait olduğuna dair Allâh'ın vaadini değiştirmek isterler. Onlara, "Bizimle bu sefere asla çıkamayacaksınız. Çünkü Allâh, ganimetlerin kime ait olduğunu daha önce bildirmiştir." de! Bunun üzerine onlar, "Siz bizim ganimetlere ortak olmamızı istemiyorsunuz." diyecekler. Gerçekten onlar, anlayışı kıt bir topluluktur.

48/16. Rasûlüm! Sefere katılmayan bedevilere şöyle de: "Siz güçlü kuvvetli bir topluluğa karşı savaşa çağırılacaksınız; ya onlarla savaşacaksınız, ya da onlar savaşmadan teslim olacaklar. Bu çağrıya uyarsanız, Allah size güzel bir mükafat verecektir. Fakat önceden yaptığınız gibi uymazsanız, size can yakıcı bir azap verecektir."

48/17. Körün, topalın, hastanın savaşa katılmamasında günah yoktur. Allâh, kendisine ve peygamberine itaat edenleri, içinden ırmaklar akan hasbaçelere koyacak; itaat etmeyenleri ise can yakıcı bir azapla cezalandıracaktır.

48/18. Doğrusu Allâh, o ağacın altında sana bağlılıklarını bildiren müminlerden hoşnut olmuştur. Allah onların kalplerindekini bildiği için onlara gönül huzuru verdi ve yakın bir zamanda gerçekleşecek olan Hayber'in fethi ile ödüllendirdi.

48/19. Ayrıca onların, pek çok ganimet elde edeceklerini bildirdi. Allah çok güçlüdür ve her şeyi yerli yerince yapar.

48/20. Allah size, pek çok ganimet vaat etmiştir. Kısa bir süre sonra bunu elde edeceksiniz. Çünkü Allah insanların size zarar vermesini engelleyecektir. Bütün bunları size, diğer müminlere örnek olması için vermiş ve sizi doğru yola iletmiştir.

48/21. Allâh, size henüz elde etmediğiniz, şimdilik sadece kendisinin bildiği başka zafer ve ganimetler de vaadediyor. Şüphesiz onun gücü her şeye yeter.

48/22. Kâfirler sizinle savaşsalardı, yenilip giderlerdi. Sonra da kendilerine ne bir dost ne de yardımcı bulabilirlerdi.

48/23. Allah'ın ötedenberi uygulaması böyledir ve bunda bir değişiklik de söz konusu değildir.

48/24. Ne siz onlara, ne de onlar size zarar verecek bir savaşa girmeden Mekke'de Allah sizi muzaffer kılmıştır. O yaptığınız her şeyi çok iyi bilir.

48/25. O kâfirler sizin, Mescid-i Haram'a girmenize, Kâbe'ye sunulacak kurbanların yerine ulaşmasına engel oldu. Henüz iman ettiğini bilmediğiniz için  onlara bilmeden zarar vereceğiniz  ve bu sebeple sıkıntıya düşeceğiniz mümin erkek ve kadınlar olmasaydı Allâh savaşmanıza engel olmazdı. Çünkü Allah dilediğini rahmetine sokar. Kâfirlerin içinden inananlar ayırt edilebilseydi, onları can yakıcı bir azapla cezalandırırdık.

48/26. Hudeybiye'de kâfirler, kalplerinde cahiliye kibir ve gururunu taşırken, Allah peygamberine ve müminlerin kalplerine huzur ve güven duygusu vermiş, kulluk bilinci yerleştirmişti. Çünkü onlar bunu daha çok hak etmekteydi ve buna daha layıktı. Allah her şeyi hakkıyla bilir.

48/27. Doğrusu Allâh peygamberin rüyasını gerçekleştirecektir. Bir gün Allâh'ın izniyle siz, güven içerisinde Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Sonra da korkmadan umre yapıp saçınızı tıraş edecek veya kısaltacaksınız. Allah sizin bilmediklerinizi bilir. Nitekim bundan başka, kısa bir süre önce Hudeybiye'de bir zafer vermişti.

48/28. Allâh Peygamberini, doğru yolu göstermek ve hak dini yaymak için göndermiştir. Böylece dinini, müşrikler istemese de diğer dinlere üstün kılacaktır. Buna şahit olarak Allâh yeter.

 

48/29. Muhammed Allah'ın peygamberidir. Onun yanında olanlar kâfirlere karşı şiddetli, birbirlerine karşı ise merhametlidirler. Sen onların rükû ve secde ederek Allah'ın hoşnutluğunu ve nimetlerini istediğini görürsün. Onların belirtisi, yüzlerindeki secde izleridir. Onların Tevrat'ta ve İncil'deki tanımları böyledir. Onlar filizini yeni çıkarmış ekine benzer. Allah onu kuvvetlendirir, kalınlaştırıp gövdesi üzerinde diker. Bu da çiftçinin hoşuna gider. Allah kâfirleri öfkelendirmek için onları böyle destekler. Allah iman edip yararlı işler yapanlara bağış ve büyük ödül vadetmiştir.