İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

002. Bakara Sûresi

2/1. Elif. Lâm. Mîm.

2/2. Bu kitabın, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmak isteyenlere doğru yolu gösterdiğinde hiçbir şüphe yoktur.

2/3. Onlar Allâh'a ve ahiret gününe inanır, namazlarını dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden onun yolunda harcarlar.

2/4. Onlar, sana ve senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara inandıkları gibi, ahiret gününe de kesin olarak inanırlar.

2/5. Bunlar, Rablerinin gösterdiği doğru yol üzeredir. Dünya ve ahiret mutluluğuna erecek olanlar da işte bunlardır.

2/6. Bilinçli olarak inkârda ısrar edenleri uyarsan da uyarmasan da fark etmez; onlar inanmazlar.

2/7. Sanki Allah onların idraklerini ve kulaklarını mühürlenmiştir ve gözlerinde de perde vardır. Bu sebeple onlar büyük bir azaba uğrayacaklardır.

2/8. Bazı insanlar, inanmadığı halde, "Allâh'a ve ahiret gününe inanıyoruz." derler.

2/9. Onlar, Allâh'ı ve müminleri aldattığını sanıyorlar; hâlbuki yalnız kendilerini aldatıyorlar, fakat bunun farkında değiller.

2/10. Onların kalplerinde hastalık vardır. -Allâh hastalıklarını artırsın.- Yalan söylemelerine karşılık onlara, can yakıcı bir azap vardır.

2/11. Onlara, "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!" denildiğinde, "Biz sadece uzlaşmacı bir tavır sergiliyoruz." derler.

2/12. Fakat onlar gerçekten bozguncudurlar; ama gittikleri yolun yanlış olduğunu anlamazlar.

2/13. Onlara, “Müminler gibi siz de inanın!” denildiğinde, “Biz de onlar gibi inanıyoruz; akılsızlar gibi mi inanıyoruz?” derler. Onlar gerçekten akılsızdırlar, fakat bunun farkında değildirler.

2/14. Onlar müminlerle beraberken, "Biz de müminiz." derler. Elebaşlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, "Aslında biz sizinle beraberiz, fakat onlarla alay ediyoruz." derler.

2/15. Allâh onlara alay etmenin cezasını verecektir. Şimdilik onların azabını geciktiriyor; onlar da azgınlıkları içinde bir müddet daha boşıboş dolaşıp duruyorlar.

2/16. Onlar doğru yolda gitmek yerine, sapmayı tercih etmişler; fakat bu tercihleri onlara fayda vermemiştir. Bir daha da doğru yolu bulamamışlardır.

2/17. Münafıkların durumu, aydınlanmak için ateş yakan kimsenin durumuna benzer:  Ateş çevresini aydınlatınca, Allâh onu kör edip karanlık içinde bırakırsa, o ateşin kendisine fayda vermeyeceği gibi, münafığın, müminleri aldatmak için inandım demesi de fayda vermez. Artık o ışıktan yararlanamaz, hiçbir şeyi göremezler.

2/18. Çünkü münafıklar, gerçeğe karşı sağır, dilsiz ve kördürler. Bu sebeple onlar hakka dönmezler.

2/19. Yada onların durumu, havanın kararıp şimşek ve gök gürültüsüyle yağan sağnak halindeki yağmura tutulan kişinin durumu gibidir: Ölmekten korktuğu için gök gürültüsünü duymayım diye parmaklarıyla kulağını tıkar. Hâlbuki Allâh, diliyle inandığını söyleyen kâfirleri ilim ve kudretiyle çepeçevre kuşatmıştır.

2/20. Şimşek neredeyse onların gözlerini kör edecek… Şimşek etrafı aydınlattıkça, ışığında yürürler; kararınca da dikilip kalırlar. Allâh isteseydi onları sağır ve kör ederdi. Çünkü onun gücü her şeye yeter.

2/21. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin! Böylece Allâh'a karşı kulluk bilincinde olursunuz.

2/22. Allah, çevresinde atmosferi yaratarak yeryüzünü yaşamaya elverişli kılmıştır. Gökten yağdırdığı yağmurla sizin için çeşitli ürünler bitirmiştir. Öyleyse Allâh'ın gücünü ve nimetlerini bile bile ona hiçbir şeyi ortak koşmayın.

2/23. Kulumuza indirdiğimiz Kur’ân'ın Allâh'ın sözü olduğunda şüpheniz varsa ve bu iddianızda samimi iseniz, Allâh'tan başka yardımcılarınızı da çağırıp onunki gibi bir sure de siz getirin!

2/24. Bunu yapamazsanız, asla da yapamayacaksınız, öyleyse yakıtı insan ve taşlar olan ve kafirler için hazırlanan Cehennem ateşinden sakının!

2/25. İman edip yararlı işler yapanlara, içlerinden ırmaklar akan cennetlere gireceklerini müjdele! Onlara cennet meyvelerinden her ikram edildiğinde, "Bunlar, dünyada iken verilenlerin aynısıdır!" diyecekler. Hâlbuki bunlar sadece şekil olarak dünyadakilere benzemektedir. Onlar için Cennette tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalacaklardır.

2/26. Allâh, gerçekleri ortaya koymak için bir sivrisineği, hatta daha da önemsiz bir şeyi örnek vermekten çekinmez. Müminler bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilir; kâfirler ise "Allâh'ın bu değersiz şeyi örnek vermekteki amacı nedir?" der. Bu örnekle birçok kimse doğru yoldan çıkarken, birçoğu da doğru yolu bulur. Bununla yalnız fâsıklar yoldan çıkarlar.

2/27. Onlar, Allâh'a verdikleri sağlam sözü bozarlar, onun gözetilmesini emrettiği akrabalık bağlarını koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar, gerçekten zarara uğrayanlardır.

2/28. Sizi yoktan var eden Allâh'ı nasıl inkar inkar edersiniz! O sizi öldürecek sonra diriltecektir. Sonunda hesap vermek üzere onun huzurunda toplanacaksınız.

2/29. Allâh, yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yaratmış, planını göklere uygulayıp orayı da yedi kat olarak düzenlemiştir. O herşeyi çok iyi bilir.

2/30. Rabbin meleklere, "Yeryüzünde hüküm sürecek olan insanı yaratacağım?" demişti. Melekler de, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek olan birini mi yaratacaksın? Oysa biz, seni öğerek yüceltiyoruz." dediler. Bunun üzerine Allâh, "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." karşılığını verdi.

2/31. Allâh Adem'e, kendinin ve neslinin ihtiyaç duyacağı her şeyin ismini ve  özelliklerini öğretti. Sonra onları meleklere gösterip "İddianız doğruysa bunların isim ve özelliklerini bana bildirin." dedi.

2/32. Melekler, "Allâh'ım! Sen her türlü noksanlıktan uzaksın. Biz, sadece senin öğrettiklerini biliriz. Şüphesiz sen her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yaparsın." dediler.

2/33. Allâh, "Ey Âdem! Bunların isim ve özelliklerini söyle!" dedi. Âdem, isim ve özelliklerini söyleyince Allâh, "Sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz her şeyi bildiğim gibi, göklerin ve yerin sırlarını da bildiğimi size söylemedim mi?" dedi.

2/34. Biz meleklere, "Adem'in üstünlüğünü kabul ederek saygı gösterin!" demiştik. Herkes gereken saygıyı gösterdi. Fakat İblis buna yanaşmadı, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

2/35. Biz Âdem'e, “Sen ve eşin, bu cennete yerleşin! Orada istediğiniz her şeyden bol bol yiyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın! Yoksa kendinize yazık edersiniz.” dedik.

2/36. Şeytan onları aldatıp, yasak meyveden yedirerek, cennetten kovulmalarına sebep oldu. Biz de, “Bulunduğunuz üstün konumdan inin! Dünyada bir kısımınız diğerlerine düşmanlık yapacaktır. Orada belli bir süre barınacak ve geçiminizi sağlayacaksınız.” dedik.

2/37. Bunun üzerine Âdem, Rabbinden öğrendiği "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik. Bağışlayıp, merhamet etmezsen, kaybedenlerden oluruz." sözüyle ona dua etti. Rabbi de onun tövbesini kabul etti. Çünkü Allâh, tövbeleri çok kabul eder ve müminlere karşı çok merhametlidir.

2/38. Onlara şöyle dedik: “Hepiniz bulunduğunuz üstün konumdan inin! Fakat yine de bilin ki, tarafımızdan doğru yolu gösteren peygamberler gelmeye devam edecektir. Bunlara uyanlar için, ne bir korku, ne de üzüntü vardır.”

2/39. Fakat ayetlerimizi inkâr edip yalanlayanlar cehenneme girecek ve orada temelli kalacaklardır.

2/40. Ey İsrâîloğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın! Bana verdiğiniz iman ve itaat sözünü yerine getirin ve sadece benden korkun! Ben de size vaad ettiğim ödülü vereyim.

2/41. Yanınızdaki Tevrat'ı onaylayan Kur’ân'a iman edin; sakın hemen onu inkâr eden müşrikler gibi olmayın! Ayetlerimi dünyalık karşılığında terk etmeyin! Sadece bana karşı kulluk bilincinde olun!

2/42. Gerçekleri, doğru olmayan temelsiz şeylerle karıştırıp bile bile gizlemeyin!

2/43. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve namazı da Müslümanlar gibi kılın!

2/44. Kitapta yazılı gerçekleri bildiğiniz halde, insanlara iyiliği emredip kendiniz niçin yapmıyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz!

2/45. Emir ve yasakları yerine getirmede sabrederek ve namaz kılarak Allâh'tan yardım isteyin! Bunlar, Allâh'a gönülden saygı duyanlardan başkasına zor gelir.

2/46. Onlar, Rablerine kavuşacağına ve onun huzurunda toplanıp hesap vereceğine kesin olarak inanır.

2/47. Ey İsrâîloğulları! Size verdiğim nimetimi ve vaktiyle atalarınızı diğer insanlardan üstün kıldığımı hatırlayın!

2/48. Kimsenin kimseye fayda veremeyeceği, aracılığın kabul edilmeyeceği ve kurtuluş akçesinin alınmayacağı günden sakının! O gün onlara asla yardım edilmeyecektir.

2/49. Biz sizi, dayanılmaz işkenceler yapan Firavun'un adamlarından kurtarmıştık. Onlar erkek çocuklarınızı öldürüyor, kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Rabbiniz sizi bu konuda büyük bir imtahana tabi tutmuştu.

2/50. Firavun'un adamlarından kaçarken denizi yarıp sizi kurtarmış ve peşinizden gelen Firavun ve adamlarını gözlerinizin önünde boğmuştuk.

2/51.  Mûsâ'nın huzurumuza çıkıp vahyi almaya ibadetle hazırlanması için, ona kırk gün süre vermiştik. Bu sürenin sonunda Musa vahyi almaya gidince siz, haktan saparak buzağıya tapmıştınız.

2/52. Buna rağmen şükretmeniz için sizi yine de affetmiştik.

2/53. Doğru yolu bulmanız için Mûsâ'ya hakkı batıldan ayıran Tevrat'ı vermiştik.

2/54. Mûsâ halkına şöyle demişti: "Siz, buzağıya tapmakla kendinize çok büyük kötülük ettiniz. Onun için hemen günahınızdan dönün ve kötü duygularınızı yok edin. Böyle yapmanız, yaratıcınız olan Allâh katında sizin için daha hayırlıdır.” Bunun üzerine tövbe etmiştiniz; o da sizin tövbelerinizi kabul etmişti. Çünkü Allâh, tövbeleri çok kabul eder ve çok merhamet eder.

2/55. "Ey Mûsa! Bize Allâh'ı açıkça göstermedikçe sana asla inanmayacağız." demiştiniz. Sonucun ne olacağını beklerken sizi öldürücü bir azap yakalamıştı.

2/56. Sonra şükretmeniz için sizi bu öldürücü azaptan kurtarmıştık.

2/57. Sizi bulutla gölgelendirmiştik. Rızık olarak kudret helvası ve bıldırcın göndermiş, "Bu temiz rızıklardan yeyin!" demiştik. Fakat onlar bu nimetlere nankörlük etmişti. Böyle yapmakla, bize değil kendilerine çok kötülük yapmışlardı.

2/58. Biz onlara, "Bu şehre girin, orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin! Şehre girince secdeye kapanıp "Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla!" deyin, biz de sizin günahlarınızı bağışlayalım!” demiştik. Çünkü biz, her işte Allâh’ın hoşnutluğunu gözetenlere nimetleri artırırız.

2/59. Fakat zalimler, affedilmeleri için kendilerine öğretilen "günahlarımızı bağışla" sözünü, "bize buğday ver!" ifadesiyle değiştirmişlerdi. Doğru yoldan çıktıkları için onların üzerine azap yağdırmıştık.

2/60. Tîh çölünde Musa, susuz kalan halkına su vermemiz için bize yalvarınca ona, "Değneğini taşa vur!" demiştik. O da vurunca, on iki gözeden su fışkırmıştı. Her sülalenin su alacağı göze belirlenmişti. Biz onlara, "Allâh'ın verdiği rızıklardan yeyin, için; orada bozgunculuk yapmayın!" demiştik.

2/61. "Ey Mûsâ! Hergün aynı şeyi yemeye artık katlanamıyoruz. Rabbine yalvar da, yerden biten sebze, acur, sarımsak, mercimek, soğan gibi yiyecekler versin!” demiştiniz. Bunun üzerine Mûsâ, "O güzel nimetleri, sıradan yiyeceklerle değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyleyse herhangi bir yerleşim yerine gidin; bu istediklerinizi orada bulursunuz." demişti. Böylece onlar, Allâh'ın öfkesine uğrayıp aşağılanmaya ve fakirliğe mahkûm oldular. Çünkü onlar, Allâh'ın ayetlerini inkar ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu ceza onlara, isyan etmeleri ve haddi aşmalarından dolayıdır.

2/62. Şüphesiz müminler ile şirk koşmadan Allâh'a ve ahiret gününe iman edip yararlı işler yapan Yahûdî, Hıristiyan ve Sâbiîler için, korku ve üzüntü yoktur.

2/63. Sînâ Dağı'nı üzerinize kaldırıp "Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmanız için size verdiğimiz Kitap'a sımsıkı sarılın ve ondaki mesajları aklınızdan çıkarmayın, gereğini yerine getirin!" diye sizden kesin bir söz almıştık.

2/64. Bütün bunlara rağmen yüz çevirmiştiniz. Allâh'ın ikramı ve merhameti olmasaydı, zarara uğrayanlardan olurdunuz.

2/65. İçinizden Cumartesi günü avlanma yasağını çiğneyenlerin başına ne geldiğini çok iyi biliyorsunuz. Bu sebeple onlara "Şekliniz, aşağılık maymuna dönüşsün!" demiştik.

2/66. Bunu hem çağdaşlarına, hem de kendilerinden sonra gelenlere ibret verici bir ceza ve Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlara da öğüt kıldık.

2/67. Mûsâ halkına, "Öldürülen kişinin katilini bulmak için Allâh, bir sığır kesmenizi emrediyor." deyince onlar, "Bizimle alay mı ediyorsun?" diye karşılık vermişlerdi. Bunun üzerine Mûsâ, "Sizinle alay etmekten Allâh'a sığınırım; ben bilmeden bir şey söylemem." demişti.

2/68. Onlar, "Onun nasıl bir hayvan olduğunu bildirmesi için Rabbine dua et!" dediler. Bunun üzerine Mûsâ, "Rabbim onun ne yaşlı, ne de körpe; orta yaşta bir sığır kesmenizi emrediyor. Artık size verilen emri yerine getirin!" dedi.

2/69. Bu sefer de onlar, "Hangi renkte olacağını açıklaması için Rabbine yine dua et!" deyince, Mûsâ, "Rabbim, rengi sarı, tüyleri parlak, görenlerin hoşuna giden bir sığır olduğunu bildirdi." diye karşılık verdi.

2/70. Musa’nın halkı, “Kafamız iyice karıştı, Rabbinden, onun nasıl bir sığır olduğunu açıkça anlatmasını iste. İnşaallâh keseceğimiz sığırın özelliklerini tam olarak öğreniriz.” dediler.

2/71. Mûsâ, “Rabbim, tarla sürmek ve ekin sulamak amacıyla boyunduruğa vurulmamış, sağlam, alacası olmayan bir sığır olduğunu bildiriyor.” diye cevap verdi. Bunun üzerine onlar, “İşte şimdi ne olduğunu açıkladın.” deyip bu özelliklere sahip bir sığırı bulup kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.

2/72. Siz bir kişiyi öldürmüş, sonra da katili hususunda birbirinizi suçlamıştınız. Halbuki Allâh, gizlediğinizi ortaya çıkaracaktır.

2/73. “O sığırın bir parçasıyla ölüye vurun” dedik. Vurunca ölü dirilip katili söyledi. Düşünüp ders almanız için Allâh, işte böyle ölüyü dirilterek mucizelerini gösterir.

2/74. Bütün bunlardan sonra kalpleriniz taş gibi katılaştı, hatta daha da sertleşti. Nitekim Allâh’ın hükmüne boyun eğdiği için kendisinden ırmaklar fışkıran, yarılıp su çıkan ve harekete geçip yuvarlanan kayalar vardır. Allâh yaptığınız her şeyi çok iyi bilir.

2/75. Ey Müminler! Yahûdîlerin sizinle birlikte iman edeceğini mi bekliyorsunuz? Halbûki onların ileri gelenleri, Allâh’ın kelamını işitip anladıktan sonra bile bile onu değiştirmişlerdi.

2/76. Yahûdîlerden bir kısmı, imân edenlerle bir araya geldiklerinde, “Biz de, imân ettik” dediler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise, “Rabbinizin ayetlerini sizin aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi, Allâh’ın size açıkladıklarını onlara anlatıyorsunuz? Bu kadarını da mı düşünmüyorsunuz!” diye birbirlerini uyarırlar.

2/77. Onlar, gizledikleri ve açığa vurdukları her şeyi Allâh’ın bildiğinin farkında değiller mi?

2/78. İçlerinde okur-yazar olmayanlar vardır; bunlar “Kitab”ı bilmezler. Bütün bildikleri bir takım kuruntu ve uydurmalardan ibarettir. Onlar bu kuruntu ve uydurma sözlerin doğru olduğunu sanıyorlar.

2/79. Kitabı kendileri yazıp da, dünyalık bir menfaat elde etmek için “bu Allâh katından inmiştir” diyenlere yazıklar olsun! Hem yazdıklarından, hem de kazandıklarından dolayı onların vay haline!

2/80. Bir de Yahûdîler, “Ateş bizi sadece sayılı bir kaç gün yakacaktır” dediler. Sen de onlara, “Allâh’tan bir söz mü aldınız? Eğer öyle ise Allâh sözünden asla caymaz. Yoksa siz, onun hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” de.

2/81. Hayır! Günah işleyip de kötülüğe dalan kişiler, Cehenneme girecek ve orada temelli kalacaklardır.

2/82. İman edip yararlı işler yapanlar ise, Cennete girecek ve orada temelli kalacaklardır.

2/83. Ey İsrâîloğulları! "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin" diye, sizden kesin bir söz almıştık. Sonra çok azınız hariç, yüz çevirip sözünüzden dönmüştünüz.

2/84. Bir de birbirinizin kanını dökmeyeceğinize ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden kesin bir söz almıştık. Siz de bunu, bilerek kabul etmiştiniz.

2/85. Bütün bunlardan sonra siz, günah ve düşmanlıkta yardımlaşıp birbirinizi öldürüyorsunuz ve yasak olduğu halde sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Öte yandan esir olduklarında fidyelerini verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitab'ın bazı hükümlerine inanıp, bazılarını inkar mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanların cezası, dünyada rezil olmak, ahirette ise en şiddetli azaba atılmaktır. Allâh yaptığınız her şeyi çok iyi bilir.

2/86. Onlar dünyayı ahirete tercih ettiler. Bu sebeple onların azabı ne hafifletilecek, ne de onlara yardım edilecektir.

2/87. Şüphesiz Mûsâ'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra da peş peşe peygamberler gönderdik. Daha sonra Meryem oğlu İsâ'ya mucizeler verip, Cebrâîl ile destekledik. Yoksa siz, hoşlanmadığınız bir şey getirdi diye, kibirlenerek peygamberlerden bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürür müsünüz?

2/88. Onlar "Zaten kalplerimiz bilgi ile doludur. Senin dediklerine ihtiyacımız yok!" dediler. Hayır, öyle değil. İnkar ettiklerinden dolayı Allâh onları rahmetinden uzaklaştırmıştır. Onlar, asla inanmazlar.

2/89. Yahûdiler, Allâh tarafından kendilerinin sahip olduğu doğru inanç ve bilgileri tasdik eden bir kitap gönderilmesi halinde, o kitapla inkâr edenlere karşı zafer elde edeceklerini söylüyorlardı. Fakat o kitap gelince, inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allâh, bu kâfirleri rahmetinden uzaklaştırmıştır.

2/90. Onlar, Allâh'ın istediği kuluna ikramda bulunup peygamberlik vermesini çekemedikleri için, onun indirdiğini inkâr ederek kendilerini çok kötü harcadılar. Bu yüzden tekrar tekrar Allâh'ın öfkesine uğradılar. Alçaltıcı azap kâfirler içindir.

2/91. Yahûdîlere, "Allâh'ın indirdiği Kur’ân’a inanın" denildiğinde, "Biz sadece bize indirilene inanırız" diye karşılık verirler. Onlar, sahip oldukları doğru bilgi ve inancı tasdik etse de, Tevrat’ın dışındakileri inkâr ederler. Ey Peygamber, onlara "Madem gerçek mü'minlerdiniz, o halde neden Allâh'ın peygamberlerini öldürdünüz?" diye sor.

2/92. Şüphesiz Mûsâ, size apaçık belgeler getirmişti. Ama siz, onun yokluğunda haktan saparak buzağıya taptınız.

2/93. Sînâ Dağı'nı üzerinize kaldırıp "Size verdiğimiz Kitap'a sımsıkı sarılın, ona kulak verin!" diye sizden kesin bir söz almıştık. Onlar da "duyduk ve sarıldık" dediler. Fakat inkârları sebebiyle buzağıya tapma arzusu iliklerine işlemişti. Sen onlara şöyle de: "Bu arzu sizi ne kötü şeye sevk ediyor! Çünkü siz, gerçekten iman etmiyorsunuz.”

2/94. "Allâh katında Cennetin bütün insanlar için değil, sadece sizin için olduğu iddianız doğru ise, haydi ölümü isteyin!"

2/95. Fakat onlar, yaptıkları işlerden dolayı, hiçbir zaman ölümü istemeyeceklerdir. Allâh zâlimleri çok iyi bilir.

2/96. İnsanlar içinde hayata en bağlı olanın Yahûdîler olduğunu görürsün. Hatta onlar müşriklerden bile daha çok hayata bağlıdırlar. Onların hepsi binlerce yıl yaşamak ister.  Halbuki uzun yaşamak onları azaptan kurtarmaz.  Allâh onların yaptığı her şeyi çok iyi görmektedir.

2/97. Cebrâil’e düşman olan Yahûdîlere şöyle de: "Cebrâîl'e kim düşman olabilir?! Çünkü o, kendinden öncekileri tasdik eden, mü'minleri müjdeleyen ve onlara doğru yolu gösteren Kur’ân'ı Allâh'ın izniyle sana indirmiştir.”

2/98. Allâh'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrâîl'e ve Mikâîl'e düşman olan kâfir olur; Allâh da kâfirlerin düşmanıdır.

2/99. Doğrusu biz sana apaçık ayetler indirdik. Bunları ancak doğru yoldan çıkanlar inkâr eder.

2/100. Onlardan Allâh'a söz verenlerin bir kısmı, hiçbir zaman sözünde durmamıştır. Zaten onların çoğu, gerçekten iman etmemiştir.

2/101. Allâh tarafından onlara, sahip oldukları doğru bilgi ve inancı tasdik eden bir elçi geldiğinde, kendilerine kitap verilenlerden bir grup, güya gerçeği bilmiyormuş gibi onun getirdiği Kur’ân’dan yüz çevirdiler.

2/102. Yahûdîler, hükümdarlığı sırasında inkârcı cinleri etkisi altına almak için Süleyman'ın kullandığı bilgilere ulaşmaya çalıştılar. Hâlbuki Süleyman'ın cinleri ve rüzgârı emri altına alması, hayvanların dilini anlaması bir sihir değildir; o, peygamber olduğu için bunlar kendisine verilmiştir. Fakat bunları ve Babil'deki iki hükümdar olan Hârût ile Mârût'un başına gelen sıra dışı olayları, bir sihir gibi insanlara anlatan kötü niyetli kişiler kâfirdi. Oysa bu ikisi, sadece "Biz büyük bir imtihan içindeyiz, sakın kâfir olmayın!" diye insanlara öğüt verirlerdi. Buna rağmen Babilliler, onlardan, karı koca arasını açacak sihri öğrenmeye çalışıyordu. Hâlbuki insanların öğrendiği bu bilgi, hiç kimseye zarar veremez. Babilliler, kendilerine faydası olmayan zararlı şeyleri öğrenmek istiyorlardı. Onlar, bu bilgiye itibar edenin ahirette hiçbir nasibinin olmadığını da gayet iyi biliyorlardı. Ona itibar edenlerin durumu ne kötüdür. Keşke bunu bilselerdi.

2/103. Yahûdîler, iman edip, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olsalardı, kendileri için daha iyi olurdu; zira Allâh'ın vereceği sevap daha hayırlıdır. Keşke bunu bilselerdi.

2/104. Ey iman edenler! Yahûdîler tarafından hakaret anlamına çekileceğinden, Hz. Peygamber'e bizi gözet manasına gelen "râinâ" demeyin; bunun yerine aynı anlama gelen "unzurnâ" deyin ve söylediklerini dinleyin. İnkâr edenler için can yakıcı bir azap vardır.

2/105. Kâfir olan kitap ehli ve müşrikler, Rabbinizden size ne bir peygamber ve ne de başka bir iyilik gelmesini isterler. Allâh, peygamberliği dilediğine verir. Allâh büyük ikram sahibidir.

2/106. Biz, bir dini kaldırır veya unutturursak, onun yerine benzerini veya daha hayırlısını getiririz. Siz, Allâh'ın her şeye gücünün yettiğini bilmiyor musun?

2/107. Göklerin ve yerin hakiminin Allah olduğunu bilmiyor musun? Allâh'tan başka sizin, ne dostunuz ne de yardımcınız vardır.

2/108. Yoksa daha önce halkının Musa'ya yaptığı gibi, siz de peygamberinizden aşırı istekte bulunmak ve ona olur olmaz şeyleri sormak mı istiyorsunuz? İmana karşılık inkarı tercih edenler, dosdoğru yoldan sapmış olurlar.

2/109. Kitap ehlinin çoğu, apaçık gerçekler ortaya çıktıktan sonra, kıskançlıklarından dolayı sizi, imanınızdan  küfre döndürmek istiyorlar. Allâh hükmünü verinceye kadar onları kendi haline bırakın ve hoş görülü olun. Şüphesiz Allâh'ın her şeye gücü yeter.

2/110. Namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin. Siz yaptığınız her iyiliğin karşılığını Allâh katında bulacaksınız. Şüphesiz Allâh, yaptıklarınızı en iyi şekilde görmektedir.

2/111. Yahûdîler de, Hıristiyanlar da kendilerinden başkasının Cennete giremeyeceklerini söyler. Bu onların kuruntusundan başka bir şey değildir. Rasûlüm onlara "Doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin bakalım!" de.

2/112. Evet, asıl cennete girecek olanlar, her işte Allâh’ın hoşnutluğunu gözeten kimselerdir. Onların ödülleri rableri katındadır. Artık onlar için ne bir korku, ne de üzüntü vardır.

2/113. Allâh'tan gelen Kitab'ı okudukları halde, Yahûdîler Hıristiyanlığın, Hıristiyanlar da Yahûdîliğin hiç bir temeli yoktur dediler. Bunlar gibi, Kitabı bilmeyen müşrikler de, müminler hakkında buna benzer şeyler söylediler. Allâh, onların anlaşamadığı konularda kıyamet günü hükmünü verecektir.

2/114. Müminlerin Kâbe’de Allâh’ın ismini anmalarını yasaklayan ve oraya girmelerine engel olan Mekkeli müşriklerden daha zalim kim vardır? Artık onlar, oraya endişe içinde girsinler; çünkü fetih yakındır. Onlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.

2/115. Doğusuyla, batısıyla yeryüzü Allâh'ındır. Ne tarafa dönerseniz, ona yönelmiş olursunuz. Şüphesiz Allâh her yeri kuşatır ve her şeyi hakkıyla bilir.

2/116. Kâfirler, Allâh’ın çocuğu olduğunu iddia ettiler. Allâh’ın buna ihtiyacı yoktur. Çünkü yerde ve göklerde olan her şey onundur. Hepsi ona boyun eğmiştir.

2/117. Allâh, gökleri ve yeri yoktan var etmiştir. Bir şeyin olmasını istediğinde, ona "ol!" demesi yeterlidir.

2/118. Allâh’ı bilmeyenler, "Allâh bizimle konuşsa veya bir mucize gösterse ya!" dediler. Bundan öncekiler de benzer şeyler söylemişlerdi. Ne kadar da birbirine benziyorlar. Biz ayetleri gerçekten inananlar için açıkladık.

2/119. Şüphesiz biz  sana Kur’ân’ı verip müjdeleyici ve korkutucu bir peygamber olarak gönderdik. Sen, cehennemliklerden sorumlu değilsin.

2/120. Rasûlüm! Onların dinine uymadıkça, ne Yahûdîler, ne de Hıristiyanlar senden hoşnut olur. Onlara "Gerçekte hak din, Allâh'ın dinidir." de. Sana vahiy geldikten sonra, onların arzularına uyacak olursan, Allâh’ın azabına uğrarsın. Çünkü seni, ona karşı koruyacak ne bir dost ne de yardımcı vardır.

2/121. Kendilerine kitap verilip de gerektiği gibi onun gösterdiği yolu takip edenler, mümin; onu inkâr edenler ise, her şeylerini kaybeden kafirlerden olur.

2/122. Ey İsrâîloğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve vaktiyle atalarınızı diğer insanlardan üstün kıldığımı hatırlayın!

2/123. Kimse kimsenin cezasını çekmeyeceği, kurtuluş akçesinin kabul edilmeyeceği ve aracılığın fayda vermeyeceği kıyamet gününden sakının. O günde onlara hiçbir şekilde yardım da edilmeyecektir.

2/124. Rabbi İbrâhîm'i bir takım emirle denemiş, o da bu sınavdan başarıyla çıkmıştı. Bunun üzerine Rabbi, "Seni insanlara önder yapacağım." demişti. O da, "soyumdan da olacak mı?" diye sordu. Allâh, "Evet, ama sözüm zalimler için geçerli değildir." buyurdu.

2/125. Biz Kâbe'yi, insanların yöneleceği bir yer ve güvenlik bölgesi yaptık. Öyleyse siz de, İbrâhîm'in makamını dua ve ibadet yeri edinin. İbrâhim ve İsmâîl'e de, "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, secde ve rükû ederek namaz kılanlar için Kâbe'yi temiz tutun!" diye emretmiştik.

2/126. İbrâhîm, "Ey Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap, halkından Allâh'a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle rızıklandır." dedi. Bunun üzerine Rabbi, "Onlardan inkâr edenleri dünyada bu nimetlerden yararlandıracağım, fakat ahirette Cehennem'e atacağım. Orası ne kötü bir dönüş yeridir." buyurdu.

2/127. İbrâhîm ve İsmâîl, Kâbe'nin ana duvarlarını yükseltirken şöyle dua etmişlerdi: "Rabbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen, hakkıyla bilir ve işitirsin."

2/128. "Rabbimiz! Bizi, emrine uyanlardan eyle. Aynı şekilde soyumuzdan da, senin emrine uyan bir topluluk çıkar. Bize hac ibadetinin yerlerini ve kurallarını göster ve tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen, tövbeleri çokça kabul eder ve çok merhamet edersin."

2/129. "Rabbimiz! Onlara aralarından, ayetlerini okuyan, Kitabı ve dinin inceliklerini öğreten ve onları kötülükten arındıran bir peygamber gönder. Şüphesiz senin, her şeye gücün yeter ve her şeyi yerli yerince yaparsın."

2/130. İbrahim'in dininden sadece kendini bilmeyen akılsızlar yüz çevirir. Çünkü o, dünyada peygamber olarak seçtiklerimizden ve ahirette de iyilerdendir.

2/131. Rabbi ona, "Bütün varlığınla bana teslim ol!" deyince, o da "Evrenin sahibi olan Allâh'a teslim oldum." demişti.

2/132. İbrahim ve Yakûb çocuklarına, "Yavrularım! Şüphesiz Allâh, sizin için bu tevhid dinini seçti. O halde ölünceye kadar Müslüman olarak yaşayın!" diye tavsiye etti.

2/133. Yoksa siz, Yakub ölürken oğullarına "Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?" dediğinde onun yanında mıydınız? Onlar da, "Biz, tek ilâh olan, senin ilâhına; baban İshâk, İsmâîl ve İbrâhîm'in ilâhına kulluk edeceğiz. Zaten biz, ona boyun eğdik." demişlerdi.

2/134. Onlar bir nesildi, gelip geçti. Onlar da, siz de, herkes kendi yaptıklarından sorumludur; onların yaptıklarından siz sorumlu değilsiniz.

2/135. Doğru dini bulmanız için Yahûdîler size Yahûdî; Hıristiyanlar da Hıristiyan olun derler. Sen onlara "Hayır! Biz Allâh'a ortak koşmayan ve hakka yönelen İbrahim'in dinine uyarız." de.

2/136. Ey Müminler! "Biz hem Allâh'a inanır, hem bize, İbrâhîm'e İsmâîl'e, İshâk'a, Ya'kûb'a ve onun nesline indirilenlere; hem de Mûsâ'ya, Îsâ'ya ve diğer peygamberlere Rableri tarafından verilen kitaplara inanırız. Biz peygamberler arasında inanç bakımından bir ayrım yapmayız. Zaten hepimiz Allâh'a boyun eğdik." deyin.

2/137. Onlar da, sizin gibi inanırlarsa doğruyu bulmuş; inanmayıp yüz çevirirlerse, derin bir çıkmaza düşmüş olurlar. Onlara karşı Allâh sana yeter. O hakkıyla işitir ve hakkıyla bilir.

2/138. Biz Allâh'ın boyası ile boyandık; onun dinine uyduk. Kimin dini Allâh'ın dininden daha güzeldir! Biz yalnız ona kulluk ederiz.

2/139. Kitap ehline "Allâh bizim de, sizin de rabbiniz olduğu halde, onun hakkında bizimle ne diye tartışıyorsunuz? Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizinki de size aittir. Biz ona gönülden bağlıyız." de!

2/140. Yoksa siz, İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya'kûb ve onların neslinin Yahûdî veya Hıristiyan olduğunu mu iddia ediyorsunuz? "Siz mi, yoksa Allâh mı daha iyi bilir?" de. Allâh'ın kendisine bildirmiş olduğu bu gerçeği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allâh yaptıklarınızdan habersiz değildir.

2/141. Onlar bir nesildi, gelip geçti. Onlar da, siz de, herkes kendi yaptıklarından sorumludur; onların yaptıklarından siz sorumlu değilsiniz.

2/142. Bazı akılsızlar, "Onları yöneldikleri kıbleden çeviren nedir?" diyecektir. Onlara "Doğusuyla, batısıyla bütün yeryüzü Allâh'ındır. O, dilediğine doğru yolu gösterir." de.

2/143. Sizin insanlara, Peygamber'in de size şahit ve örnek olması için sizi, ölçülü ve tutarlı bir toplum yaptık. Senin yöneldiğin bu kıbleyi, Peygamber'e uyacaklarla vazgeçecekleri ortaya çıkarmak için belirledik. Kıblenin değişmesi, Allâh'ın doğru yolu gösterdiklerine ağır gelmez. Allâh inanarak yapdığınız amelleri asla boşa çıkarmaz. Şüphesiz Allâh, insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.

2/144. Biz, senin yüzünü göğe çevirerek vahiy beklediğini görüyoruz. Elbette seni, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. Artık Mescid-i Haram tarafına yönel! Nerede olursanız olun namaz kılarken o tarafa dönün. Şüphesiz Ehl-i Kitap, bunun Rablerinden gelen bir emir olduğunu bilir. Allâh onların yaptıklarından habersiz değildir.

2/145. Rasûlüm sen, ehl-i kitaba her türlü delili getirsen de, onlar senin kıblene yönelmezler. Sen de onların kıblesine yönelmezsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de yönelmezler. Eğer sen, kıble konusunda vahiy geldikten sonra onların arzularına uyarsan, zalimlerden olursun.

2/146. Kendilerine kitap verilen Yahûdî ve Hıristiyanlar, çocuklarını bildikleri gibi Kâbe’nin kıble olduğunu da bilirler. Buna rağmen onların bir kısmı, bildikleri bu gerçeği gizler.

2/147. Bu gerçekleri bildiren Kur'ân, Rabbinden gelmiştir. Sakın şüpheye düşenlerden olma!

2/148. Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. Bu nedenle kıble tartışması yerine iyilik yapmakta birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun sonunda, Allâh hepinizi huzurunda toplayacaktır. Şüphesiz Allâh'ın gücü, her şeye yeter.

2/149. Nerede olursan ol, Mescid-i Haram tarafına yönel! Şüphesiz bu, Rabbinden gelen bir emirdir. Allâh yaptıklarınızdan habersiz değildir.

2/150. Rasûlüm! Nerede olursan ol, namaz kılarken Mescid-i Haram tarafına yönel. Ey İman edenler! Siz de nerede olursanız olun o tarafa yönelin! Böylece, ne Yahûdîlerin “Bizim kıblemize dönüyor”, ne de müşriklerin “Kâbe’yi terk etti” şeklindeki itirazları kalır. Bundan sonra zalimlerden değil, sadece benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlamış olurum, siz de doğru yolu bulmuş olursunuz.

2/151. Nitekim içinizden, ayetlerimizi, sizi kötülüklerden arındıran, Kitabı, dinin inceliklerini ve bilmediklerinizi öğreten bir Peygamber gönderdik.

2/152. O halde her işinizde beni aklınızda tutun ki, ben de sizi unutmayayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.

2/153. Ey iman edenler! Sabrederek ve namaz kılarak Allâh’tan yardım isteyin. Çünkü Allâh, sabredenlerle beraberdir.

2/154. Allâh yolunda öldürülenlere "ölüp gitti!" demeyin; aksine dirilecekler ve onlara hesapsız ödül verilecektir. Fakat siz bunun bilincinde değilsiniz.

2/155. Biz sizi, korku, açlık; mal, can ve ürün kaybı gibi şeylerle sınarız. Bunlara karşı sabredenleri müjdele!

2/156. Sabredenler, kendilerine bir felaket geldiğinde, "Bizi yaratan O'dur ve sonunda O'na döneceğiz" derler.

2/157. Rablerinin bağış ve merhameti onlar içindir. Doğru yolu bulanlar da, işte bunlardır.

2/158. Safâ ile Merve, müşriklerin putları için ayrılan yerler değil, Allâh'ın belirlediği sembollerdir. Dolayısıyla Hac veya umre yapan kişinin bu iki tepe arasında sa'y yapması sakıncalı değil; aksine ibadettir. Allâh içten gelerek ibadet edenleri hakkıyla bilir ve karşılığını verir.

2/159. İnsanlara Tevrat’ta doğru yolu açıkladıktan sonra, onu gizleyenleri, Allâh ve Allâh'tan başka herkes lanetler.

2/160. Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçekleri açıklayanlar bu lânetin dışındadır. Çünkü ben, onların tövbesini kabul ederim. Zaten ben, günahları bağışlar ve çok merhamet ederim.

2/161. Allâh'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti, kâfir olanların üzerinedir.

2/162. Onlar cehennemde temelli kalacaklardır. Artık onların ne azapları hafifletilecek, ne de yüzlerine bakılacaktır.

2/163. Sizin ilâhınız, tek bir ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. O, dünyada bütün canlılara, ahirette ise yalnız müminlere çok merhametlidir.

2/164. Şüphesiz yerin ve göklerin yaratılmasında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle yüklü gemilerin denizlerde yüzmesinde, Allâh'ın gökten yağmur yağdırıp bununla ölü toprağı diriltmesinde ve orada her türlü canlıyı yaratmasında, rüzgârı ve yer ile gök arasında emrine boyun eğen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir toplum için deliller vardır.

2/165. İnsanlar arasında, Allâh'tan başka bazı şeyleri ilah edinip, Allâh'ı sever gibi onları sevenler vardır. Fakat müminlerin Allâh sevgisi daha güçlüdür. Keşke zalimler, gücün tamamıyla Allâh'ın olduğunu ve onun azabının çetin olacağını bilselerdi! Ancak azabı gördüklerinde bunu anlayacaklar.

2/166. Dünyada bazı insanlara önderlik yapanlar, azabı görünce kendilerine uyanlardan yüz çevirecek ve aralarındaki bütün bağlar kopacaktır.

2/167. Onlara uyanlar da, "Keşke dünyaya dönsek de, onların bizden yüz çevirdiği gibi biz de onlardan yüz çevirsek." diyeceklerdir. Allâh yaptıkları işlerin boşa gittiğini onlara böyle gösterecek, onlar da bunun derin pişmanlığını duyacaklardır. Artık onlar, Cehennemden çıkamayacaklardır.

2/168. Ey İnsanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan şeylerden yiyin, fakat şeytanın peşine düşmeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.

2/169. Şeytan, sizin kötülük yapmanızı ve zina etmenizi, bir de Allâh hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi ister.

2/170. Onlara "Allâh'ın gönderdiği Kur’ân’a uyun!" denildiğinde, "Hayır, biz atalarımızdan gördüğümüze uyarız" diye cevap verirler. Ataları hiçbir şeyi anlamasa ve doğru yolda olmasa da, yine onlara mı uyacaklar?!

2/171. Kâfirlerin durumu, bir şey anlamadan öten karga gibidir. O kâfirler kulaklarını, dillerini ve gözlerini gerçeklere kapamışlardır, bu yüzden onlar anlamazlar.

2/172. Ey iman edenler! Sadece Allâh'a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz helal rızıklardan yiyin ve O'na şükredin.

2/173. Şüphesiz Allâh size, leşi, kanı, domuz etini ve Allâh'tan başkasına kurban edilen hayvanların etinden yemeyi yasakladı. Bunları yemek zorunda kalan kişinin, arzu etmeden ve zaruret sınırını aşmadan yemesinde günah yoktur. Doğrusu Allâh, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

2/174. Tevrat’ta Allâh'ın bildirdiği bir kısım hükümleri gizleyip, dünyalık karşılığında değiştirenler, karınlarını ateşle doldurmuş olurlar. Bu yüzden Allâh, kıyamet gününde ne onlarla konuşur, ne de onları arındırır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.

2/175. Böyle yapmakla onlar, doğru yolda gitme yerine oradan sapmayı, bağışlanma yerine azabı tercih etmişlerdir. Demek onlar, ateşe çok dayanıklıdır!..

2/176. Onlara böyle azap edilecektir. Çünkü Allâh, kitapta gerçekleri açıklamıştır. Kitapta açıklananlar hususunda ayrılığa düşenler, derin bir aykırılık ve anlaşmazlık içindedirler.

2/177. Yüzünüzü doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. İyilik, Allâh'a, ahiret gününe, kitaba ve peygamberlere inanmak; çok sevdiği malından akrabalarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere, özgürlüğü elinden alınanlara vermek; namazı dosdoğru kılmak, zekât vermek; verdiği sözde durmak; kıtlık, sıkıntı ve savaşta sabretmektir. Gönülden Allâh'a bağlananlar ve Allâh'a karşı gelmekten sakınanlar, işte böyle yapar.

2/178. Ey iman edenler! Hukuka aykırı olarak öldürülenler hakkında kısas farz kılınmıştır. Ölen ister hür olsun, ister köle, isterse kadın olsun, öldüren kişi kısas edilir. Eğer ölenin yakınları, diyeti kabul edip kısastan vazgeçerlerse; diyeti alacak kişi örfe uygun bir şekilde istesin, karşı taraf da güzellikle versin. Bu, Rabbinizin kolaylaştırması ve size merhametidir. Artık kim haddi aşarsa, ona can yakıcı bir azap vardır.

2/179. Ey akıl sahipleri! Kısas, cinayetleri önleyerek topluma hayat verir. Artık hukuka aykırı olarak adam öldürmekten kaçınırsınız.

2/180. Öldüğünde geride mal bırakacak olan kimsenin, anne ve babasına, yakınlarına dine ve akla uygun bir şekilde vasiyet etmesi farz kılınmıştır. Bu, Allâh'a karşı kulluk bilincinde bulunanlar için bir görevdir.

2/181. Kendisine vasiyet edilen veya buna şahitlik edenlerden biri vasiyeti değiştirirse, günahı değiştirenedir. Çünkü Allâh, her şeyi hakkıyla işitir ve hakkıyla bilir.

2/182. Bununla birlikte kim, vasiyet edenin haksızlığa meyletmesi veya günaha girmesinden endişe edip mirasçıların arasını uzlaştırırsa, ona günah yoktur. Şüphesiz Allâh çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

2/183. Ey iman edenler! Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmanız için oruç, sizden öncekilere olduğu gibi, size de farz kılındı.

2/184. Bu oruç, belli günlerde tutulur. Sizden hastalık veya yolculuk nedeniyle oruç tutmayanlar, daha sonra tutmadığı günler kadar oruç tutsun. Oruç tutmaya gücü yetmeyenler ise, tutmadığı her gün için bir yoksulu doyuracak kadar fidye versinler. Kişinin yükümlü olduğundan daha fazlasını yapması, kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz yolcu veya hasta iken oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

2/185. İnsanlara doğru yolu gösteren ve doğru ile yanlışı birbirinden ayıran Kur’ân'ın indirildiği Ramazan ayına erişen her mümin, oruç tutsun. Hasta veya yolcu olduğu için oruç tutmayanlar, daha sonra tutmadığı gün kadar tutsun! -Allâh sizin için kolaylık ister, zorluk istemez,- Böylece tutmadığınız günleri tamamlamış ve size doğru yolu gösterdiği için onu yüceltmiş olursunuz. Umulur ki şükredersiniz.

2/186. Kullarım beni sorarlarsa, onlara çok yakın olduğumu söyle! Dua edenin duasını kabul ederim. O halde, doğru yolu bulmaları için, davetime uyup bana iman etsinler.

2/187. Oruç tutulan günlerin gecesinde, eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız helaldir. Nefsinizin sükuna ermesi için onlar size, siz de onlara muhtaçsınız. Allâh, nefsî arzularınızı yenemeyeceğinizi bildiği için tövbenizi kabul edip, sizi affetti. Artık sabahın aydınlığı, gecenin karanlığından ayırt edilinceye kadar cinsel ilişkide bulunabilir, Allâh'ın sizin için takdir ettiği çocuğu isteyebilir ve  yiyip içebilirsiniz. Sonra akşam vaktine kadar oruç tutun. Ancak mescitlerde itikâfta iken, eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar Allâh'ın çizdiği sınırlardır, onları aşmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmanız için o, hükümlerini insanlara işte böyle açıklamaktadır.

2/188. Birbirinizin malını haksızlık yaparak yemeyin. Bile bile inİnsanların malını, haram yollarla yemek için yetkililere rüşvet vermeyin.

2/189. Sana ayın evrelerini soruyorlar. "O evreler, hac ve diğer işler için vakit ölçüleridir." diye cevap ver. Diğer taraftan işe tersinden yaklaşmak, doğru bir davranış değildir. Doğru davranış, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmak ve yararlı şeyleri istemektir. O halde peygambere, dünya ve ahirette size fayda sağlayacak şeyleri sorun! Kurtuluşa ermek için Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun!

2/190. Size savaş açanlarla, Allâh yolunda siz de savaşın, ama aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allâh aşırı gidenleri sevmez.

2/191. Size savaş açan müşrikleri yakaladığınız yerde öldürün, sizi yurdunuzdan çıkardıkları gibi siz de onları çıkarın! Çünkü zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Onlar, Mescid-i Haram civarında sizinle savaşmadıkça, siz de savaşmayın. Fakat savaşırlarsa, siz de savaşıp onları öldürebilirsiniz. Kâfirlerin cezası, böyledir.

2/192. Bundan vaz geçerlerse, onlara dokunmayın. Doğrusu Allâh, çok bağışlayan ve merhamet edendir.

2/193. Zulüm ve baskı sona erinceye ve din Allâh'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse onlara dokunmayın, çünkü sadece zulüm ve baskı yapanlar düşmanınızdır.

2/194. Onlar, savaşmanın yasak olduğu haram aylarını çiğnerse, siz de onlara karşılık verebilirsiniz. Çünkü saygı karşılıklıdır. Bu sebeple ne zaman ve nerede olursa olsun, size saldıranlara, aynı şekilde karşılık verin. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun ve Allâh'ın kulluk bilincinde olanlarla beraber olduğunu unutmayın!

2/195. Mallarınızı Allâh yolunda cihat için harcayın; bu konuda cimrilik yaparak kendinizi tehlikeye atmayın! Her işte Allâh'ın hoşnutluğunu gözetin. Çünkü Allâh, bu şekilde hareket edenleri sever.

2/196. Allâh için yapılan haccı ve umreyi tamamlayın. Haccı tamamlamanıza bir şey engel olursa, kolayınıza geldiği şekilde bir kurban kesin ve kurban kesilinceye kadar başınızı tıraş ederek ihramdan çıkmayın. Hastalık veya başka bir sebeple ihram yasaklarından birini işlemek zorunda kalan kişi, ya oruç tutsun, ya sadaka versin, ya da kurban kessin. Engel kalmayıp hacca giden kişi, aynı mevsimde hactan önce umre yaparsa, gücünün yeteceği bir kurban kessin. Kurban bulamaz ise, üçü hacta yedisi eve dönünce olmak üzere on gün oruç tutsun. Bu, Mekke'de ikamet etmeyenler için söz konusudur. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun ve Allâh'ın cezasının çok şiddetli olduğunu bilin.

2/197. Hac belli aylarda yapılır. Bu aylarda hac yapmak için ihrama giren kişinin, cinsel ilişkide bulunması yasaktır; günah işlemesi ve kavga etmesi diğer zamanlara göre daha büyük günahtır. Allâh, yaptığınız iyilikleri bilir. Hac için hem maddi, hem de manevi hazırlık yapın. Fakat hazırlıkların en hayırlısı, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmaktır. Ey akıl sahipleri, bana karşı kulluk bilincinde olun!

2/198. Hac yaparken, Rabbinizden dünyalık istemenizde günah yoktur. Arafat'tan topluca Müzdelife'ye indiğinizde, Meş'ar-i Haramda Allâh'ı anın. Fakat onun öğrettiği şekilde anın! Nitekim siz, daha önce bu konuda doğrulardan uzaklaşmıştınız.

2/199. Ey Kureyşliler! Diğer insanlar gibi siz de Arafat'ta vakfe yapıp, oradan Müzdelife''ye inin ve Allâh'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz o, çok bağışlar, çok merhamet eder.

2/200. Hacla ilgili yükümlülüklerinizi yerine getirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha da fazla Allâh'ı anın. İnsanlardan bazıları, "Ey Rabbimiz! Bize vereceğini, bu dünyada ver." der. Onların ahirette hiç bir nasibi yoktur.

2/201. Bazıları da, "Ey Rabbimiz! Bize dünyada da, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru!" diye dua eder.

2/202. İşte bunlar, kazandıklarının karşılığını alacaklardır. Allâh, hesabı pek çabuk görür.

2/203. Bayram günlerinde, şeytan taşlayarak Allâh’ı anın! Bayramın üçüncü gününden sonra beklemeyip Mina'dan Mekke'ye dönene günah olmadığı gibi, ertesi günü bekleyene de günah yoktur. Bu kolaylık Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlar içindir. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.

2/204. Dünya hayatı ile ilgili konularda bir kısım insanların sözleri senin hoşuna gider. Onlar, kalplerindeki samimi düşünceleri söylediklerine Allâh'ı şahit tutarlar. Halbuki onlar çok azılı düşmanlardır.

2/205. Bu tür insanlar, ellerine yetki geçince, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, tarım ve hayvancılığı yok etmeye çalışırlar. Allâh bozgunculuğu sevmez.

2/206. Onlara "Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun!" denildiğinde kibirlenirler ve bu kibirleri onları günaha sürükler. Bunlara Cehennem yeter. Orası ne kötü kalınacak yerdir!

2/207. İnsanlardan bazısı ise, Allâh'ın hoşnutluğunu kazanmak için canını fedâ eder. Allâh böylesi kullarına çok şefkatlidir.

2/208. Ey iman edenler! Hepiniz Allâh'ın emirlerine boyun eğin, şeytanın peşine düşmeyin. Çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.

2/209. Bunca açık delil gelmesine rağmen, doğru yoldan saparsanız, Allâh'ın sizi cezalandıracağını unutmayın! Çünkü onun her şeye gücü yeter ve her şeyi yerli yerince yapar.

2/210. Onlar, inanmak için, Allâh'ın meleklerle birlikte bulutların arasından gelmesini mi bekliyorlar. Fakat o zaman, azap da gelir ve her şey bitmiş olurdu. Bütün işler sonunda Allâh'a dönecektir.

2/211. İsrâiloğullarına ne kadar mucize gösterdiğimizi, kendileri de çok iyi biliyor. İstersen onlara sor! Mucize gösterildikten sonra Allâh'ın dinini değiştirenler bilsin ki, onun azabı çok şiddetlidir.

2/212. Kâfirlere dünya hayatı güzel göründüğü için, buna değer vermeyen müminlerle alay ederler. Oysa Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlar, kıyamet gününde onlardan üstün olacaktır. Allâh dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.

2/213. İnsanlar, başlangıçta aynı dine inanan tek bir topluluktu. Ayrılığa düşünce Allâh, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Ayrıca onlara, insanların anlaşmazlığa düştüğü konularda hüküm vermek için doğruyu gösteren kitaplar gönderdi. Apaçık deliller gelmesine rağmen insanların ayrılığa düşmesi, sadece hırs ve kıskançlıklarından dolayıdır. Fakat Allâh, insanların anlaşmazlığa düştüğü konularda, müminlere lütfuyla gerçeği gösterdi. Allâh, isteyen herkesi doğru yola iletir.

2/214. Yoksa siz, öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve zorluklar geldi, öylesine sarsıldılar ki, peygamber ve müminler "Allâh'ın yardımı ne zaman gelecek?" demişti. Şüphesiz Allâh'ın yardımı çok yakındır.

2/215. Rasulüm sana, kimlerin yiyecek ve geçimliğini karşılamakla yükümlü olduklarını soruyorlar. Onlara ana-babanın, akrabaların, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmışların bu ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olduklarını söyle. Yapmış olduğunuz her hayrın karşılğını göreceksiniz; çünkü Allâh, her şeyi hakkıyla bilir.

2/216. Ey Müminler! Hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Hoşlanmadığınız bir şey, belki sizin için daha hayırlı; arzu ettiğiniz bir şey de daha kötü olabilir. Sizin için neyin iyi, neyin kötü olduğunu Allâh bilir, siz bilemezsiniz.

2/217. Sana, haram aylarda savaş etmenin hükmünü soruyorlar. Onlara, "Bu aylarda savaşmak büyük bir günahtır. Fakat insanları Allâh'ın yolundan ve Mescid-i haramı ziyaretten alıkoymak, halkını oradan çıkarmak ve Allâh'ı inkâr etmek, Allâh katında daha büyük günahtır. Çünkü zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha büyük bir suçtur." diye cevap ver. Onlar, ellerinden gelse, sizi dininizden döndürünceye kadar savaşırlar. Dininden dönüp kafir olarak ölenlerin yapmış olduğu ameller dünyada da, ahirette de boşa gidecektir. Bunlar cehenneme girecek ve orada temelli kalacaklardır.

2/218. Şüphesiz inananlar ve Allâh için hicret edip yolunda çalışanlar, onun rahmetine kavuşurlar. Allâh çok bağışlar ve çok merhamet eder.

2/219. Sana, içki ve kumarın hükmünü soruyorlar. Onlara "İkisinde de, büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak bunların yol açtığı kötülük ve günahlar, faydalarından çok daha büyüktür." de! Ve yine sana, hangi maldan Allâh yolunda harcamaları gerektiğini soruyorlar. Onlara ‘ihtiyaç fazlası maldan...’ diye cevap ver! Düşünmeniz için Allâh, size ayetlerini böyle açıklıyor.

2/220. Dünyada ve ahirette size yarar sağlayacak şeyleri yapın! Ayrıca sana yetimlere nasıl davranacaklarını soruyorlar. Şöyle cevap ver: "Yetimleri topluma kazandırmak için yapacağınız her türlü çalışma iyidir. Onlarla birlikte yaşarsanız, haklarını gözetin, çünkü onlar sizin kardeşlerinizdir. Allâh, kimin iyi niyetli, kimin de kötü niyetli olduğunu bilir. Allâh dileseydi, sizi zora sokardı. Doğrusu onun, her şeye gücü yeter ve her şeyi yerli yerince yapar."

2/221. İman etmedikçe, Allâh'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Mümin bir cariye, hoşunuza giden müşrik bir kadından çok daha iyidir. İman etmedikçe, Allâh'a ortak koşan erkeklerle, mümin kadınları evlendirmeyin. Mümin bir köle, hoşunuza giden müşrik bir erkekten çok daha iyidir. Çünkü Allâh'a ortak koşanlar ateşe; Allâh ise, lütfuyla cennete ve bağışlanmaya davet eder. Öğüt alasınız diye Allâh, ayetlerini insanlara böyle açıklıyor.

2/222. Sana kadınların ay halini soruyorlar; onlara şöyle cevap ver: "O, bir rahatsızlıktır. Öyleyse ay halindeki kadınlardan uzak durun; temizleninceye kadar onlarla cinsel ilişkiye girmeyin. Fakat temizlendikten sonra, Allâh'ın izin verdiği şekilde onlarla cinsel ilişkide bulunabilirsiniz. Şüphesiz Allâh, çok tövbe eden ve temizlenenleri sever.”

2/223. “Neslin devamı için eşleriniz, size helal kılınmıştır. O halde, neslin devam edeceği yerden olmak kaydıyla, onlarla dilediğiniz şekilde cinsel ilişkide bulunabilirsiniz. Çocuklarınız için hazırlıklı olun. Allâh'ın haram kıldığı ilişkilerden sakının ve ona kavuşacağınızı da aklınızdan çıkarmayın.” Rasûlüm! Mü'minleri müjdele!

2/224. Allâh adına ettiğiniz yeminler, iyilik etmeye, Allâh'a karşı gelmekten sakınmaya ve insanlar arasını düzeltmeye engel olmasın. Allâh, hakkıyla işitir, hakkıyla bilir.

2/225. Allâh sizi, dil alışkanlığıyla kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden değil, bilerek yaptığınız yeminlerden sorumlu tutar. Allâh günahları çok bağışlar ve yumuşak davranır.

2/226. Eşlerine yaklaşmamak üzere yemin edenlerin dört ay bekleme süresi vardır. Bu süre dolmadan dönerlerse, yemin keffareti verirler. Şüphesiz Allâh çok bağışlar, çok merhamet eder.

2/227. Eğer boşanmaya kararlı olup süresi içinde dönmezlerse ayrılırlar. Şüphesiz Allâh hakkıyla işir, hakkıyla bilir.

2/228. Boşanmış kadınlar üç defa adet görünceye kadar evlenmeden beklerler. Allâh'a ve ahiret gününe inanan kadınların, onun rahimlerinde meydana getirdiği adet veya hamileliği gizlemesi helal değildir. Eğer koca, evliliği kurtarmak isterse, bu süre içinde eşine dönme önceliğine sahiptir. Kocaların karıları üzerinde olduğu gibi, karıların da kocaları üzerinde hukuka ve örfe uygun hakları vardır. Bu konuda erkekler önceliklidir. Allâh'ın  her şeye gücü yeter ve her şeyi yerli yerince yapar.

2/229. İki defa boşanıp aynı kadınla tekrar evlenebilirsiniz. Bundan sonra ya iyilikle evliliği devam ettirin ya da güzellikle ayrılın. Her iki tarafın Allâh'ın koyduğu hükümleri yerine getirememe endişesi olmadıkça, kadınlara verdiklerinizden herhangi bir şeyi geri almanız helal değildir. Allâh'ın koyduğu hükümleri tarafların yerine getirememesinden korkarsanız, kadının fidye vererek boşanmasında ikisine de günah yoktur. Bunlar Allâh'ın koyduğu hükümlerdir, sakın onları çiğnemeyin. Allâh'ın koyduğu hükümleri çiğneyenler, gerçekten zalimlerdir.

2/230. Koca, eşini üçüncü defa boşarsa, artık bu kadın başka biriyle evlenmedikçe ona helal olmaz. Başkasıyla evlenir ve o da boşarsa, Allâh'ın koyduğu evlilikle ilgili hükümleri yerine getireceklerine inanıyorlarsa, eski eşiyle tekrar evlenmelerinde sakınca yoktur. İşte bunlar, düşünen bir toplum için Allâh’ın açıkladığı hükümleridir.

2/231. Boşadığınız kadınların bekleme süresi sona ererken, ya dine uygun bir şekilde evliliğinize devam edin ya da ayrılın. Onlara zarar vermek için, zorla nikahınız altında tutmayın. Böyle yapan kendine yazık etmiş olur. Allâh'ın bu hükümlerini, sakın hafife almayın. Onun size olan nimetini, öğüt vermek için indirmiş olduğu kitabını ve dinin inceliklerini hatırlayın. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun ve onun her şeyi hakkıyla bildiğini aklınızdan çıkarmayın.

2/232. Kadınları boşayıp da bekleme süreleri sona erdiğinde, dine uygun bir şekilde aralarında anlaşırlarsa, eski eşleriyle evlenmelerine velileri engel olmasın. Bu hüküm, Allâh'a ve ahiret gününe inananlar için bir öğüttür. Böyle yapmanız, daha hayırlı ve iffetlerini korumalarına daha uygundur. Allâh, her şeyi hakkıyla bilir, fakat siz bilemezsiniz.

2/233. Baba emzirme süresini tamamlamak isterse, boşanmış anneler, çocuklarını iki yıl emzirirler. Bu durumda baba, annenin örfe uygun bir şekilde yiyecek ve giyeceğini karşılamakla yükümlüdür. Hiç kimse gücünün yetmeyeceğinden sorumlu değildir. Anne ve baba çocuklarından dolayı zarara uğratılmasın. Babanın ölmesi halinde mirasçıları da, aynı görevlerle sorumludur. Anne ve baba anlaşırsa, çocuklarını sütten kesmelerinde günah yoktur. Örfe uygun bir ücretle çocuklarınızı süt anneye vermenizde sakınca yoktur. Allâh'a karşı gelmekten sakının; yaptığınız her şeyi onun gördüğünü bilin.

2/234. Ölenlerin geride bıraktıkları karıları, başkalarıyla evlenebilmek için dört ay on gün beklerler. Bu süre tamamlanınca, dine ve örfe uygun olarak, istediği şeyi yapmasında sizin için bir sorumluluk yoktur. Allâh, yaptığınız her şeyden haberdardır.

2/235. Kocası ölüp iddet bekleyen kadınlarla evlenmeyi düşünmenizde veya bunu onlara hissettirmenizde bir sakınca yoktur. Zira Allâh, onlara evlilik teklifinde bulunacağınızı bilir. Ancak bunu yaparken dinen hoş karşılanan konuşmaların dışında gizlice sözleşmeyin. Belirlenen süre doluncaya kadar, nikah yapmaya kalkışmayın. Dikkatli olun, içinizden geçirdiğiniz her şeyi Allâh'ın bildiğini unutmayın! Onun günahları çok bağışladığını ve yumuşak davrandığını bilin.

2/236. Zifafa girmeden eşlerini boşayanlara, herhangi bir mali yükümlülük yoktur. Fakat mehir belirtmeksizin yapılan nikahlarda koca, zenginlik veya fakirlik durumuna göre eşine örfe uygun bir hediye versin. Bu davranış, her işinde Allâh'ın hoşnutluğunu gözetenlerin yapması gereken bir yükümlülüktür.

2/237. Zifafa girmeden eşlerini boşayanlara, herhangi bir mali yükümlülük yoktur. Fakat mehir belenerek yapılan nikahlarda koca, belirlenen mehrin yarısını versin. Ancak kadının veya kocanın kendi hakkından vaz geçmesi bu hükmün dışındadır. Ey erkekler, kendi hakkınızdan vaz geçerek daha fazla vermeniz takvaya daha uygundur. Birbirinize karşı ikramda bulunmanız gerektiğini unutmayın! Şüphesiz Allâh, yapmış olduğunuz her şeyi görür.

2/238. Namazları ve özellikle ikindi namazını vaktinde kılmaya özen gösterin. Gönülden boyun eğerek Allâh için namaz kılın.

2/239. Tehlikede iseniz, yürüyerek veya binek üzerinde de olsa namazı kılın. Güvene kavuştuğunuzda ise, bilmediğiniz şeyleri size öğreten Allâh'ın öğrettiği gibi namazı ifâ edin.

2/240. Sizden ölmek üzere olanlar, bir yıl süreyle karılarının evden çıkarılmadan nafakalarının temin edilmesini vasiyet etsin. Fakat kendileri çıkarlarsa, dine uygun olmak kaydıyla istediklerini yapmakta bir sakınca yoktur. Allâh'ın  her şeye gücü yeter ve her şeyi yerli yerince yapar.

2/241. Örfe göre geçimlerinin sağlanması, boşanmış kadınların hakkıdır. Bu, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olan herkes için bir görevdir.

2/242. Allâh düşünüp anlamanız için ayetlerini size bu şekilde açıklamaktadır.

2/243. Sayıları binlere ulaştığı halde düşmandan korktukları için yurtlarını terk edenleri düşünüp ibret almaz mısın? Allâh onlara "yurdunuzu terk etmeyin, gerekirse ölün!" dedi. Onlar da savaştılar. Böylece Allah onlara orada yaşama imkanı verdi. Şüphesiz Allâh, insanlara pek çok ikramda bulunur, fakat insanların çoğu şükretmez.

2/244. Siz de, Allâh yolunda savaşın. Unutmayın ki Allâh, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.

2/245. Allâh, kendi yolunda harcayan kimseye, karşılığını kat kat fazlasıyla verecektir. Darlığı da, bolluğu da veren odur. Sonunda hesap vermek üzere hepiniz ona döneceksiniz.

2/246. Mûsâ'dan sonra İsrâîl oğullarının ileri gelenlerinden bir çoğunun davranışlarını düşünüp ibret almaz mısın? Onlar peygamberlerinden birine, hükümdar gönder de Allâh yolunda savaşalım demişlerdi. Peygamberleri, "Ya size farz kılınınca savaşmazsanız?.." demişti. Onlar da, "Yurdumuzdan sürülüp çocuklarımızdan ayrı bırakıldığımız halde, Allâh yolunda neden savaşmayalım" diye cevap vermişlerdi. Fakat savaş onlara farz kılınınca, bir kısmı dışında çoğu savaşmaktan kaçındı. Allâh zâlimleri çok iyi bilir.

2/247. Peygamberleri onlara, "Allâh Tâlut'u size hükümdar olarak gönderdi" dedi. Bunun üzerine onlar, "Biz hükümdarlığa daha layık iken ve Tâlut da zengin olmadığı halde, bize nasıl hükümdar olabilir?" diye itiraz ettiler. Peygamberleri, "Doğrusu Allâh, onu size hükümdar olarak seçti, onun bilgi ve gücünü artırdı. Allâh hükümdarlığı dilediğine verir. Allâh her şeyi ilmiyle kuşatır ve her şeyi hakkıyla bilir." dedi.

2/248. Peygamberleri onlara, "Onun hükümdarlığının delili, Meleklerin koruduğu sandukanın size gelmesidir. Sandukada, Rabbinizin huzur ve güveninize vesile kıldığı Mûsâ ve Hârûn ailesinden kalan kutsal emanetler bulunmaktadır. Eğer inanıyorsanız bu sizin için kesin bir delildir." dedi.

2/249. Tâlût ordusuyla sefere çıkınca, askerlere, "Allâh sizin bana bağlılığınızı, bir nehir ile imtihan edecek; o sudan içenler benden değildir, en fazla bir avuç içen ise bendendir." dedi. Pek azı dışında çoğu o sudan içtiler. Tâlût ve onunla birlikte olan inananlar nehri geçince, "bugün Câlût ve ordusuyla savaşmaya gücümüz yetmez" dediler. Allâh'ın huzuruna çıkacağına kesin olarak inananlar ise, "Geçmişte sayısı az olan nice ordu, Allâh'ın izniyle, kalabalık orduları yenmiştir. Çünkü Allâh sabredenlerle beraberdir." şeklinde karşılık verdiler.

2/250. Onlar, Câlût ve ordusuyla karşı karşıya geldiklerinde "Ey Rabbimiz! Zorluklara karşı bize bol sabır ver, direnme gücümüzü artır, bizi kafirlere karşı muzaffer kıl." diye yalvardılar.

2/251. Sonunda, Allâh'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Tâlût’un ordusunda bulunan Dâvûd da, Câlût'u öldürdü. Bunun üzerine Allâh, Dâvûd'a hükümdarlık ve ince kavrayış verdi, ona dilediğini öğretti. Allâh bazı insanın kötülüğünü, diğerleriyle önlemeseydi, yeryüzünde düzen bozulurdu. Fakat o, her türlü canlıya ikram etmektedir.

2/252. Bunlar, gerçek olarak sana vahyettiğimiz Allâh'ın âyetleridir. Sen de, bir peygambersin.

2/253. Biz bazı peygamberlere diğerlerinden daha fazla özellik verdik; Allâh onların bazısıyla konuşmuş, bazısının da derecesini yükseltmiştir. Biz, Meryem oğlu İsâ'ya apaçık mûcizeler verdik ve onu Cebrâil ile destekledik. Eğer Allâh dileseydi, bu insanlar kendilerine apaçık belgeler geldiği halde peygamberlerin ardından birbirleriyle çatışmazlardı. Fakat onlar ayrılığa düştü. İçlerinden inananlar da oldu, inanmayanlar da. Allâh dileseydi, birbirleriyle çatışmazlardı; ama dilemedi. Çünkü o, dilediğini yapar.

2/254. Ey iman edenler! Hiç bir alışveriş, dostluk ve kayırmanın olmadığı hesap günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allâh yolunda harcayın. Kâfirler, zalimlerin ta kendisidir.

2/255. Allâh'tan başka ilâh yoktur. O, diridir, kâinatın idaresini yürütendir. O ne uyuklar, ne de uyur. Yerde ve göklerde bulunanların hepsi onundur. Allâh izin vermedikçe, hiç kimse onun huzurunda aracılık yapamaz. Allâh herkesin yaptığını da, yapacağını da bilir. Kendisinin bildirdiği dışında, insanların Allâh hakkında  herhangi bir bilgisi yoktur. Onun ilim ve kudreti, yer ve gökleri kuşatmıştır. Dolayısıyla evrenin korunması ona zor gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.

2/256. Artık hak, batıldan ayrılıp apaçık belli olduğu için, dinde herhangi bir baskı yoktur. Şeytan ve put gibi batıl olan şeyleri inkâr edip Allâh'a inanan kişi, sağlam ve kopmayan bir kulpa yapışmış olur. Allâh her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.

2/257. İnananların dostu olan Allâh, onları küfrün karanlıklarından İslâm'ın aydınlığına çıkarır. Kâfirlerin dostu olan şeytan ve put gibi batıl olan şeyler ise, onları İslâm'ın aydınlığından küfrün karanlıklarına sürükler. İşte o kâfirler cehenneme girecek ve orada temelli kalacaklardır.

2/258. Allâh kendisine verdiği hükümdarlığa güvenerek şımarıp Rabbi hakkında İbrahim ile tartışan kişiyi düşünüp ibret almaz mısın? İbrahim, "Rabbim diriltir ve öldürür" deyince, o da "Ben de diriltir ve öldürürüm" demişti. Bunun üzerine İbrâhim, "Allâh güneşi doğudan getiriyor, haydi bakalım sen de batıdan getir!" deyince, o kâfir verecek cevap bulamamıştı. Allâh, zalimleri zorla doğru yola getirmez.

2/259. Veya harabeye dönmüş bir yere uğrayan kişiyi düşünüp ibret almaz mısın? O kişi, "Allâh, bu ölüleri nasıl diriltecek?" diye düşünmüştü. Bunun üzerine Allâh, onu öldürüp, yüz sene sonra da diriltti. Sonra ona "Ölü olarak ne kadar kaldın?" diye sordu. O da, "Bir gün veya daha az..." diye cevap verdi. Allâh, "Hayır, yüz sene kaldın. Buna rağmen yiyecek ve içeceğin bozulmamış. Bir de eşeğine bak! Şimdi onun kemiklerini, nasıl bir araya getirip üzerine et giydireceğiz. Sana ve insanlara ibret olsun diye böyle yaptık. " dedi. Bütün bunlar olup gerçek ortaya çıkınca adam, "Allâh'ın her şeye gücünün yettiğini artık biliyorum" dedi.

2/260. İbrahim, "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" deyince Allah, "Yoksa buna inanmıyor musun?" diye sordu. İbrahim, "İnanıyorum, ama kalbimin tam olarak kanaat getirmesini istiyorum." diye cevap verdi. Bunun üzerine Allâh, "Dört kuş yakala ve onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her tepeye bir parça koy, daha sonra da çağır. Uçarak sana geleceklerdir. Allâh'ın  her şeye gücünün yettiğini ve her şeyi yerli yerince yaptığını bil!" dedi.

2/261. Kişinin Allâh yolunda harcadığı malın durumu, yedi başak veren ve her bir başakta yüz dane bulunan tohuma benzer. Allâh dilediğine daha da çok verir. Onun lütfu geniştir ve o, her şeyi hakkıyla bilir.

2/262. Mallarını Allâh yolunda harcadıktan sonra, bunu başa kakıp fakirin onuru ile oynamayanın ödülleri Rableri tarafından verilecektir. Onlar için ne bir korku, ne de üzüntü vardır.

2/263. Gönül alan bir söz ve bağışlama, kişinin onurunu zedeleyen sadakadan daha hayırlıdır. Allâh'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, o kullarına çok yumuşak davranır.

2/264. Ey iman edenler! Allâh'a ve ahiret gününe inanmadığı halde gösteriş için malını harcayanlar gibi, başa kakarak ve onur zedeleyerek sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Bunların durumu, üzerinde toprak bulunan pürüzsüz kayanın durumuna benzer; sağnak bir yağmur o kayayı cascavlak bırakır. Gösteriş için iyilikte bulunanlar da, yaptıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allâh kâfirleri zorla doğru yola ulaştırmaz.

2/265. Mallarını Allâh'ın hoşnutluğunu kazanmak ve yardım duygularını pekiştirmek için verenlerin durumu, yüksek bir yerde bulunan bahçenin durumu gibidir. O bahçe, bol yağmur yağdığında, iki kat ürün verir; yağmur yağmasa bile, oraya düşen çiğ, toprağı nemlendirerek ürün vermesini sağlar. Allâh yaptıklarınızı hakkıyla görür.

2/266. Hanginiz, kendisi ihtiyarlamış ve çocukları bakıma muhtaç iken, içinde hurma, üzüm ve her türlü meyve bulunan ve altından sular akan bahçesini, sam yelinin yakmasını ister!.. Düşünmeniz için Allâh, ayetlerini böylece size açıklıyor.

2/267. Ey iman edenler! Kazandıklarınız ile sizin için yerden çıkardıklarımızın temiz ve helalinden Allâh yolunda harcayın. Almaktan hoşlanmayacağınız değersiz bir malı, sadaka olarak vermeye kalkışmayın. Allâh'ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve her türlü övgüye layık olduğunu sakın aklınızdan çıkarmayın!

2/268. Şeytan sizi, fakirlikle korkutarak cimriliğe ve çirkin şeylere yönlendirir. Allâh ise, bağışlama ve bol nimet vadeder. Allâh'ın, lütfu geniştir ve o her şeyi hakkıyla bilir.

2/269. Allâh dilediğine ince ve derin kavrayış verir. Kendisine ince ve derin kavrayış verilen kişi, en büyük serveti elde etmiş olur. Bundan ancak akıllı kimseler düşünüp ibret alırlar.

2/270. Allâh, kendi yolunda harcadıklarınızın veya adaklarınızın karşılığını verir. Çünkü Allâh, neyi, niçin yaptığınızı çok iyi bilir. İyilik yapmayı engelleyen zalimlerin hiç bir yardımcısı yoktur.

2/271. Sadakaları açıktan vermeniz güzel bir şeydir. Fakat yoksullara gizlice vermeniz sizin için daha hayırlıdır. Böyle yaparsanız Allâh günahlarınızı bağışlar. O yaptığınız her şeyi çok iyi bilir.

2/272. Onları doğru yola iletmek senin işin değildir. Allâh insanları serbest bırakmıştır, dileyen doğru yolu bulur. Allâh'ın hoşnutluğunu elde etmek için yaptığınız her türlü harcama, kendi yararınızadır. Zaten yaptığınız her iyiliğin karşılığı, tam olarak verilecektir. Asla haksızlığa uğramazsınız.

2/273. Allâh yolunda çalışıp çabaladığı için geçimini temin edemeyenlere sadaka verin. Dilenmediklerinden bilmeyenler onları zengin zanneder. Sen onları görünce yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük yaparak dilenmezler. Yaptığınız her iyiliği Allâh, hakkıyla bilir.

2/274. Mallarını Allâh yolunda gece-gündüz, gizli-açık harcayanlar, ödüllerini Rabblerinden alacaklardır. Onlar için ne bir korku, ne de üzüntü vardır.

2/275. Faiz alanlar, ancak şeytanın aklını çelip peşine taktığı kişiler gibi davranırlar. Çünkü onlar, "alışveriş ile faiz birbirinin aynıdır" derler. Hâlbuki Allâh, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Rabbin faiz hükmünü açıkladıktan sonra ondan vaz geçen kişinin daha önce aldıklarından dolayı bir sorumluluğu yoktur; Allâh onu affedecektir. Fakat bundan sonra tekrar faiz alan kişi Cehenneme girecek ve orada temelli kalacaktır.

2/276. Allâh, faizli kazancın bereketini yok eder, sadakalarınkini ise artırır. Allâh günahkar nankörleri sevmez.

2/277. İman edip yararlı işler yapan, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenler, ödüllerini Rabblerinden alacaklardır. Onlar için ne bir korku, ne de üzüntü vardır.

2/278. Ey iman edenler! Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun, gerçekten inanıyorsanız faiz alacaklarınızdan vaz geçin.

2/279. Böyle yapmazsanız, Allâh'a ve Rasûlüne savaş açmış olursunuz. Ama faizi almaktan vazgeçerseniz, ana paranız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

2/280. Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona zaman tanıyın. Eğer bilirseniz, alacağınızı bağışlamanız sizin için çok daha hayırlıdır.

2/281. Hesap vermek üzere Allâh'ın huzuruna çıkacağınız kıyamet gününe hazırlıklı olun! O gün herkese yaptığının karşılığı tam olarak verilecek, kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

2/282. Ey iman edenler! Vadeli borçlarınızı kayıt altına alın. Biri onu tam olarak yazsın. Hiç kimse, yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Nitekim Allâh böyle bildirmiştir. Borçlu da, Rabbine karşı kulluk bilincinde olsun ve hiçbir şeyi noksan bırakmadan borcunu yazdırsın. Borçlu, zihinsel veya bedensel engelli ise, ya da yazdıracak durumda değilse velîsi onun yerine, eksiksiz olarak yazdırsın. Ayrıca borçlanmalarda iki erkek şahit bulundurun. İki erkek şahit bulamazsanız, şahitliğine güvendiğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda diğerinin hatırlatması için iki kadın bulundurun. Çağrıldığında hiç kimse şahitlik yapmaktan kaçınmasın. Büyük veya küçük olsun bütün borçlarınızı vadesiyle yazmaya erinmeyin. Böyle davranmak, Allâh katında en doğru, ispat için en güvenilir ve şüpheden en uzak bir yoldur. Ancak aranızdaki peşin alışverişleri kayıt altına almayabilirsiniz. Alışverişlerinizde yine de şahit bulundurun. Artık ne şâhide, ne de yazana zarar verilmesin. Eğer zarar verirseniz, doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun. Allâh bunları size  bildiriyor. O her şeyi hakkıyla bilir.

2/283. Yolculuk veya başka bir sebepten dolayı belge düzenlenemiyorsa, alacağınıza karşılık rehin alabilirsiniz. Aranızdaki akdi güven üzerine kurmuşsanız, kendisine güvenilen kişi Rabbi olan Allâh'a karşı kulluk bilincinde olsun da bu güvene uygun davransın. Bir de şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin. Gizleyen kişi günah işlemiş olur. Allâh yaptığnız her şeyi hakkıyla bilir.

2/284. Yerde ve göklerde olan her şeyin sahibi Allâh'tır. İçinizdekileri gizleseniz de, açığa vursanız da Allâh sizi onlardan hesaba çekecektir. Sonra da dilediğini affedecek, dilediğine de azap edecektir. Allâh'ın her şeye gücü yeter.

2/285. Peygamber ve mü'minler, Allâh'tan indirilene iman etmişlerdir. Hepsi, Allâh'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inanmıştır. -Zira biz peygamberler arasında bir ayrım yapmayız.- Ve onlar şöyle dediler: "Rabbimiz, işittik ve itaat ettik, bizi bağışla. Dönüş ancak sanadır."

 

2/286. Allâh hiç kimseyi, gücünün yetmeyeceği bir şeyle sorumlu tutmaz. Kişinin yaptığı her şey, kendi yararına veya zararınadır. Onlar dualarına şöyle devam ettiler: “Rabbimiz, unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin ağır sorumluluğu bize yükleme! Rabbimiz, gücümüzün yetmeyeceği bir şeyle bizi sorumlu tutma. Bizi affet, bizi bağışla ve bize acı. Sen bizim sahibimizsin, kâfirlere karşı bizi muzaffer kıl!”