İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

004. Nisâ Sûresi

4/1. Ey İnsanlar! Sizi ve eşinizi aynı candan yaratan ve böylece erkek ve kadın olarak çoğaltan Rabbinize karşı kulluk bilincinde olun! Birbirinizden bir şey isterken "Allâh ve akrabalık aşkına" dediğiniz Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun! Çünkü Allâh, sürekli sizi gözetlemektedir.

4/2. Reşit olduklarında yetimlere mallarını verin. Helali haramla değiştirmeyin. Onların malını, kendi malınıza katarak yemeyin. Çünkü bu büyük bir günahtır.

4/3. Velisi olduğunuz yetimlerle evlendiğinizde, haksızlık etmekten endişe ederseniz, size helal olan diğer kadınlarla ikişer, üçer veya dörder evlenin. Birden çok evlendiğinizde, eşler arasında haksızlık yapmaktan endişe ederseniz, tek bir kadınla evlenin veya sahip olduğunuz cariyenizle yetinin. Böyle davranmanız, haksızlık yapmamanız için daha uygundur.

4/4. Kadınlara mehirlerini, gönül hoşluğuyla verin. Onlar, mehirlerinden bir kısmını gönül hoşnutluğuyla size bağışlarsa, onu afiyetle yeyin.

4/5. Allâh'ın, korumanız için size emanet ettiği yetimlerin malını, kârını-zararını bilmeyen yetimlere vermek yerine, bu maldan onların yiyecek ve giyeceklerini karşılayın, onlara güzel öğütte bulunun.

4/6. Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri deneyin. Onların, akıl yönünden olgunlaştığını anlarsanız, mallarını kendilerine verin. Büyüyüp geri alırlar endişesiyle, onların mallarını israf ederek, aceleyle harcamayın. Muhtaç olmayan veliler, yetimin malından uzak dursun. Fakir olanların, örfe uygun olarak bir miktar yemesinde sakınca yoktur. Yetimlere mallarını teslim ederken, şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allâh yeter.

4/7. Anne, baba ve akrabaların bıraktığı mirasta, erkek ve kadın mirasçılar için az veya çok belirlenmiş hisseler vardır.

4/8. Miras taksim edilirken, ölenin varisi olmayan akrabaları, yetimler ve muhtaçlar bulunuyorsa, onlara da mirastan bir şeyler verin ve gönüllerini alacak sözler söyleyin.

4/9. Geride bıraktıkları bakıma muhtaç çocukları hakkında nasıl endişe duyuyorlarsa, bunlar hakkında aynı hassasiyeti göstersinler, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olsunlar ve doğru söylesinler.

4/10. Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarını ateşle doldurmuş olurlar. Bu yüzden onlar cehenneme gireceklerdir.

4/11. Allâh size, çocuklarınızın mirastaki payı konusunda şunları tavsiye ediyor: Erkeğin hissesi, kızın hissesinin iki katıdır. Varis olan çocuklar yalnız iki veya daha fazla kız ise, mirasın üçte ikisi onların; sadece bir kız ise, yarısı onundur. Ölenin erkek çocuğu varsa, anne babanın her biri, mirasın altıda birine sahip olur. Çocuğu yoksa, anne üçte birini, baba kalanı alır. Ölenin çocukları yok, fakat kardeşleri varsa, anne altıda birini, baba geriye kalanı alır. Bu taksim, ölenin borcu ödenip, vasiyetinin yerine getirilmesinden sonra yapılır. Siz ana-babanız ve çocuklarınızdan hangisinin, bıraktığınız mirasa daha layık olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allâh'ın belirlediği hisselerdir. Çünkü Allâh, her şeyi hakkıyle bilir ve her şeyi yerli yerince yapar.

4/12. Borcunun ödenmesi veya vasiyetinin yerine getirilmesinden sonra, ölen karılarınızın çocuğu yoksa, bıraktığı mirasın yarısı; çocuğu varsa, dörtte biri sizindir. Borcunuzun ödenmesi ve vasiyetinizin yerine getirilmesinden sonra, çocuğunuz yoksa, bıraktığınız mirasın dörtte biri; çocuğunuz varsa, sekizde biri karılarınızındır. Çocuğu ve babası olmayan bir kişiye, anabir erkek veya kız kardeşi mirasçı olursa, borcunun ödenmesi ve vasiyetinin yerine getirilmesinden sonra, bir zarara uğratılmaksızın, altıda bir hisse alır; eğer bunlar iki veya daha fazla ise mirasın üçte birini paylaşırlar. Bu taksim, Allâh'ın bir tavsiyesidir. Allâh, her şeyi hakkıyla bilir ve kullarına yumuşak davranır.

4/13. Bunlar, Allâh'ın koyduğu hükümlerdir. Allâh, kendine ve Rasûlü'ne itaat edenleri, temelli kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İşte bu, büyük bir kurtuluştur.

4/14. Allâh, kendisine ve Peygamberine isyan edip, onun koyduğu hükümleri çiğneyenleri ise, temelli kalacakları cehenneme koyacaktır. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

4/15. Birbirleriyle fuhuş yaptıkları iddia edilen kadınlarınız hakkında dört şahit isteyin. Dört kişi şahitlik ederse, o kadınları ölünceye kadar veya Allâh onlar hakkında bir hüküm verinceye kadar evlerde gözaltında bulundurun.

4/16. İçinizden birbiriyle fuhuş yapan erkekleri cezalandırın. Tövbe edip kendilerini düzeltirlerse, incitip kınamaktan vaz geçin. Çünkü Allâh, tövbeleri kabul eder ve çok merhametlidir.

4/17. Allâh'ın kabul edeceği tövbe, bir cahillik yaparak günah işleyince, hemen o günahından vaz geçen kişinin tövbesidir. Allâh, işte bunların tövbesini kabul eder. O her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

4/18. Ancak ölüm gelinceye kadar günah işlemeye devam edenler ile kâfir olarak yaşayıp son anında "şimdi tövbe ettim" diyenlerin tövbesi kabul edilmez. Biz böyleleri için, can yakıcı bir azap hazırladık.

4/19. Ey iman edenler! Kadınların malını zorla almanız size helal değildir. Açıkca bir hayâsızlık yapmadıkça, verdiğiniz mehirlerin bir kısmını geri almak için onlara baskı yapmayın. Hoşlanmasanız da, onlarla iyi geçinin. Belki Allâh, hoşlanmadığınız şeylerde, birçok iyilik takdir etmiştir.

4/20. Eşinizden ayrılıp, başka bir kadınla evlenmek isterseniz, ayrıldığınız hanıma yüklerle mehir vermiş olsanız da, ondan herhangi bir şey geri almayın. Boşanmak istidiğiniz eşinize iftira ederek ve bile bile günaha girerek verdiğiniz mehri geri mi alacaksınız?

4/21. Karı-koca olmuş ve kadınlar sizden sağlam bir söz almış iken, nasıl olurda verdiğiniz mehri geri alırsınız.

4/22. Cahiliye devrinde olup geçenler bir yana, babanızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçmişte yaptıklarınızdan dolayı bir sorumluluk yoktur   Çünkü bu, iğrenç bir cahiliyye âdetidir. O ne kötü bir yoldur.

4/23. Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kız ve erkek kardeşlerinizin kızları, sütanneleriniz, sütkardeşleriniz, kayın valideleriniz, zifafa girdiğiniz eşlerinizden olan gözetiminiz altındaki üvey kızlarınız ve öz oğullarınızın eşleri ile evlenmek haram kılınmıştır. Zifafa girmediğiniz eşlerinizin kızları bu hükmün dışındadır. Aynı şekilde, cahiliye devrinde olanlar bir yana, iki kız kardeşle aynı anda evli bulunmak da yasaklanmıştır. Şüphesiz Allâh, günahları çok bağışlar ve çok merhamet eder.

4/24 Esir alınmadan önce evli olan cariyeler dışında, evli kadınlarla evlenmek de size haram kılınmıştır. İşte bunların hepsi, Allâh'ın kesin hükümleridir. Bu sayılanların dışındakilerle evlenmek, iffetli yaşamak, zina etmemek ve mehrini tam olarak vermek kaydıyla helal kılınmıştır. O halde kendileriyle evlenmek istediğiniz kadınlara, belirlenen mehirlerini tam olarak veriniz. Mehrin miktarı belirlendikten sonra, karşılıklı anlaşarak değişiklik yapmanızda sakınca yoktur. Şüphesiz Allâh, her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

4/25. Müslüman hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyenler, Müslüman cariyelerle evlenebilir. Allâh sizi inancınıza göre değerlendirir. Zaten hepiniz, Müslüman toplumun birer ferdisiniz. Öyleyse, sahiplerinin izniyle, dost tutmaksızın iffetli yaşamak, zina etmemek ve uygun bir şekilde mehirini vermek kaydıyla Müslüman cariyelerle evlenebilirsiniz. Evlendikten sonra cariyeler zina yaparsa, hür kadınlara verilen cezanın yarısı uygulanır. Cariyelerle evlenme izni, günaha düşmekten endişe edenler hakkındadır. Hür bir kadınla evleninceye kadar sabretmeniz, sizin için daha hayırlıdır. Allâh, günahları çok bağışlar ve merhamet eder.

4/26. Allâh, size hükümlerini açıklamak, sizden önceki peygamberlerin yolunu göstermek ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Allâh  her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

4/27. Allâh sizin tövbe etmenizi; nefsinin arzularına uyanlar ise,  tamamen doğru yoldan sapmanızı ister.

4/28. İnsan zayıf olup nefsinin arzusuna kolayca boyun eğdiği için, Allâh sizin yükünüzü hafifletmiştir.

4/29. Ey iman edenler! Karşılıklı rızanın bulunması dışında, ticaretle de olsa, haksız yollarla birbirinizin malını yiyerek kendinizi mahvetmeyin. Şüphesiz Allâh, size karşı çok merhametlidir.

4/30. Haddi aşarak ve zulmederek başkasının malını yiyenleri Cehenneme sokacağız. Bu da, Allâh'a göre çok kolaydır.

4/31. Yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı affeder ve sizi çok değerli bir yer olan cennete koyarız.

4/32. Allâh'ın sizden bazısına daha fazla verdiği nimetlerden, size de vermesini ısrarla istemeyin; çünkü erkek de, kadın da, dünyada çalıştığının bir kısmını elde edebilir. Buna rağmen, Allâh'ın size de ikram etmesini talep etmenizde sakınca yoktur. Şüphesiz Allâh, her şeyi hakkıyla bilir.

4/33. Ana-baba ve akrabaların bıraktığı mallar için mirasçılar belirledik. Evlilik veya evlat edinme gibi akitten doğan miras hisselerini de verin. Çünkü Allâh, her şeyi görür ve bilir.

4/34. Allâh erkeklere mirastan daha fazla pay verdiği için, erkekler kadınların geçimini sağlamak ve onları gözetmekle yükümlüdür. Saliha kadınlar, kocalarına itaat ederler ve eşi yanında olmasa da Allâh'ın korunmasını emrettiği iffet ve namuslarını korurlar. Kadınlar, evlilik sorumluluğunu yerine getirmeyip baş kaldırırlarsa, bu karşı koymanın şiddetine göre onlara öğüt verebilir, yatağınızı ayırabilir veya dövebilirsiniz. Eğer size itaat ederlerse, artık onlara baskı yapmak için bahane aramayın. Doğrusu Allâh, çok yüce ve büyüktür.

4/35. Karı-koca anlaşmazlığının boşanmala varmasından endişe ederseniz, erkek ve kadının ailelerinden birer hakem tayin edin. Bunlar eşlerin arasını iyi niyetle düzeltmeye çalışırsa, Allâh da onların arasındaki anlaşmazlığı kaldırır. Doğrusu Allâh, her şeyi hakkıyla bilir ve her şeyden haberdardır.

4/36. Allâh'a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın ve uzak komşuya, arkadaşlara, yolcuya ve kölelerinize iyilik edin! Şüphesiz Allâh, kendini beğenen ve öğünenleri sevmez.

4/37. Allâh'ın sevmediği bu kimseler, onun ikram ettiği nimetleri gizleyerek, kendileri cimrilik ettiği gibi, başkalarını da cimriliğe teşvik ederler. İşte biz bu kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

4/38. Bunlar, Allâh'a ve ahiret gününe inanmadığı halde, mallarını gösteriş olsun diye harcarlar. Şeytan onların dostudur. O ne kötü bir dosttur.

4/39. Onlar Allâh'a ve ahiret gününe inanıp,  onun  verdiklerinden Allâh yolunda  harcasalardı, ne olurdu sanki! Allâh onların gerçek amaçlarını çok iyi bilir.

4/40. Hiç şüphesiz Allâh, zerre kadar haksızlık yapmaz. Yapılan bir iyilik küçük de olsa, Allâh onu kat kat artırır; ayrıca katından büyük bir ödül verir.

4/41. Rasûlüm! Her ümmetten bir şahit, seni de onların hepsine şahit getireceğimiz kıyamet günü onların hali ne olacaktır?!

4/42. İnkâr edip Peygamber'e isyan edenler, kıyamet günü yerin dibine geçmek isterler. Onlar Allâh'tan hiçbir şeyi gizleyemezler.

4/43. Ey iman edenler! Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar ve cünüpken -yolcu olmanız hariç- yıkanıncaya kadar namaz kılmayın. Hasta veya yolcu iken biriniz tuvalete gider veya cinsel ilişkide bulunur da su kullanma imkânı bulamazsa, temiz bir toprakla ellerini ve yüzünü meshederek teyemmüm etsin. Çünkü Allâh, çok affeder ve günahları bağışlar.

4/44. Şu kitap ehlinin yaptığına bir bak! Kendileri doğru yoldan çıktığı gibi, sizi de çıkarmak istiyorlar.

4/45. Allâh düşmanlarınızı çok iyi bilir. Siz de şunu bilin ki, dost ve yardımcı olarak Allâh yeter.

4/46. Yahûdîlerden bir kısmı, Hz. Peygamber'e saldırmak amacıyla kelimeleri çarpıtarak iki anlama da gelen, "semi'nâ ve asaynâ" (işittik ve sarıldık/işittik ve isyan ettik), "isma' gayra müsmain" (hoşlanmadığın bir söz duymaksızın işit/dinle dinlemez olası) ve "râ'inâ" (bizi gözet/kendi dillerinde bir tür sövme) gibi ifadeler kullanırlardı. Bunların yerine çarpıtılmaya uygun olmayan "semi'nâ ve ata'nâ" (işittik ve itaat ettik) ve "ismâ' ve'nzurnâ" (dinle ve bizi gözet) deselerdi kendileri için daha iyi ve doğru olurdu. Fakat neredeyse hiçbiri iman etmeyeceği için, Allâh onları rahmetinden uzaklaştırarak küfürleriyle başbaşa bırakmıştır.

4/47. Ey kitap ehli! Tevrattaki sahip olduğunuz doğru bilgi ve inancı tasdik etmek üzere indirdiğimiz Kur’ân’a iman edin. Yoksa sizi  rezil eder geldiğiniz yere sürgün ederiz veya Cumartesi yasağına uymayanlara yaptığımız gibi, sizi de rahmetimizden koğarız. Allâh'ın verdiği hüküm mutlaka gerçekleşecektir.

4/48. Allâh, kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki günahları, dilediği kişilerden bağışlar. Çünkü Allâh'a ortak koşanlar, çok büyük  günah işlemişlerdir.

4/49. Kendilerinin günahsız olduğunu iddia eden kitap ehline bir bak! Hâlbuki Allâh, onları değil doğru yolu seçenleri temize çıkarır. Kıyamet günü kimseye en küçük bir haksızlık yapılmayacaktır.

4/50. Onların, Allâh'a nasıl yalan isnat ettiklerine bir bak! Bu iftira, apaçık bir günah olarak onlara yeter.

4/51. Kitap ehline bir bak! Müşriklerin isteği üzerine onlar, put, kâhin, şeytan gibi her türlü boş şeylere inanırlar; bu da yetmezmiş gibi, kâfirlerin müminlerden daha doğru yolda olduğunu iddia ederler.

4/52. İşte bunlar, Allâh'ın rahmetinden uzaklaştırdığı kimselerdir. Onun rahmetinden uzak olan kişinin, kesinlikle hiç bir yardımcısı olmayacaktır.

4/53. Onlar Allâh'ın yetkisine ortak olduklarını mı sanıyorlar? Öyle olsaydı, insanlara bir kırıntı bile vermezlerdi.

4/54. Yoksa onlar, Allâh'ın ikram ettiği nimetlerden dolayı insanları kıskanıyorlar mı? Doğrusu biz İbrâhîm soyuna, kitap, ince kavarayış  ve büyük bir saltanat vermiştik.

4/55. Kitap ehlinden Kur’ân'a iman edenler olduğu gibi, inanmak isteyenlere engel olanlar da vardır. İman etmeyip engel olanlara yakıcı bir azap olarak cehennem yeter.

4/56. Ayetlerimizi inkâr edenleri cehenneme atacak ve azabı daha iyi tatmaları için derilerini, yandıkça yenileyeceğiz. Doğrusu Allâh'ın her şeye gücü yeter ve her şeyi yerli yerince yapar.

4/57. İman edip, yararlı işler yapanları içinden ırmaklar akan temelli kalacakları cennetlere koyacağız. Orada onlar için tertemiz eşler vardır. Onları koyu gölgelikler altında huzur ve mutluluğa kavuşturacağız.

4/58. Allâh size, işleri layık olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletli olmanızı emreder. Allâh size, ne güzel öğüt veriyor. Çünkü o, her şeyi hakkıyla işitir ve görür.

4/59. Ey İman edenler! Allâh'a, peygambere ve sizden olan idarecilere itaat edin. Madem ki Allâh'a ve ahiret gününe inanıyorsunuz, herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde onu Allâh'ın kitabına ve Peygamber'in sünnetine göre çözümleyin. Bu sizin için en hayırlısı ve sonuç olarak da en güzelidir.

4/60. Sana ve senden öncekilere indirilen kitaplara inandıklarını iddia edenlere bir bak! Onlar, yasak edilmelerine rağmen, yargılanmak için kâhinin hükmüne teslim olmakta sakınca görmüyorlar. Şeytan onları doğru yoldan  büsbütün uzaklaştırmak ister.

4/61.  Münafıklara, "Allâh'ın indirdiğine ve Peygamber'in sünnetine uyun" denildiğinde,  onların senden tamamen uzaklaştığını görürsün.

4/62. Yaptıklarından dolayı başlarına bir felaket geldiğinde, sana gelip Allâh'a yemin ederek "biz sadece bir iyilik ve arabuluculuk olsun diye bunu yaptık" derler.

4/63. Allâh, bunların içlerinde gizlediklerini çok iyi bilir. Öyleyse sen onların yaptıklarına aldırış etme, fakat onlara öğüt ver ve etkili konuş.

4/64. Biz,  her peygamberi kendisine uyulması için gönderdik. Onlar günah işlediklerinde sana gelerek, Allâh'ın bağışlamasını  isteselerdi ve sen de bir peygamber olarak onların bağışlanması için dua etseydin, Allâh'ın tövbeleri çok kabul ettiğini ve çok merhametli olduğunu görürlerdi.

4/65. Rabbine yemin olsun ki, onlar anlaşmazlığa düştükleri şeylerin çözümü için, seni hakem tayin ettikten sonra verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymaksızın kabul etmedikçe iman etmiş olmazlar.

4/66.  Münafıklara "Allâh yolunda canınızı feda edin" veya "hicret edin" diye emretmiş olsaydık, bunu neredeyse hiçbiri yapmazdı. Kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için daha hayırlı olurdu ve iman etmelerini daha çok sağlardı.

4/67. İşte o zaman, biz de onlara katımızdan büyük bir ödül verirdik.

4/68. Ve onları doğru yola iletirdik.

4/69. Allâh ve Rasulüne itaat edenler, cennette Allâh'ın ikramda bulunduğu peygamberler, doğruluktan ayrılmayanlar, şehitler ve iyi kimselerle birlikte olacaktır. Onlar ne güzel arkadaştır.

4/70. İşte bu, Allâh'ın bir ikramıdır. Bu nimete erenlerin kıymetini Allâh'ın bilmesi yeter.

4/71. Ey iman edenler! Düşmana karşı hazırlıklı olun ve duruma göre onların üzerine ya küçük birlikler gönderin veya orduyu seferber edin!

4/72. Sizden bazıları ağırdan alıp savaşa katılmazlar. Sonra da, yenilirseniz, "Allâh bize ikram etti de onlarla birlikte olmadık" derler.

4/73. Fakat siz Allâh’ın ikramıyla galip gelirseniz, sizinle aralarında bir bağ yokmuş gibi galibiyetinize sevinmek yerine kaybettiklerine üzülerek, "Keşke onlarla beraber olsaydık da, ganimetten pay alsaydık" derler.

4/74. Ahireti dünya hayatına tercih edenler, Allâh yolunda savaşsınlar. Onun yolunda savaşıp şehit olanlara veya galip gelenlere, ahirette çok büyük ödül vereceğiz.

4/75. Baskı altında ezildikleri için "Rabbimiz, halkı zalim olan şu memleketten bizi kurtar, katından bize bir dost ve kurtarıcı gönder!" diye yalvaran erkek, kadın ve çocukları kurtarmak amacıyla, ne diye Allâh yolunda savaşmıyorsunuz?

4/76. İman edenler Allâh yolunda, kâfirler ise batıl yolda savaşırlar. O halde şeytanın yardımcılarıyla savaşın. Doğrusu şeytanın tuzağı, çok zayıftır.

4/77. Daha önce kendilerine "Savaş çıkarmayın, namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin" denilenlere bir bak! Savaş farz kılınınca, onlardan bir kısmı Allâh'tan korkar gibi, hatta daha da fazla düşmandan korktuğu için, "Rabbimiz, savaşı niçin farz kıldın. Keşke bize biraz daha süre verseydin" derler. Onlara, dünya malı geçicidir, ahiret ise, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlar için daha hayırlıdır. Orada kimseye zerre kadar haksızlık edilmeyecektir." de!

4/78. Nerede olursanız olun, hatta sağlam bir kale  içinde olsanız bile ölüm sizi yakalayacaktır. Onlara bir iyilik geldiğinde, bunun Allâh'tan olduğunu; başlarına bir kötülük geldiğinde ise, senin yüzünden olduğunu söylerler. Başınıza gelen iyiliğin de kötülüğün de Allâh’tan olduğunu söyle. Onlar, neden hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyor.

4/79. Hâlâ onlar, “Sana gelen iyilikler Allâh'tan, kötülükler ise kendinendir.” diyorlar. Sen Allâh’tan gelen ne bir iyiliğe, ne de kötülüğe engel olabilirsin. Çünkü biz seni, bütün insanlara peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak Allâh yeter.

4/80. Peygamber'e itaat eden, Allâh'a itaat etmiş olur. Onlar yüz çevirirlerse üzülme, biz seni onlara bekçi göndermedik.

4/81. Münafıklar seninle bereberken "Emrin baş üstüne!" derler. Fakat yanından ayrılıp geceleyin başbaşa kalınca, onların bir kısmı, senin söylediklerine karşı plan kurarlar. Halbûki Allâh, onların bu yaptıklarını kaydetmektedir. Sen onlara aldırma, Allâh'a güvenip dayan! Vekil olarak Allâh yeter.

4/82. Kur’ân'ı gereği gibi incelemiyorlar mı? Eğer bu kitap, Allâh'tan başkası tarafından indirilseydi, içinde birçok çelişki bulurlardı.

4/83. Bazı kimseler, savaş veya barış ile ilgili bir haber duyduğunda, düşünüp danışmadan onu yayarlar. Halbûki bu haberi, peygambere ve içlerinden yetkili kişilere arzetmiş olsalardı, onlar daha iyi anlar ve değerlendirip sonuç çıkarırlardı. Allâh'ın size ikramı olmasaydı, hepiniz şeytana uyardınız.

4/84. Ey Muhammed! Allâh yolunda savaş! Çünkü sen yalnız kendinden sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et! Allâh, kâfirlerin gücünü kıracaktır. Zira Allâh daha güçlü ve cezası da şiddetlidir.

4/85. Bir iyilik veya kötülüğe aracı olan kişi, aracı olduğu şeyin sevap veya günahından payını alır. Doğrusu Allâh'ın her şeye gücü yeter.

4/86. Size barış teklif edildiğinde, onlara daha güzeliyle veya en azından aynıyla karşılık verin. Şüphesiz Allâh, her şeyin hesabını yapar.

4/87. Allâh'tan başka ilâh yoktur. Şüphesiz o, ahirette hepinizi bir araya getirecektir. Çünkü Allâh'tan daha doğru sözlü kimse yoktur.

4/88. Münafıklar hakkında niçin ikiye ayrılıyorsunuz? Halbûki Allâh, yaptıklarından dolayı onları başaşağı etmiştir. Doğru yoldan çıkanları, zorla doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Onları kurtarmak için hiç bir yol bulamazsın!

4/89. Onlar, kendileri gibi sizin de kâfir olmanızı ister. Bu sebeple, küfür ve isyanlarından vaz geçmedikçe onları dost edinmeyin. Eğer buna yanaşmazlarsa, onları bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. Onlardan herhangi bir dost ve yardımcı edinmeyin.

4/90. Ancak, sizinle ve kendi halkıyla savaşmak istemeyip size veya anlaşmalı olduğunuz bir topluma sığınanlarla savaşmayın. Allâh dileseydi, onları başınıza bela ederdi de sizinle savaşırlardı. Eğer sizinle savaşmayıp, barış teklifinde bulunurlarsa, Allâh onlarla savaşmanıza izin vermez.

4/91. Sizden ve kendi halkından güvende olmak için tarafsız görünen, fakat fırsat bulduğunda hemen bozgunculuk yapan kimseler de vardır. Onlar size zarar vermek ve savaşmaktan vaz geçip barış teklifinde bulunmazsa, onları bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. Bunlarla savaşmanız için size izin verdik.

4/92. Yanlışlıkla olması dışında bir müminin diğer bir mümini öldürmesi asla helal değildir. Bir mümini yanlışlıkla öldüren kimsenin, mümin bir köle azat etmesi, ayrıca ailesi bağışlamadıkça onlara diyet ödemesi gerekir. Yanlışlıkla öldürülen kişi, mümin olmasına rağmen, ailesi size düşman olan bir topluluktan ise, öldüren kişinin mümin bir köle azat etmesi gerekir. Bu toplulukla aranızda anlaşma varsa, hem mümin bir köle azat edilmesi, hem de ailesine diyet ödenmesi gerekir. Azat etmek için köle bulamayan kimse, Allâh'ın tövbesini kabul etmesi için ara vermeden iki ay oruç tutar. Allâh her şeyi hakkıyla bilir ve her şeyi yerli yerince yapar.

4/93. Mümin olduğu için birini öldüren kimsenin cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir; Allâh ona aşırı derecede öfkelenmiş, onu rahmetinden uzaklaştırmış ve ona büyük bir azap hazırlamıştır.

4/94. Ey iman edenler! Allâh yolunda savaşa çıktığınızda, karşılaştığınız kimselerin durumunu iyi araştırın. Size barış teklif eden kişiye, malını ganimet olarak almak amacıyla, "Mümin olmadığın için teklifini kabul etmiyoruz." demeyin. Çünkü asıl ganimet Allâh’ın yanındadır. Daha önce siz de böyleydiniz, Allâh size ikramda bulundu da, bu konuma geldiniz. O halde iyice araştırıp gerçeği ortaya çıkarmadan hareket etmeyin. Allâh, yaptıklarınızdan haberdardır.

4/95. Bir özrü olmaksızın savaşa katılmayan müminlerle, malları ve canlarıyla Allâh yolunda cihat edenler bir değildir. Allâh, mallarıyla, canlarıyla cihat edenleri, derece bakımından savaşa katılmayanlardan üstün kılmıştır. Allâh müminlerin hepsine cennet vaadinde bulunmuştur; ama cihat edenlere, savaşa katılmayanlara nispetle çok daha büyük ödül verecektir.

4/96. Cihat edenlere Allâh'tan yüksek dereceler, bağışlanma ve rahmet vardır. Allâh çok bağışlar ve çok merhamet eder.

4/97. Melekler, kâfirlerle birlikte müslümanlara karşı savaşarak kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken, onlara "Orada ne işiniz vardı?" diye sorar. Onlar, "Biz, dünyada yaşarken, baskı altındaydık" diye  cevap verirler. Bunun üzerine melekler, "Yeryüzü yeterince geniş değil miydi? Hicret edeydiniz ya!" derler. Onların gidecekleri yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir.

4/98. Ancak çaresiz kalıp hicret etmeye imkân bulamayan erkek, kadın ve çocuklar bu hükmün dışındadır.

4/99. İşte onlar Allâh'ın affedeceği kimselerdir. Çünkü Allâh, çok bağışlar, çok affeder.

4/100. Allâh yolunda hicet edenler, yeryüzünde dinlerini rahatça yaşayabilecek bir çok yer bulabilirler. Allâh, kendisi ve Rasûlü için hicret etmek üzere evinden çıkan ve sonra da gideceği yere ulaşmadan ölen kimseye, hicret ödülü verecektir. Allâh, çok bağışlar ve merhamet eder.

4/101. Sefere çıktığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapmasından endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda sakınca yoktur. Şüphesiz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

4/102. Sen, cephede namaz kıldıracağın zaman, müminlerden bir gurup, silahlarını yanlarına alarak seninle namaza dursun ve bir rekât kılınca, sipere geçsinler. Daha sonra, namaz kılmayan diğer gurup, silahlarını ve tedbirlerini alarak gelsin ve seninle namazlarını kılsınlar. Çünkü kâfirler, sizin silah ve levazımâtınızdan uzak kaldığınız bir anda üzerinize hücum etmek isterler. Fakat  yağmur veya hastalıktan dolayı sıkıntıya düşerseniz, tedbiri elden bırakmamak kaydıyla, namaz kılarken silahlarınızı yere bırakabilirsiniz. Şüphesiz Allâh, kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

4/103. Namazı kıldıktan sonra, ayaktayken, otururken ve yatarken Allâh'ı anın. Güvene kavuştuğunuzda namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, belli vakitlerde kılınmak üzere müminlere farz kılınmıştır.

4/104. Düşman birliklerini etkisiz hale getirmede gevşeklik göstermeyin. Siz sıkıntı çekiyorsanız, sizin kadar onlar da çekiyor. Üstelik siz, Allâh'ın sizi cennete koymasını bekliyorsunuz; hâlbuki onların böyle bir beklentisi de yoktur. Allâh, her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

4/105. İnsanlar arasında Allâh'ın öğrettiği gibi hükmetmen için sana gerçekleri açıklayan kitabı indirdik. O halde, Müslüman da olsa ihanet edenleri savunma!

4/106. Allâh'tan bağışlanma dile. Çünkü Allâh, günahları çok bağışlar ve merhamet eder.

4/107. İhanet ettikleri için kendilerine yazık edenleri savunma! Çünkü Allâh, ihanet eden günahkârları sevmez.

4/108. Bu günahkârlar, Allâh'ın hoşnut olmadığı planlarını gece kurarlarken, bunu insanlardan gizlemeye çalışıyorlar, fakat Allâh'ın kendileriyle beraber olduğunu, ondan gizli kalmadığını düşünmüyorlar. Allâh, onların yaptığı her şeyi bilir.

4/109. Haydi siz dünyada ihanet edenleri savunuyorsunuz. Pekiyi kıyamet günü bunları Allâh'a karşı kim savunacak veya kim onlara vekîl olacak?

4/110. Kötülük yapan veya kendine zulmeden bir kimse, Allâh'tan bağışlanma dilerlerse, onun çok bağışladığını ve merhamet ettiğini görür.

4/111. Günah işleyen kişi, kendine zarar vermiş olur. Allâh, her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

4/112. Bir hata veya günah işleyip de bunu suçsuz birinin üzerine atan kimse, iftira atmış ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

4/113. Allâh'ın sana, ikram ve merhameti olmasaydı, o günahkârlardan bir kısmı seni doğru yoldan çıkarmaya çalışırlardı. Böyle yapmakla onlar, sadece kendileri yoldan çıkmış olur; sana da hiçbir zarar veremezler. Çünkü Allâh sana kitabı, din konusunda ince kavarama kabiliyetini vermiş; bilmediklerini öğretmiştir. Onunu sana olan ikram ve mehameti çok büyüktür.

4/114. Sadaka vermeyi, iyilik yapmayı ve insanların arasını düzeltmeyi tavsiye etmek dışında onların yaptıkları gizli toplantıların birçoğunda hayır yoktur. Allâh'ın hoşnutluğunu elde etmek için bunu yapanlara, büyük ödül vereceğiz.

4/115. Kendisine doğru yol açıklandıktan sonra, Peygamber'e karşı çıkarak müminlerin yolundan başkasına uyan kimseyi, gittiği yolda bırakır ve cehenneme atarız. Orası ne kötü bir yerdir.

4/116. Şüphesiz Allâh, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediği kimsenin günahını affeder. Çünkü Allâh'a ortak koşan kimse, doğru yoldan tamamen çıkmıştır.

4/117. Onlar, Allâh'ı bırakıp cansız putlara tapmakla azgın şeytana tapmış olurlar.

4/118. Oysa Allâh şeytanı rahmetinden kovunca, o şöyle demişti: "Ben de senin kullarından bir kısmını kendi tarafıma çekeceğim."

4/119. "Onları doğru yoldan saptıracağım, boş ümitlere sevk edeceğim. Benim telkinim üzerine onlar da, develerin kulaklarını yararak putlara adayacaklar, yaratılışa uygun olan Allâh'ın dinini değiştirecekler." Allâh'ı bırakıp şeytanı dost edinenler, apaçık bir ziyana uğramışlardır.

4/120. Şeytan onlara vaatlerde bulunarak boş ümitler verir. Zaten şeytan, sadece aldatmak için vaatte bulunur.

4/121. Şeytana uyanların ahirette kalacağı yer cehennemdir. Oradan asla kurtulamayacaklardır.

4/122. İman edip yararlı işler yapanları, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlar orada temelli kalacaklardır. Bu, Allâh'ın gerçek bir vaadidir. Allâh'tan daha doğru sözlü, kim olabilir?!

4/123. Allâh'ın vaad ettiği cennet ne sizin, ne de kitap ehlinin boş ümitleri ile elde edilebilir. Kötülük yapanlar, karşılığını görecek ve Allâh'a karşı ne bir dost ve ne de yardımcı bulacaklardır.

4/124. Erkek veya kadın, mümin olarak yararlı işler yapan herkes, zerre kadar haksızlığa uğratılmaksızın cennete gireceklerdir.

4/125. Her işte Allâh'ın hoşnutluğunu gözeterek ona teslim olan ve hakka yönelen İbrahim'in dinine uyan kimsenin yolundan kimin yolu daha  güzeldir. Çünkü Allâh İbrahim'i dost edinmiştir.

4/126. Göklerde ve yerde olan her şey Allâh'ındır. Allâh, ilmi ve kudreti ile her şeyi kuşatmıştır.

4/127. Sana kadınlarla ilgili bazı hükümleri soruyorlar. Onlara şöyle de: “Allâh onlar hakkında hükmünü açıklamıştır. Nitekim bu surenin ilk ayetlerinde, kendilerine belirlenen miras payını vermemek için yetimlerle evlenmenin hükmü; zavallı çocuklar ve yetimlere adaletli davranmanız gerektiği size açıklanmıştır." Yaptığınız her türlü hayrı, Allâh hakkıyla bilir.

4/128. Kocanın evlilik sorumluluğunu yerine getirmemesi veya karısına ilgisiz davranması durumunda, aralarında anlaşmalarında bir sakınca yoktur. Çünkü uzlaşmak her zaman daha iyidir. Gerçi insanlar bencil ve kıskanç olarak yaratılmıştır. Eğer siz kadınlara iyi davranır ve onlara haksızlık yapmaktan sakınırsanız, dünya ve ahiret mutluluğunu elde edersiniz. Şüphesiz Allâh, yaptığınız her şeyi, en ince noktasına varıncaya kadar bilir.

4/129. Ne kadar titiz davranmaya çalışsanız da, karılarınız arasında tam bir eşitlik sağlayamazsınız. Fakat yine de onlardan birine meyledip diğerini kocası yokmuş gibi ortada bırakmayın. Bundan sonra aranızı düzeltir ve onlara haksızlık yapmaktan sakınırsanız, geçmiş kusurlarınız bağışlanır. Çünkü Allâh, çok bağışlar ve merhamet eder.

4/130. Buna rağmen anlaşamadıkları için boşanmak zorunda kalırlarsa, Allâh ikramıyla onları birbirine muhtaç etmez. Allâh'ın lütuf ve ihsanı geniştir;  O, her şeyi yerli yerince yapar.

4/131. Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allâh'tır. Sizden önce kitap ehline de, size de, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmanızı tavsiye ettik. Eğer nankörlük edersenez, bunun Allâh'a hiçbir zararı yoktur. Çünkü göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi odur; onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve  o, her türlü övgüye layıktır.

4/132. Göklerde ve yerde olan her şeyin sahibi Allâhdır. Vekil olarak  O yeter.

4/133. Ey insanlar! Allâh dilerse sizi yok edip yerinize başkalarını getirir. Allâh'ın bunu yapmaya gücü yeter.

4/134. Sadece dünya nimetini isteyen kişi, "Allâh'a ihtiyacım yoktur" diyemez; çünkü hem dünya ve hem de ahiret nimetleri onun katındadır. Allâh, her şeyi hakkıyla işitir ve görür.

4/135. Ey iman edenler! Adaleti yerine getirin; kendinizin, ana-babanızın veya yakınlarınızın aleyhinde de olsa  Allâh için şahitlik yapın! Biliniz ki Allâh, şahitlik yapmayarak veya yalancı şahitlik yaparak kollamak istediğiniz kişiyi, zengin veya fakir olsun, sizden daha iyi gözetir. Adaletten saparak nefsinizin arzu ve isteklerine uymayın. Gerçekleri çarptırır veya şahitlikten kaçınırsanız, bunun sorumluluğundan kurtulamazsınız. Çünkü Allâh, yaptığınız her şeyi en ince noktasına kadar bilir.

4/136. Ey iman edenler! Allâh'a, Rasûlüne, Kur’ân'a ve daha önce indirdiği kitaplara iman etmeye devam edin! Allâh'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr edenler, doğru yoldan büsbütün  uzaklaşmış olur.

4/137. Allâh, önce iman edip sonra inkâr eden, sonra tekrar iman edip tekrar inkâr ederek inkârda ileri gidenlerin, günahlarını asla bağışlamayacak ve onlara hiçbir kurtuluş yolu da göstermeyecektir.

4/138. Rasûlüm! Münâfıklara, kendileri için can yakıcı bir azap olduğunu haber ver!

4/139. Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenler, onlardan güç ve kuvvet elde edeceklerini mi sanıyor. Halbûki güç ve kuvvet, tamamen Allâh'a aittir.

4/140. Allâh size Kur’ân'da, şöyle bildirmiştir: "Allâh'ın ayetlerinin inkâr edildiğini veya onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onu yapanlar başka bir konuya geçmedikçe, yanında durmayın. Aksi halde onlar gibi olursunuz." Şüphesiz Allâh, kâfir ve münâfıkların hepsini cehennemde toplayacaktır.

4/141. Onlar, sizi yakından izler; Allâh size bir zafer nasip ederse "Biz de sizinle beraber değil miydik?", kâfirler galip gelecek gibi olursa da, onlara "Size yardım edip müminlere karşı savunmadık mı?" derler. Kıyamet günü, aranızda hükmü verecek, Allâh'tır. Allâh, müminler aleyhine kâfirlere fırsat vermeyecektir.

4/142. Münafıklar müminleri kandırmakla Allâh'ı aldattıklarını sanıyorlar. Allâh onların cezasını verecektir. Onlar namaza üşenerek kalkar ve insanlara gösteriş olsun diye kılarlar. Aslında bunlar, neredeyse Allâh'ı hiç anmazlar.

4/143. Münafıklar müminler ile kâfirler arasında bocalayıp durur; ne onlardan, ne de bunlardan olurlar. Doğru yoldan çıkanlar için sen bir kurtuluş yolu bulamazsın.

4/144. Ey iman edenler! Müminlere karşı kâfirleri dost edinmeyin! Böyle davranarak, Allâh'ın size azap etmesini ister misiniz?

4/145. Münafıklar, cehennemin dibine atılacaklardır. Onlar için hiçbir yardımcı bulamazsın.

4/146. Ancak bunlardan, tövbe edip hallerini düzelten, gönülden Allâh'a bağlanan ve samimiyetle onun dinine uyanlar, müminlerle beraber olacaktır. Allâh müminlere büyük bir ödül verecektir.

4/147. Eğer iman edip şükrederseniz, Allâh size niçin azap etsin! Allâh, şükredenlerin ödülünü tam olarak verir ve her şeyi hakkıyla bilir.

4/148. Allah kötü sözün söylenmesinden hoşlanmaz. Ancak  zulme uğrayanların bunu demesinde sakınca yoktur. Allâh her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.

4/149. Açıkça veya gizli olarak bir iyilik yapar, ya da bir kötülüğü bağışlarsanız, Allâh onu karşılıksız bırakmaz. Çünkü o, çok bağışlar ve her şeye gücü yeter.

4/150. Onlar, Allâh'ı ve peygamberlerini inkâr etmişlerdir. Çünkü onlar, peygamberlerin bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmadıklarını söyleyerek Allâh ile peygamberlerinin arasını açıyor ve küfür ile iman arasında bir yol tutmayı istiyorlar.

4/151. İşte onların hepsi, gerçekten kâfirdir ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.

4/152. Allâh, kendisine ve peygamberlerine iman edip, peygamberler arasında ayrım yapmayanların ödüllerini tam olarak verecektir. O, günahları çok bağışlar ve çok merhamet eder.

4/153. Kitap ehli senden, peygamberliğini ispat etmen için gözlerinin önünde gökten bir kitap indirmeni istiyor. Bunu yadırgama! Nitekim onlar Mûsâ'dan, bundan daha büyüğünü istemişler, "Allâh'ı açıkça bize göster" demişlerdi. Bu çarpık istekleri sebebiyle de, onları öldürücü bir azap yakalamıştı. Bir de onlar, kendilerine birçok mucize gösterildiği halde, buzağıya tapmışlardı. Buna rağmen onları affettik. Ayrıca Mûsâ'ya, açık bir güç ve yetki verdik.

4/154. Tûr'u üzerlerine yükselterek, “Allâh'a şükür secdesi ederek şehire girin”, “Cumartesi yasağını çiğnemeyin” diye onlardan kuvvetli bir söz aldık.

4/155. Biz onları, yemin ederek verdikleri  sözü bozdukları, Allâh'ın ayetlerini inkâr ettikleri, haksız yere peygamberleri öldürdükleri ve kibirlenerek “Kalplerimiz zaten bilgiyle doludur” dedikleri için cezalandıracağız. Onların kalpleri bilgiyle dolu değildir, aksine onlar inkârları sebebiyle idraklerini gerçeklere kapatmışlardır. Bu sebeple onlar, iman etmezler.

4/156. Bir de onları, inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftira atmaları sebebiyle cezalandıracağız.

4/157. Ayrıca onları biz, Allâh'ın Rasûlü "Meryem oğlu İsâ Mesîh'i öldürdük." demeleri sebebiyle cezalandıracağız. Halbuki onlar, Îsâ'yı ne öldürmüş, ne de çarmıha germişlerdi. Fakat onlara böyle göründü. İsa hakkında ayrılığa düşenler, şüphe içindedirler. Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur; sadece zanlarına uyuyorlar. Onu asla öldürmediler.

4/158. Fakat Allâh, eceli gelince onu öldürmüş ve ona yüksek bir derece vermiştir. Allâh'ın her şeye gücü yeter ve her şeyi yerli yerince yapar.

4/159. Kitap ehlinin hepsi, İsâ ile ilgili hakikati ölürken anlayacak ve İsâ da, kıyamet gününde onların aleyhine şahitlik yapacaktır.

4/160. Biz Yahûdilere, zulmettikleri ve pekçok kişiyi Allâh yolundan alıkoydukları için, daha önce helal olan bazı şeyleri haram kıldık.

4/161. Bir de bunlar, yasaklandığı halde faiz aldıkları ve insanların mallarını haksızlık yaparak yedikleri için cezalandırılacaktır. O kâfirler için can yakıcı bir azap hazırladık.

4/162. Fakat onlardan gerçek bilginlere, sana ve senden önce indirilen kitaplara inanan müminlere, namazı dosdoğru kılanlara, zekâtı verenlere, Allâh'a ve ahiret gününe inananlara büyük bir ödül vereceğiz.

4/163. Biz Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. Nitekim İbrahim'e, İsmâîl'e, İshâk'a, Yakub'a ve onun nesline, İsâ'ya, Eyyûb'e, Yûnus'a, Hârûn'a ve Süleyman'a vahyetmiş, Dâvûd'a Zebûr'u vermiştik.

4/164. Daha önce, sana bazılarının hayatını anlattığımız ve bazılarının ise anlatmadığımız pekçok peygamber gönderdik. Allâh, bu peygamberlerden Mûsâ ile doğrudan konuşmuştu.

4/165. Biz insanların Allâh'a karşı mazeret uydurmaması için, birbiri ardınca rahmetimizi müjdeleyen ve azabımızdan korkutan peygamberler gönderdik. Allâh'ın her şeye gücü yeter ve o her şeyi yerli yerince yapar.

4/166. Allâh senin peygamberliğini, sana ilmiyle indirdiği Kur’ân'la açıklamış ve melekler de buna tanık olmuştur. Tanık olarak Allâh yeter.

4/167. İnkâr edip Allâh yolundan insanları alıkoyanlar, doğru yoldan büsbütün uzaklaşmıştır.

4/168. Allâh inkâr edip, zulmedenleri asla bağışlamayacak ve doğru yola iletmeyecektir.

4/169. Aksine Allâh, onları temelli kalacakları cehenneme koyacaktır. Bu ona çok kolaydır.

4/170. Ey insanlar! Peygamber size, gerçekleri açıklayan Kur’ân'ı bizzat rabbinizden getirmiştir. O halde kendi iyiliğiniz için ona inanın. Eğer inkar ederseniz, bunun Allâh'a hiçbir zararı olmaz. Çünkü göklerde ve yerde olan her şey Allâh'ındır. Allâh, her şeyi hakkıyla bilir ve yerli yerince yapar.

4/171. Ey Kitap ehli! Dinî konularda haddi aşarak Allâh hakkında iftirada bulunmayın, sadece gerçeği söyleyin. Meryem'in oğlu Îsâ Mesîh, Allâh'ın elçisi, Meryem'den doğan müjdesi ve Allâh'ın yarattığı bir candır. O halde Allâh'a ve peygamberlerine inanın, Allâh üçtür demeyin. Kendi iyiliğiniz için bu yanlış inançtan vaz geçin. Şüphesiz Allâh birdir. Hâşâ onun çocuğu yoktur. Göklerde ve yerde bulunan her şey onundur. Vekil olarak Allâh yeter.

4/172. Ne Îsâ Mesîh, ne de Allâh'a yakın melekler, ona kulluktan kaçınmazlar. Allah kendine  kulluk etmektetan kaçınıp kibirlenenlerin hepsini, huzurunda toplayacaktır.

4/173. Allâh, iman edip yararlı işler yapanların ödüllerini tam olarak verecek, ikram ve ihsanını artıracaktır. Fakat kulluk yapmaktan kaçınıp kibirlenenleri ise,  can yakıcı bir azapla cezalandıracaktır. Onlar, kendilerini Allâh'ın azabından koruyacak ne bir dost, ne de yardımcı bulacaklardır.

4/174. Ey insanlar! Rabbinizden size kesin bir delil geldi; yolunuzu aydınlatan Kur’ân'ı indirdik.

4/175. Allâh, kendisine iman edip, ona gönülden bağlananları rahmetine, ikram ve ihsanına eriştirecek ve onları doğru yola ulaştıracaktır.

 

4/176. Sana geride çocuk ve baba bırakmadan ölen kişinin mirasını soruyorlar. Onlara Allâh'ın bu konuda şöyle dediğini söyle: "Çocuğu olmayan bir erkek ve bir kız kardeşten, erkek ölürse kız kardeş, mirasın yarısını, kız ölürse, erkek kardeş mirasın tamamını alır. Fakat kız kardeşler iki veya daha fazla ise, mirasın üçte ikisini alırlar. Ölenin birden çok kız ve erkek kardeşi varsa, erkeğin payı kadının hissesinin iki katıdır. Yanlışlık yapmamanız için Allâh size, böyle açıklamıştır. Allâh her şeyi hakkıyla bilir."