İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

007. A’râf Sûresi          

7/1. Elif. Lâm. Mîm. Sâd.

7/2. Bu Kur’ân, insanları uyarman ve müminlere öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Bu görevin ağırlığından dolayı gönlüne bir sıkıntı gelmesin.

7/3. Rabinizden size indirilene uyun; ondan başkasını dost edinmeyin. Ne de az öğüt alıyorsunuz.

7/4. Biz, inkâr edip aşırı giden pek çok ülke halkını helak ettik; onlara azabımız gece veya gündüz istirahat ederken gelmişti.

7/5. Azabımız geldiğinde onlar, "Demek ki biz gerçekten haksızmışız" diye feryat etmişlerdi.

7/6. Kendilerine peygamber gönderilenleri de, peygamberleri de hesaba çekeceğiz.

7/7. Hesap günü biz, onların dünyada yaptıklarını belgeleriyle önlerine koyacağız. Çünkü biz onların yaptıkları işlerden habersiz değiliz.

7/8. O gün herkesin ameli tam olarak değerlendirilecektir. Ameli değerli olanlar kurtulacaklardır.

7/9. Ameli değersiz olanlar ise, ayetlerimize karşı çıktıkları için kendilerine yazık etmiş olacaklardır.

7/10. Şüphesiz biz sizi dünyaya yerleştirdik ve orada sizin için çeşitli geçim kaynakları sağladık. Buna rağman siz, ne de az, şükrediyorsunuz!

7/11. Elbette sizi biz yarattık. Sonra insan şekline koyduk. Sonra da meleklere, "Adem'in üstünlüğünü kabul ederek saygı gösterin!" dedik. Herkes gereken saygıyı gösterdi, fakat İblis karşı gelerek saygısızlardan oldu.

7/12. Allâh, "Ben sana emrettiğim halde, neden gereken saygıyı göstermedin." diye sorunca İblis, "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten, onu ise toprak yarattın" cevabını verdi.

7/13. Allâh, "Öyleyse, bulunduğun konumdan in! Orada kibirlenmeye hakkın yok. Çık git huzurumdan! Çünkü sen, aşağılık birisin." dedi.

7/14. İblis, "İnsanları aldatmam için, öldükten sonra dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." dedi.

7/15. Allâh da, "Peki, sana istediğin süre verilmiştir." dedi.

7/16. Kendisine süre tanınınca İblis şöyle demiştir: "Mademki bu hareketimden dolayı azdığıma hükmediyorsun, ben de yeminle söylüyorum ki senin yolundan çevirmek için insanlara tuzak kuracağım."

7/17. "Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulup, onları yoldan çıkaracağım. O zaman sen de onların pek çoğunun nankör olduğunu göreceksin."

7/18. Bunun üzerine Allâh, "Alçak ve kovulmuş olarak bulunduğun konumdan in!.. Andolsun ki, sana uyanlarla birlikte hepinizi Cehenneme dolduracağım." dedi.

7/19. Sonra da "Ey Âdem! Eşinle birlikte huzur ve nimet yurduna yerleşin. Orada canınızın çektiğinden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın! Yoksa zalimlerden olursunuz." dedi.

7/20. Şeytan, cinselliklerini ortaya çıkarmak için Adem ve Havva'ya vesvese vererek, "Rabbiniz, melek olmanızı veya burada temelli kalmanızı engellemek için bu ağaca yaklaşmanızı yasaklamıştır" dedi.

7/21. Şeytan onlara, "Ben sadece sizin iyiliğinizi istiyorum" diye bir de yemin etti.

7/22. Sonunda onları kandırarak yasağı çiğnemeye sürükledi. Ağacın meyvesini yiyince, cinsellik duyguları ortaya çıktı. Hemen ağaç yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye çalıştılar. Rableri onlara, "Ben sizin o ağaca yaklaşmanızı yasaklamadım mı? Şeytanın sizin apaçık düşmanınız olduğunu söylemedim mi?" dedi.

7/23. Bunun üzerine ikisi, “Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlayıp, bize merhamet etmezsen, doğrusu kaybedenlerden oluruz." dediler.

7/24. Allâh onlara şöyle dedi: "Bulunduğunuz üstün konumdan inin! Dünyada bir kısımınız diğerlerine düşmanlık yapacaktır. Orada siz belli bir süre barınacak ve yararlanacaksınız."

7/25. "Siz dünyada yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız."

7/26. Ey İnsanoğlu! Size, edep yerlerinizi örtmek ve süslenmek amacıyla elbise yapmanız için gerekli malzeme ve kabiliyeti verdik. Takvaya bürünmek daha hayırlıdır. Bunlar insanların, öğüt alması için indirilen Allâh'ın ayetleridir.

7/27. Ey İnsanoğlu! Şeytan sizi aldatmasın. Nitekim ilk atalarınız olan Adem ve Havva'yı aldatarak, elbiselerini soyup cinselliklerini ortaya çıkarmıştı. Böylece onları huzur ve nimet yurdundan uzaklaştırmıştı. Çünkü şeytan ve yardımcıları, fark ettirmeden sizi izlerler. Şüphesiz bizim katımızda iman etmeyenler, şeytanların dostudur.

7/28. Onlar büyük bir günah işlediklerinde, "Babalarımız böyle yapıyordu. Allâh da bize böyle emretmiştir." derler. Onlara şöyle de: "Allâh günah işlemeyi emretmez. Bilmediğiniz şeyleri Allâh'a mı isnat ediyorsunuz?"

7/29. "Rabbim bana doğru inanç olan tevhide bağlı olmayı emretmiştir. Siz de ibadet ederken, özünüzden Allâh'a yönelin, samimi olun. Sizi yaratan odur, sonunda da ona döneceksiniz."

7/30. Onlardan bir kısmı doğru yolu bulmuş, bir kısmı ise o yoldan uzaklaşmıştır. Çünkü onlar, doğru yolda olduklarını sanarak Allâh'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdir.

7/31. Ey insanoğlu! Kâbe’yi çıplak tavaf etmeyin; orada ibadet ederken temiz ve güzel elbiselerinizi giyin; yiyin, için, fakat israf etmeyin! Çünkü Allâh israf edenleri sevmez.

7/32. Rasûlüm şöyle de: "Allâh'ın kulları için yarattığı güzel giysi ve temiz yiyecekleri kim haram kılabilir?" "Müminlerin ahirette sadece kendilerine özgü olan bu nimetlerden, dünyada da faydalanma hakkı vardır." Bilen bir toplum olmaları için ayetleri böyle açıklıyoruz.

7/33. Rasûlüm bir de şöyle de: "Rabbim, zinanın açığını ve gizlisini, her türlü günahı, haksızlık olan aşırı gitmeyi, Allâh'ın hiçbir güç vermediği putları ona ortak koşmayı ve Allâh'ın bildirmediği şeyleri onun emriymiş gibi sunmayı haram kılmıştır."

7/34. Her toplumun, bir ömrü vardır. O süre dolunca, insan onu ne bir an öne alabilir, ne de erteleyebilir.

7/35. Ey insanoğlu! İçinizden ayetlerimi okuyan peygamberler gelince, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olup durumlarını düzeltenler için ne bir korku, ne de üzüntü vardır.

7/36. Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı kibirlenenler ise, cehenneme girecek ve orada temelli kalacaklardır.

7/37. Allâh'a yalan isnat eden veya onun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir. Onlar da dünyada kendileri için belirlenen ömrü yaşayacaklardır. Sonunda ölüm meleklerimiz gelip bunların canlarını alırken, "Allâh'tan başka ibadet ettikleriniz nerede?" diye soracaklar. Onlar da, "bizi yüzüstü bıraktılar" cevabını verecek ve böylece kâfir olduklarını kabul edeceklerdir.

7/38. O gün Allâh kâfirlere, "Sizden önce gelip geçen insan ve cinlerle birlikte cehenneme girin!" diyecektir. Cehenneme giren her topluluk, dünyada beraber olduğu arkadaşlarına lanet edecektir. Sonunda hepsi cehennemde toplanınca, önderleri hakkında, onlara uyanlar, "Rabbimiz, bunlar bizi doğru yoldan çıkardılar. Onlara iki kat azap ver." diyeceklerdir. Allâh ise, "Hepinize kat kat azap verilecektir. Fakat siz bilmiyorsunuz." diye karşılık verecektir.

7/39. Önderleri, kendilerine uyanlara, "Sizin bizden ne üstünlüğünüz var. O halde siz de, yaptıklarınızın cezasını çekin!" diyeceklerdir.

7/40. Ayetlerimizi yalanlayıp, onlara karşı kibirlenenlerin yaptıkları iyilik ve dualar Allâh'a ulaşmaz; onlar deve iğnenin deliğinden geçmedikçe cennete de giremezler. İşte biz suçluları böyle cezalandıracağız.

7/41. Onların döşekleri de, yorganları da ateştir. Zalimleri işte böyle cezalandıracağız.

7/42. İman edip, yararlı işler yapanlar cennete girecek ve orada temelli kalacaklardır. Biz, insanı sadece gücünün yettiği ile sorumlu tutarız.

7/43. Biz, içinden ırmaklar akan Cennette, onların içinden, kin ve haset duygularını söküp atarız. Onlar "Bize bu nimetleri veren Allâh her türlü övgüye layıktır. O bize doğru yolu göstermeseydi, kendiliğimizden bu nimetleri elde edemezdik. Rabbimizin elçileri bize, gerçeği söylemiş." derler. Bunun üzerine onlara, "Burası, yaptıklarınızın karşılığı olarak size verilen cennettir" diye seslenilecektir.

7/44. Cennettekiler cehennemdekilere, "Rabbimizin bize vaadettiklerinin gerçek olduğunu gördük; siz de, rabbinizin vaadettiklerinin gerçek olduğu gördünüz mü?" diye sorunca, onlar da, "Evet" diye cevap vereceklerdir. O zaman bir görevli, "Zâlimler Allâh'ın rahmetinden uzak olsun!" diye seslenecektir.

7/45. O zalimler, insanları Allâh'ın yolundan alıkoymuş ve o yolu eğri göstermeye çalışmışlardır. Çünkü onlar, ahirete inanmazlar.

7/46. Cennettekiler ile cehennemdekiler arasında bir engel vardır. Her iki tarafı da gören yüksek bir yerde, hem cennettekileri, hem de cehennemdekileri yüzlerinden tanıyan bazı kişiler olacaktır. Bunlar henüz cennete girmedikleri halde, girmeyi ümit ettikleri için, cennettekilere, "selâm olsun size!" derler.

7/47. Gözleri cehennemdekilere ilişince de, "Rabbimiz, bizi bu zalim topluluğun arasına koyma!" derler.

7/48. Bu yüksek yerdeki kimseler, yüzlerinden tanıdıkları cehennemdekilere şöyle diyeceklerdir: "Dünyadayken biriktirdiğiniz mallar ve kibirlenmeniz size bir fayda sağlamadı."

7/49. Onlara cennettekileri işaret ederek "Dünyada iken, Allâh'ın bunlara rahmet etmeyeceğine yemin ediyordunuz. Ne oldu şimdi?" diyeceklerdir. Bunun üzerine onlara, "Cennete girin! Artık sizin için ne korku, ne de üzüntü vardır." denilecektir.

7/50. Cehennemdekiler, cennettekilere, "Ne olur, içtiğiniz sudan ve Allâh'ın verdiği yiyeceklerden bize de verin!" deyince, cennettekiler da, "Allâh, kâfirleri bunlardan mahrum etmiştir." diyeceklerdir.

7/51. Kâfirlerin dini, oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Çünkü onlar dünya hayatına aldanıp ahireti unuttular. Onların ayetlerimizi inkâr edip bugünün gelip çatacağını göz ardı ettikleri gibi, biz de bugün onları göz ardı edeceğiz.

7/52. Hiç şüphesiz biz, inanan bir toplum olmaları için onlara, doğru yolu göstermek ve rahmet olmak üzere delile dayalı sağlam bilgiye uygun bir şekilde açıkladığımız Kitabı verdik.

7/53. Kâfirler, ancak kıyamet kopunca gerçekleri anlayacaklar. O gün, daha önce bunu göz ardı edenler şöyle diyeceklerdir: "Rabbimizin elçilerinin bize haber verdikleri şeyler gerçekmiş. Artık bugün bize aracılık yapacak kimse yok ki, şefaat etsin yahut dünyaya döndürülsek de daha önce yaptığımızın aksine iman edip yararlı işler yapsak."

Doğrusu onlar, kendilerine yazık etmişlerdir; uydurdukları putları da onları yüz üstü bırakmıştır.

7/54. Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı evrede yaratmış sonra evreni koyduğu kanunlarla hükmü altına almıştır.” olabilir. Sürekli olarak günün sonunda gündüzün aydınlığını gecenin karanlığı ile örtmüş; güneşi, ayı ve yıldızları emri altına almıştır. Yaratmanın da, yürütmenin de onun yetkisinde olduğunu iyi bilin. Evrenin sahibi olan Allâh çok yücedir.

7/55. Rabbinize gönülden ve gözlerden uzak bir şekilde sessizce dua edin. Çünkü o, bağırıp çağırarak dua edenleri sevmez.

7/56. Düzenli bir hayat için uygun olan ilâhî mesajlar geldikten sonra, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Allâh'a, azabından korkarak ve rahmetini umarak ibadet edin. Çünkü Allâh'ın rahmeti, her işinde onun hoşnutluğunu gözetenler içindir.

7/57. Allâh, yağmuru müjdeleyen rüzgarları gönderir. Bu rüzgarlarla, yağmur yüklü bulutları kurumuş bir yere sevkedip yağmur yağdırırız. Sonra da o yağmur suyuyla her türlü ürünü yetiştiririz. İşte ölüleri de böyle diriltiriz. Belki bundan ibret alırsınız.

7/58. Rabbinin izniyle verimli bir toprakta bol bol bitki yetişirken, çorak olan bir yerde, sadece faydasız ve cılız otlar biter. Biz onların şükreden bir toplum olması için ayetleri böyle etraflıca açıklıyoruz.

7/59. Doğrusu biz, Nuh'u kendi halkına peygamber olarak gönderdik. O da, "Ey halkım, Allâh'a kulluk edin. Çünkü ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Bunu yapmazsanız, korkarım ki başınıza büyük bir azap gelecektir." dedi.

7/60. Halkının ileri gelenleri, "Biz senin, büsbütün yoldan çıktığını düşünüyoruz." dediler.

7/61. Nuh onlara şöyle dedi: "Ey halkım! Ben yoldan çıkmadım. Aksine evrenin sahibi olan Allâh tarafından gönderilen bir peygamberim."

7/62. "Ben size, samimiyetle Rabbimin mesajlarını iletiyorum. Çünkü ben, Allâh'tan gelen vahiy sayesinde sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.

7/63. "Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmanız ve ilâhî rahmete ulaşmanız için, aranızdan birine Rabinizden vahiy gelmesine, onun da sizi uyarmasına neden şaşıyorsunuz?"

7/64. Bu uyarılara rağmen halkı Nuh'u yalanladı. Bunun üzerine biz, gerçeğe gözlerini kapayan bir halk olduğu için ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk, Nuh’u ve gemide bulunan diğerlerini ise kurtardık.

7/65. Biz Âd halkına, içlerinden biri olan Hûd'u peygamber olarak gönderdik. O da, "Ey halkım, Allâh'a kulluk edin! Çünkü ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Siz hâlâ ona karşı kulluk bilincinde olmayacak mısınız?" dedi.

7/66. Halkının ileri gelen kâfirleri, "Şüphesiz biz senin aklının kıt olduğunu düşünüyor ve yalan söylediğine inanıyoruz." dediler.

7/67. Hûd onlara şöyle dedi: "Ey halkım! Ben akılsız biri değilim. Tam aksine ben, evrenin sahibi olan Allâh tarafından görevlendirilen bir peygamberim."

7/68. "Ben size, Rabbimin mesajlarını iletiyorum. Ben samîmî ve doğru sözlü biriyim."

7/69. "Rabbinizin, sizi uyarması için, aranızdan birine vahiy gelmesine neden şaşıyorsunuz? Allâh'ın sizi Nuh'un halkının yerine nasıl getirdiğini ve nasıl daha kuvvetli kıldığını düşünün. Kurtuluşa ermeniz için, nimetlerinden dolayı onu hatırlayın."

7/70. Hûd’un halkı, "Şimdi sen bize, babalarımızın taptıklarını terk edip sadece Allâh'a kulluk etmemizi mi söylüyorsun? Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin azabı haydi getir, bakalım!" dediler.

7/71. Hûd şöyle dedi: "Artık siz, Rabbinizin öfke ve azabını hak ettiniz. Allâh kendilerine hiçbir güç ve yetki vermediği halde sizin ve atalarınızın ilâh dedikleri şeyler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? O halde bekleyin de başınıza neler geleceğini görün. Ben de sizinle birlikte bekliyorum."

7/72. Bunun üzerine biz, Hûd'u ve beraberindekileri, merhamet ederek kurtardık; ayetlerimize inanmayıp yalanlayanların ise kökünü kazıdık.

7/73. Semûd halkına, içlerinden biri olan Sâlih'i peygamber olarak gönderdik. O da şöyle dedi: "Ey halkım, Allâh'a kulluk edin. Çünkü ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size apaçık bir mucize gelmiştir; işte şu deve sizin için bir mucizedir. Onu kendi haline bırakın da, otlaklarda yesin içsin. Sakın ona zarar vermeyin! Yoksa başınıza can yakıcı bir azap gelir."

7/74. "Allâh'ın sizi, Âd halkının yerine getirip yerleştirdiğini hatırlayın. Ovalarına saraylar inşa edip, dağlarını oyarak evler yapıyorsunuz. Allâh'ın bu nimetlerini düşünün, yeryüzünde sakın bozgunculuk yapmayın!"

7/75. Semûd halkının kibirli önderleri, ezdikleri müminlere, "Siz Salih'in Rabbi tarafından peygamber olarak gönderildiğini nereden biliyorsunuz?" diye sorunca, müminler de, "Evet, biz ona gelen vahye inanıyoruz" cevabını verdiler.

7/76. Büyüklük taslayan kâfirler, "Biz sizin inandıklarınıza, asla inanmıyoruz " dediler.

7/77. Kibirlenenler, Allâh'ın mucize olarak verdiği deveyi öldürerek Rablerinin emrine karşı geldiler ve "Ey Sâlih! Peygambersen, tehdit ettiğin azabı hadi getir bakalım!" dediler.

7/78. Sonunda onları, gürültüyle gelen şiddetli bir deprem yakaladı ve yurtlarında helak olup gittiler.

7/79. Sâlih onlara, "Ey halkım! Ben size, samiyiyetle Rabbimin mesajını ilettim. Fakat siz samimi olanları sevmiyorsunuz." diyerek onlardan ayrıldı.

7/80. Lût'u da, peygamber olarak gönderdik. O da halkına, şöyle dedi: "Sizden önce dünyada kimsenin yapmadığı utanç verici çirkin işi mi yapıyorsunuz?"

7/81. "Çünkü siz, kadınları bırakıp, erkeklerle şehvetinizi tatmin ediyorsunuz. Doğrusu siz, haddi aşan bir toplumsunuz."

7/82. Bu söze halkı, "Mademki bunlar temiz kalmak istiyorlar, o halde onları memleketinizden sürüp çıkarın!" diye karşılık verdiler.

7/83. Bunun üzerine onları helak ettik, Lut'u ve kendisine inananları kurtardık. Fakat karısı, diğerleriyle helâk oldu.

7/84. Lût halkından inanmayanların üzerine, yağmur gibi taş yağdırdık. Kâfirlerin sonunun nasıl olduğuna bak da ibret al!

7/85. Medyen halkına da, içlerinden biri olan Şuayb'ı peygamber olarak gönderdik. O da halkına şöyle demişti: "Ey halkım! Allâh'a kulluk edin. Çünkü ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir mesaj gelmiştir. Artık ölçü ve tartıyı tam yapın, eksik yapmayın, düzenli bir hayat için gereken mesajlar geldikten sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Buna inanır ve bunu uygularsanız, sizin için daha iyi olur."

7/86. "Köşe başlarını tutup, tehditle inananların ilâhî emirleri yerine getirmelerine engel olmayın; Allâh'ın yolunu yanlış göstermeye çalışmayın. Siz azınlık iken, Allâh’ın sizi hâkim unsur haline getirdiğini hatırlayın. Bozgunculuk çıkaranların sonunun ne olduğuna bakıp ibret alın!"

7/87. "Mademki, içinizden bir kısmı bana indirilen vahye inanıyor, bir kısmı da inanmıyor, o halde Allâh hakkımızdaki hükmünü verinceye kadar bekleyin. O hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

7/88. Halkının kibirlenen önderleri, "Ey Şuayb! Ya bizim dinimize dönersin, ya da seni ve sana inanları yurdumuzdan sürüp çıkarırız." dediler. O zaman Şuayb da onlara şöyle dedi: "Bizi zorla mı dininize inandıracaksınız?"

7/89. "Allâh, sizin batıl dininizden bizi kurtardıktan sonra tekrar ona dönersek, Allâh'a yalan isnat etmiş oluruz. İnşaallah, biz asla o dine dönmeyeceğiz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz ona güvenip dayanıyoruz. Rabbimiz, bizimle halkımız arasında adaletle hükmet! Çünkü sen, hükmedenlerin en hayırlısısın."

7/90. Halkının ileri gelen kâfirleri, "Eğer Şuayb'a uyarsanız, zarar edersiniz." dediler.

7/91. Sonunda onları, gürültüyle gelen şiddetli bir deprem yakaladı ve yurtlarında helak olup gittiler.

7/92. Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç yaşamamış gibi oldu; asıl zararı onlar gördü.

7/93. Şuayb onlara, "Ey halkım! Ben size, samiyiyetle Rabbimin mesajını ilettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa niçin üzüleyim?" diyerek onlardan uzaklaştı.

7/94. Biz, peygamber gönderdiğimiz her ülke halkını, Allâh'a yalvarsınlar diye yoksulluk ve sıkıntı ile imtihan ettik.

7/95. Sonra sıkıntının yerine bolluk verdik. Geçim standartları yükselince, nimetlerimizi unutarak, "Vaktiyle atalarımız hem sıkıntılı, hem de rahat günler yaşamışlardı."  dediler. Bunun üzerine gaflet halindeyken ansızın onları yakalayıverdik.

7/96. Peygamber gönderilen ülkelerin halkı, iman edip Allâh'a karşı kulluk bilincinde olsalardı, yerin ve göğün bereket kapılarını açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de onları cezalandırdık.

7/97. O ülkelerin halkı, gece uyurken azabımızın gelmeyeceğini mi düşünüyorlar?

7/98. Yoksa onlar, gündüz işleriyle oyalanırken azabımızın gelmeyeceğini mi sanıyorlar?

7/99. Yoksa onlar, Allâh'ın azabının hiç gelmeyeceğini mi düşünüyorlar? Hâlbuki sadece ziyana uğrayanlar, Allâh'ın azabının gelmeyeceğini düşünürler.

7/100. İşte bu gerçekler, daha sonra o topraklara yerleşenler tarafından hâlâ anlaşılmadı mı: "Eğer biz dilersek, günahları sebebiyle onları da, öncekiler gibi cezalandırır, idraklerini kapatırız. Böylece hiç bir şeyi anlamazlar."

7/101. Bu ülkelerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Doğrusu onlara, Peygamberleri mucizeler getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıkları için, o mucizeleri kabul etmediler. İşte kâfirler gerçeklere idraklerini böyle kapatırlar.

7/102. Onların çoğunun sözünde durmadığını ve böylece doğru yoldan çıktığını görüyoruz.

7/103. Sonra onların peşinden Mûsâ'yı mucizelerimizle Firavun ve halkının ileri gelenlererine gönderdik; fakat onlar bunu inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğununa bak ve ibret al!

7/104. Mûsâ şöyle dedi: "Ey Firavun! Ben evrenin sahibi olan Allâh'ın gönderdiği bir peygamberim."

7/105. "Ben, Allâh hakkında gerçekleri söylemek zorundayım. Ben size Rabbinizden mucizeler getirdim; öyleyse İsrâil oğulları ile beni serbest bırak."

7/106. Firavun, "Doğru söylüyorsan, bir mucize göster." dedi.

7/107. Bunun üzerine Mûsâ, değneğini yere attı ve değnek birden büyük bir yılan oldu.

7/108. Sonra Mûsâ, elini koynundan çıkardı; bakanlar onun ışıl ışıl parladığını gördüler.

7/109. Bu mucizeleri gören Firavun halkının ileri gelenleri şöyle dediler: "Şüphesiz bu adam, usta bir sihirbazdır"

7/110. "O, sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor." Bunun üzerine Firavun, "Onun hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sordu.

7/111. Onlar da şöyle cevap verdiler: "Onu ve kardeşini alıkoy. Sonra da, bütün şehirlere sihirbazları toplamak üzere görevliler gönder."

7/112. "Bütün usta sihirbazları sana getirsinler."

7/113. Sihirbazlar, Firavun'a gelip, "Sihirde Mûsâ'yı yenersek, bize bir ödül var mı?" diye sordular.

7/114. Firavun, "Evet, ödül alacaksınız, üstelik benim en yakın adamlarım olacaksınız." dedi.

7/115. Sihirbazlar, "Ey Mûsâ, sen mi başlayacaksın, yoksa biz mi başlayalım?" dediler.

7/116. Mûsâ, "Siz başlayın" dedi. Sihirbazlar büyük bir sihir göstererek, insanların gözlerini boyayıp hepsini korkuttular.

7/117. O zaman biz Mûsâ'ya, "Değneğini at!" diye vahyettik. Bunun üzerine yere atılan değnek, bir anda yılan olup onların göz boyacılığı ile yaptıklarını yuttu.

7/118. Böylece gerçekler ortaya çıkmış ve onların yaptıkları da boşa gitmiş oldu.

7/119. Orada hepsi yenilip küçük düştüler.

7/120. Sihirbazlar, Mûsâ'nın getirdiğine inanıp secdeye kapandılar.

7/121. Ve şöyle dediler: "Evrenin sahibi olan Allâh'a inandık."

7/122. "Mûsâ'nın ve Harûn'un Rabbine..."

7/123. Firavun sihirbazlara şöyle dedi: "Siz, ben çağırmadan önce Mûsâ'ya iman etmişsiniz. Doğrusu bu yaptığınız şey, şehrin halkını buradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Size ne yapacağımı göreceksiniz!"

7/124. "Önce ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesecek, sonra da hepinizi asacağım!"

7/125. Bunun üzerine sihirbazlar şöyle dediler: "Nasıl olsa bir gün Rabbimize döneceğiz."

7/126. "Sen bizi, Rabbimizin ayetlerine inandığımız için cezalandırıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol sabır ver ve bizi ölünceye kadar müslümanlıktan ayırma!"

7/127. Firavun halkının ileri gelenleri, "Sen sihirbazları cezalandırıp Mûsâ ve halkını yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye mi serbest bırakıyorsun?" dediler. Bunun üzerine Firavun onlara, "Biz onların erkek çocuklarını öldürecek, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onları ezecek bir güçteyiz." diye karşılık verdi.

7/128. Mûsâ halkına, "Allâh'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allâh'ındır; onu kullarından dilediğine verir. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlar, sonunda kazanacaklardır." dedi.

7/129. Onlar, "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyet gördük." dediler. Mûsâ da, "Rabbiniz düşmanlarınızı yok edip nasıl davranacağınızı görmek için sizi onların yerine hakim kılacaktır." dedi.

7/130. Doğrusu biz, öğüt almaları için Firavun halkını yıllarca kuraklık ve kıtlıkla cezalandırdık.

7/131. Onlar, bolluğa kavuşunca, "Zaten bu bizim hakkımızdır" diyorlardı. Fakat bir sıkıntı gördünce de, bunu Musâ ve ona inanların uğursuzluğuna yoruyorlardı. Hâlbuki başlarına gelen sıkıntılar, Allâh'tandır. Ama onlar bunu bilmiyorlar.

7/132. Firavun halkı Musa’ya, "Bizi büyülemek için hangi mucizeyi getirirsen getir, biz sana inanmayacağız." dedi.

7/133. Bunun üzeri biz de, her biri ayrı ayrı kudretimizin işareti olarak onlara tufan gönderdik, ürünlerine kımıl zararlısı ve çekirge musallat ettik, gökten kurbağa yağdırdık ve sularını kana dönüştürdük. Buna rağmen, büyüklük tasladılar ve kâfir bir toplum oldular.

7/134. Başlarına her musibet geldiğinde onlar, "Ey Mûsâ! Madem ki peygambersin, bizim için Rabbine dua et. Bu musibeti kaldırırsan, sana güvenecek ve İsrâiloğulları ile birlikte seni serbest bırakacağız." dediler.

7/135. Musa azabın kaldırılması için dua edince, bir müddet bu musibeti kaldırdık. Bunun üzerine onlar onlar, hemen sözlerinden döndüler.

7/136. Mucizelerimizi umursamayıp yalanladıkları için, onları denizde boğarak cezalandırdık.

7/137. Doğusuyla, batısıyla bereketli o toprakları ezilmiş olan İsrâiloğullarına verdik. Böylece Rabbinin onlara olan güzel vaadi, sabrettikleri için gerçekleşmiş oldu. Biz Firavun ve halkının, hem kat kat yaptıkları binaları, hem de özenle baktıkları bağ ve bahçelerini yerle bir ettik.

7/138. Firavun'un zulmünden kurtarmak için biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Sonra onlar, kendi yaptıkları putlara tapan bir toplulukla karşılaştılar ve "Ey Mûsâ! Onlarınki gibi, bize de bir put yap!" dediler. Mûsâ onlara şöyle dedi: "Gerçekten siz, cahillikte ısrar eden bir toplumsunuz."

7/139. "Şüphesiz onların bu inancı yok olacak ve yaptıkları da boşa gidecektir."

7/140. "Allâh sizi, hak dine erdirerek insanlara üstün kılmışken, sizin için ondan başka ilâh mı arayacağım?"

7/141. Hâlbuki biz, dayanılmaz işkenceler yapan Firavun'un adamlarından sizi kurtarmıştık. Onlar kızları bırakıp, erkek çocuklarınızı öldüreceklerdi. Rabbiniz sizi bu konuda büyük bir imtahana tabi tutmuştur.

7/142. Mûsâ'nın huzurumuza çıkıp vahyi almaya ibadetle hazırlanması için otuz gün süre verdik. Buna on gün daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk güne tamamlandı. Kırk günün sonunda Mûsâ, kardeşi Hârûn'a, "Halkımın başına geç ve onları güzelce yönet; sakın bozguncuların yolundan gitme." dedi.

7/143. Mûsâ, belirlediğimiz yere gelip Rabbi kendisi ile konuşunca, "Rabbim, seni görmek istiyorum, bana kendini göster." dedi. Allâh, "Beni göremezsin. Fakat şu dağa bak; eğer yerinde kalırsa beni görebilirsin." dedi. Rabbi dağa görününce, o yerlebir oldu. Bunun üzerine Mûsâ, bayılıp düştü. Kendine gelince, "Sen her türlü noksanlıktan uzaksın. Bu isteğimden vaz geçiyorum, beni affet. Ben, inananların öncüsüyüm." dedi.

7/144. Allâh, şöyle buyurdu: "Ey Mûsâ! Peygamberlik vererek ve seninle konuşarak insanlar arasında sana özel bir yer verdim. Öyleyse verdiklerimi al ve bu nimetin değerini bil."

7/145. "Biz sana Tevratta, her konuda öğüt ve detaylı bilgi verdik. Ondaki hükümlere sımsıkı sarıl ve halkına da en güzel şekilde uygulamalarını emret. Doğru yoldan çıkanların yurtlarını nasıl harap edeceğimi, yakında size göstereceğim."

7/146. "Yeryüzünde haksız yere kibirlenenler, ayetlerimi hakkıyla anlamaktan yoksundurlar. Onlar, her türlü mucizeyi görseler de, inanmazlar. Bir yolun doğru olduğunu bilseler de, o yoldan gitmezler. Bir yolun yanlış olduğunu anlasalar, yine de orayı kendilerine yol edinirler. Çünkü onlar ayetlerimizi yalanlayıp umursamamışlardır."

7/147. Ayetlerimizi ve ahiret gününü yalanlayanların yaptıkları güzel işler boşa gidecektir. Onlar sadece yaptıkları kötülüklerin cezasını çekeceklerdir.

7/148. Mûsâ'nın ardından onun halkı, ziynet eşyalarından böğürme sesi çıkaran bir buzağı heykeli yapıp ona taptılar. Onlar, bu heykelin kendileriyle konuşup doğru yolu göstermeyeceğini bilmiyorlar mıydı? Buna rağmen onu ilâh edinerek, müşrik oldular.

7/149. Sonra doğru yoldan çıktıklarını anlayıp yaptıklarından pişman olunca, "Rabbimiz, bize merhamet edip, günahlarımızı bağışlamazsan, şüphesiz ziyan edenlerden oluruz." dediler.

7/150. Mûsâ halkına dönünce, öfkeli ve üzüntülü olarak, "Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yapmışsınız! Rabbinizin sizi helak etmesini mi istiyorsunuz?" dedi. Öfkesinden elindeki Tevrat levhalarını yere attı ve kardeşi Hârûn'un saçını sakalını tutup çekti. Hârûn, "Ey kardeşim! Bu halk beni zayıf gördü ve neredeyse öldürecekti. Bana böyle davranarak düşmanları sevindirme, beni bu zalim toplulukla bir tutma!" dedi.

7/151. Mûsâ, "Ey Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bize merhamet et. Çünkü sen, merhamet edenlerin en merhametlisisin!" diye dua etti.

7/152. Şüphesiz buzağıya tapanların dünyadaki cezası, Allâh'ın gazabına uğramak ve zillete düşmektir. Biz iftiracıları işte böylece cezalandırırız.

7/153. Kötü işler yapıp sonra da bundan vaz geçen müminlerin günahlarını senin Rabbin bağışlayacak ve onlara merhamet edecektir.

7/154. Mûsâ, öfkesi geçince, Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet içeren Tevrat levhalarını yerden aldı.

7/155. Mûsâ, halkından yetmiş kişi seçerek belirlediğimiz yere geldi. "Allâh'ı açıkça göstermedikçe sana inanmayız" demeleri üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaldı. O zaman Mûsâ şöyle dua etti: "Ey Rabbim, isteseydin beni de, onları da daha önce yok ederdin. Şimdi bizi, aramızdaki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı helâk mi edeceksin. Bu, ancak senin bir azabındır. Bununla kimisi doğru yoldan çıkar, kimi de doğru yolu bulur. Sen bizim sahibimizsin. Bizi bağışla, bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın."

7/156. "Bize dünyada ve ahirette iyilik ver. Çünkü biz sana yöneldik." Bunun üzerine Allâh şöyle dedi: "Dilediğime azap etme gücüne sahibim; ama rahmetim de, her şeyi kuşatmıştır. Ahirette sadece, bana karşı kulluk bilincinde olan, zekâtı veren ve ayetlerime iman edenlere merhamet edeceğim."

7/157. Kitap ehli, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları ümmî Peygamber'e uyarlar. Bu Peygamber, akla ve dine uygun olan şeyleri emreder, dinen ve aklen hoş karşılanmayan şeyleri de yasaklar; temiz ve güzel olan şeyleri helâl, pis olan şeyleri de haram kılar; onların üstündeki ağır sorumlulukları kaldırır. İşte bu Peygambere inanan, onu yücelten, onu destekleyen yardım eden ve kendisine indirilen Kur’ân'a uyanlar, kurtuluşa erecektir.

7/158. Rasûlüm, "Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin sahibi Allâh tarafından hepinize gönderilen bir peygamberim. Ondan başka ilâh yoktur; o diriltir ve öldürür. Öyleyse Allâh'a ve Rasûlüne inanın. Nitekim o ümmî peygamber, Allâh'a ve onun sözü olan Kur’ân'a iman etmiştir. Siz de, doğru yolu bulmak için ona uyun." de.

7/159. Mûsâ'nın halkından bir kısmı, doğru yolu bulup insanları ona çağırmış ve onunla adaleti sağlamıştı.

7/160. Biz onları, Yakub'un oğullarından gelen on iki boya ayırdık. Halkı Musa'dan su istediğinde, ona “Değneğini taşa vur!” diye vahyettik. Bunun üzerine taştan on iki pınar fışkırdı. Her boy, kendi su kaynağını belirledi. Ayrıca biz onları, çölde bulutla gölgelendirdik; onlara bıldırcın ve kudret helvası verip, “Size verdiğimiz bu temiz rızıklardan yeyin” dedik. Fakat onlar, bu nimetlere nankörlük ederek, bize değil kendilerine yazık ettiler.

7/161. Onlara, "Bu ülkeye yerleşin, oranın ürünlerinden dilediğiniz gibi yeyin, oraya girince "Bizi affet!" deyip, Allâh'a şükür secdesi edin, biz de günahlarınızı bağışlayalım. Her işinde Allâh'ın hoşnutluğunu gözetenleri, fazlasıyla ödüllendireceğiz." denilmişti.

7/162. Fakat o zalimler, "Bizi affet!" anlamına gelen "Hıttatün" sözünü, "Bize buğday ver!" anlamına gelen "Hıntatün!" kelimesiyle değiştirdiler. Biz de yaptıkları bu kötülükten dolayı onlara, gökten azap yağdırdık.

7/163. Onlara, sahildeki şehir halkının Cumartesi yasağını nasıl çiğnediklerini sor: Cumartesi günleri balıklar akın akın geldiği halde, diğer günlerde gelmiyordu. Biz onların doğru yoldan çıkıp çıkmayacaklarını işte böyle deniyorduk.

7/164. Onlardan bir grup, "Allâh'ın helak edeceği veya şiddetli bir azap vereceği  bir halka ne diye öğüt veriyorsunuz?" deyince, diğerleri şöyle cevap vermişti: "Bize, onları niye uyarmadınız denildiğinde, Rabbimize karşı geçerli bir mazeretimizin olması için, bir de Allâh'a karşı kulluk bilincinde olur ümidiyle öğüt veriyoruz."

7/165. Onlar kendilerine verilen öğütleri göz ardı edince, biz de kötülükere engel olanları kurtardık; zâlimleri ise doğru yoldan çıktıkları için şiddetli bir azapla cezalandırdık.

7/166. Yasaklanan şeyleri yapmakta ısrar edince onları “Aşağılık maymunlar olun!” diyerek cezalandırdık.

7/167. Rabbin, böyle kimselerin üzerine, kıyamet gününe kadar en kötü azabı tattıracak kişileri musallat edeceğini bildirmiştir. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verir; fakat günahları da çok bağışlar ve merhamet eder.

7/168. Biz insanları yeryüzüne dağıttık. Onların iyileri de kötüleri de vardır. Hakka dönmeleri için onları, bazen nimet, bazen de sıkıntılarla deneriz.

7/169. Daha sonra onların yerini, Kitaba varis olan kötü bir nesil aldı. Onlar, bu dünyanın geçici menfaatine sarılarak, "Allâh bizim günahlarımızı nasıl olsa bağışlayacaktır" derlerdi; sonra benzeri başka bir menfaat bulunca, onu da alırlardı. Peki, bunlardan okuyup durdukları Kitapta, Allâh hakkında ancak gerçeği söyleyeceklerine ilişkin sağlam bir söz alınmamış mıydı? Şüphesiz ahiret yurdu, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlar için daha hayırlıdır. Ne diye hâlâ düşünmüyorsunuz!

7/170. Biz kitaba sımsıkı sarılıp namazı doğsdoğru kılanların ödülünü tam olarak vereceğiz. Çünkü biz, kendilerini ve başkalarını düzeltmeye çalışanların emeğini zayi etmeyiz.

7/171. Biz İsrâiloğullarının üzerine dağı bir gölgelik gibi kaldırınca, onlar dağın üzerlerine düşeceğini sanmıştı. Onlara "Allâh'a karşı kulluk bilincinde olmanız için, size verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılın ve içindeki hükümleri düşünerek yerine getirin." demiştik.

7/172. Rabbin, dünyaya gelecek her insanı, Allâh'ın varlığını kabul edecek şekilde yaratır. Adeta onlara, "ben sizin rabbiniz değil miyim?" diye sorar, onlar da, "Evet, sen bizim rabbimizsin " diye cevap verirler.  Bunu, kıyamet gününde, "biz bundan habersizdik" dememeniz için yapıyoruz.

7/173. Yahut "Daha önce atalarımız Allâh'a ortak koşuyordu. Biz de onların yolundan giden çocuklarıyız. Şimdi sen bizi, onların icat edip yaptıkları batıl inançlardan dolayı helâk mi edeceksin" dememeniz için bunu yapıyoruz.

7/174. Biz, o batıl inançta olanların hakka dönmeleri için ayetlerimizi işte böyle açıklıyoruz.

7/175. Rasûlüm sen, kendisine ulaştığı halde ayetlerimizden uzaklaşarak şeytanın peşine düştüğü için azgınlardan olan insanın haberini onlara anlat.

7/176. O insan, bu ayetlere uysaydı, onun derecesini yükseltirdik. Fakat o, sonsuza dek yaşayacakmış gibi dünyaya bağlanıp nefsinin arzu ve isteklerinin peşine düşmüştür. Onun durumu, sıcaktan dilini çıkararak soluyan köpek gibidir. Onu kovalasan da, serbest bıraksan da aynı hali devam eder. Ayetlerimizi yalanlayanların hali de bunun gibidir; onları uyarsan da uyarmasan da tavırlarını değiştirmezler. Sen yine de, düşünüp ibret almaları için bu örnekleri onlara anlat.

7/177. Ayetlerimizi yalanladığı için kendilerine yazık eden halkın durumu ne kötüdür.

7/178. Allâh'ın doğru yolda olduğuna hükmettiği kişiler, gerçekten doğru yoldadır. Bu yoldan saptığına hükmettiği kimseler ise, kaybetmişlerdir.

7/179. Yarattığımız insan ve cinlerin pek çoğu, akıllarıyla düşünmedikleri, gerçeklere gözlerini kapayıp kulaklarını tıkadıkları için sonunda Cehenneme girecektir. Onlar, yaratılış gayesine uygun hareket etmedikleri için hayvan gibidir, hatta yaratılış gayesinden daha da sapmıştır. Çünkü onlar ilâhî mesajları umursamazlar.

7/180. Allâh'ın çok güzel isimleri vardır. Ona bu isimlerle dua edin. Onun isimlerini bozarak putlara veren kimselerden uzak durun. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.

7/181. Kullarımızdan bir kısmı, doğruyu bulup insanları ona çağırmış ve onunla adaleti sağlamıştır.

7/182. Ayetlerimizi yalanlayanları, farkına varamayacakları şekilde yavaş yavaş helâk edeceğiz.

7/183. Şimdi onlara zaman tanısam bile, ileride onlara azabım çok çetin olacaktır.

7/184. Onlar, aralarında yetişen Muhammed'in, akli dengesinin bozuk olmadığını, sadece açık bir uyarıcı olduğunu görmüyorlar mı!

7/185. Onlar göklerde ve yerde olan muhteşem varlıkları, onların sahip olduğu düzeni, Allâh'ın yarattığı şeyleri ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğini hiç düşünmüyorlar mı? Artık buna da inanmazlarsa, hangi söze inanacaklar.

7/186. Doğru yoldan çıkanı, kimse doğru yola iletemez. Allâh onları, ne yaptıklarını bilmez bir şekilde azgınlıkları içinde bırakır.

7/187. Kıyametin ne zaman kopacağı hakkında bir bilgin varmış gibi onun vaktini sana soruyorlar. Onlara şöyle cevap ver: "Kıyametin ne zaman kopacağını sadece Rabbim bilir. Vakti gelince de, kıyameti ancak o koparacaktır. Onun bilgisi, göklerdeki ve yerdeki bütün akıllı varlıklara ağır gelir. Bunun için kıyamet ansızın gelecektir. Fakat insanların çoğu bunun farkında değillerdir."

7/188. Onlara şöyle de: "Allâh izin vermedikçe, ne faydalı, ne de zararlı bir şey yapabilirim. Eğer ben gayba ilişkin bilgiye sahip olsaydım, kendim için pek çok fayda sağlardım ve dolayısıyla bana bir zarar gelmezdi. Ben, onların inanan bir toplum olmaları için sadece uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamberim."

7/189. Allâh, sizi ve gönlünüzün huzura kavuşması için eşlerinizi tek bir candan yaratmıştır. Erkek eşiyle cinsel ilişkiye girince, eşi hamile kalır ve bir müddet yavrusunu karnında taşır. Gebeliği ilerleyince, her ikisi de Rableri olan Allâh'a "Bize sağlıklı ve hayırlı bir evlat verirsen sana şükredenlerden oluruz." diye dua ederler.

7/190. Fakat Allâh onlara sağlıklı ve hayırlı bir evlat verdiğinde, sözlerini unutup Allâh'a ortak koşarlar. Oysa ki Allâh onların ortak koştuklarından uzaktır.

7/191. Peki onlar hiçbir şeyi yaratamaya gücü yetmeyen ve zaten kendileri de yaratılmış olan putları mı, Allâh'a ortak koşuyorlar?

7/192. Hâlbuki taptıkları o putlar, ne ortak koşanlara ne de kendilerine yardım edebilir.

7/193. Putlara, bize doğru yolu göster diye dua etseniz de cevap veremezler. Aslında onlara dua etmeniz ya da etmemeniz fark etmez.

7/194. Allâh'tan başka taptıklarınız da, sizin gibi yaratılmış varlıklardır. İddianız doğruysa, onları çağırın da size cevap versinler.

7/195. O putlar nasıl cevap verecek; yürüyen ayakları, tutan elleri, gören gözleri, duyan kulakları mı var? Onlara meydan okuyarak şöyle de: "Ortak koştuklarınızı çağırın ve hiç beklemeden bana istediğiniz tuzağı kurun!"

7/196. "Benim koruyucum, Kur’ân’ı indiren Allâh'tır. O salih kullarını devamlı korur."

7/197. "Allâh'tan başka taptıklarınız, ne size ne de kendilerine yardım edebilir."

7/198. "Putlara, bize doğru yolu göster diye dua etseniz, duymazlar." Onların sana baktığını zannedersin, fakat onlar görmezler.

7/199. Rasûlüm, sen hoş görülü ol, dine ve akla uygun olanı emret, cahillere aldırma!

7/200. Şeytan sana bir vesvese verdiğinde, hemen Allâh'a sığın! Çünkü o, her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.

7/201. Şüphesiz Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlara şeytan vesvese verdiğinde, onlar hemen akıllarını başlarına alıp, gerçeği görürler.

7/202. Şeytanlar, dostlarını azgınlığın içine çekerler ve bunu yapmakta kusur etmezler.

7/203. Rasûlüm sen, onlara istedikleri bir ayeti getirmediğinde, "Diğerlerini sağdan soldan derleyip getirdiğin gibi, bizim istediğimizi de getirseydin ya!" derler. Onlara, "Ben ancak Rabbimden bana indirilene uyarım. Bu Kur’ân, inanan bir toplum olmanız için, Rabbinizden gelmiş idrakinizi açacak delillerdir. O, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir." de.

7/204. Kur’ân okunduğunda susup onu dinleyin. Böyle yaparsanız, Allâh’ın merhametine kavuşursunuz.

7/205. Gizlice yalvararak, sesini fazla yükseltmeden sabah akşam Rabbini zikret, sakın Allâh'ın mesajlarını umursamayanlardan olma.

 

7/206. Kendilerini Rablerinin huzurunda hissedenler, ona kulluk etmekten geri durmazlar; onun sonsuz yüceliğini övgüyle anar ve yalnız ona secde ederler.