İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

010. Yûnus Sûresi        

10/1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar hükümleri yerli yerinde olan kitabın âyetleridir.

10/2. İçlerinden birine, "insanları uyar ve iman edenlere Rableri katında yüksek bir makam olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz onların tuhafına mı gidiyor ki, kâfirler "Bu gerçekten bir büyücüdür" diyorlar.

10/3. Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı evrede yaratmış ve sonra evreni koyduğu kanunlarla hükmü altına almıştır. Allâh, bütün işleri yerli yerince düzenlemektedir. Varlık olarak sadece o vardı; diğer varlıklar onun yaratmasından sonra meydana gelmiştir. İşte Rabbiniz olan Allâh budur; o halde sadece ona kulluk edin. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?

10/4. Hepiniz Allâh’a döneceksiniz. Bu, onun değişmez bir kanunudur. O, canlıları yoktan var etmiştir ve ödükten sonrra tekrar diriltecektir. Daha sonra Allâh, iman edip yararlı işler yapanları fazlasıyla ödüllendirecektir. Kâfirlere de, inkâr ettikleri için, kaynar su ve can yakıcı bir azap tattıracaktır.

10/5. Allâh, güneşi ısı ve ışık kaynağı, ayı ise aydınlık vesilesi yapmıştır. Yılların sayısını ve ayların hesabını bilmeniz için ona evreler takdir etmiştir. Allâh bunları boşuna değil, bir hikmete uygun yaratmıştır. Allâh, bilen bir toplum olmaları için ayetlerini onlara detaylı şekilde açıklamaktadır.

10/6.  Allâh'ın gökleri ve yeri yaratmasında, gece ile gündüzün değişmesinde, ona karşı kulluk bilincinde olan bir toplum için deliller vardır.

10/7. Öldükten sonra huzurumuza çıkacaklarına inanmayıp dünya hayatını tercih ederek ona razı olanlar ile mesajlarımızı umursamayanlar, bir gün cezalarını göreceklerdir.

10/8. Onlar yaptıklarının cezası olarak, cehenneme gireceklerdir.

10/9. Rableri, iman edip yararlı işler yapanlara güvence vererek onların doğru yolda olduklarına hükmedecektir. Onlar, içinden ırmaklar akan nimet dolu cennetlere gireceklerdir.

10/10. Cennetlikler orada bir şey istediklerinde "Sübhanek'allahümme/Allâh'ım, sen her türlü noksanlıktan uzaksın" derler. Birbirlerine "Selâm/esenlik içinde olun" diyerek iyi dilek ve temennide bulunurlar. Sözlerini, "el-Hamdü lillahi rabbi'l-'âlemîn/Her türlü övgü evrenin sahibi Allâh'ındır." diyerek bitirirler.

10/11. İnsanların nimete kavuşmak için acele ettiği gibi, Allâh da onlara ceza vermek için acele etseydi, hemen ölürlerdi. Fakat biz, bir gün huzurumuza çıkacaklarını beklemeyenleri, azgınlıkları içerinde, şaşkın bir halde bırakırız.

10/12. İnsan, başına gelen sıkıntıyı kaldırmamız için, yatarken, otururken veya ayakta iken bize dua eder. O sıkıntıyı kaldırınca da, sanki bize onu kaldırmamız için hiç yalvarmamış gibi davranır. Haddi aşanlara yaptıkları güzel gelir.

10/13. Sizden önce pek çok nesli, peygamberlerin getirdiği belgelere inanmayıp haddi aştıkları için helâk ettik. Biz kâfirleri işte böyle cezalandırırız.

10/14. Sonra da, bakalım nasıl davranacaksınız diye sizi onların yerine getirdik.

10/15. Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğunda, öldükten sonra huzurumuza çıkacağına inanmayanlar, "Ya bize istediğimiz gibi başka bir Kur’ân getir, ya da bunu sen değiştir" dediler. Onlara şöyle de: "Benim, onu kendiliğimden değiştirmem mümkün değildir. Çünkü bunlar Allâh tarafından indirilmiştir; ben de, sadece bana indirilene uyarım. Biliyorum ki, Rabbimin emrine karşı gelirsem, büyük bir günün azabına uğrarım."

10/16. "Eğer Allâh dileseydi Kur’ân’ı bana indirmezdi; ben de size okumazdım. Böylece onu size bildirmemiş olurdu. Kur’ân gelmeden önce de, ben aranızda yıllarca yaşadım. Hâlâ kendiliğimden bir şey uydurmayacağımı anlamıyor musunuz?"

10/17. Allâh adına yalan uydurandan veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Bu kâfirler asla kurtulamazlar.

10/18. Onlar, Allâh'la beraber kendilerine hiçbir zararı ve faydası olmayan putlara tapıyorlar ve "Bunlar bizim için Allâh'a aracılık yapacaklardır" diyorlar. Onlara "Allâh'ın göklerde ve yerde bilmediği bir şefaatçi var da, siz onu Allâh'a mı öğretiyorsunuz. Haşâ! Allâh, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir." de.

10/19. Aslında insanlar aynı inanca sahipti; sonra ayrılığa düştüler. Rabbinin insanların iradesine müdahale etmeyeceğine dair ezelde bir hükmü olmasaydı, ayrılığa düştüğü hususlar daha başlangıçta çözümlenirdi.

10/20. Onlar Peygamber'e, "Rabbinden başka bir mucize gelseydi ya!" diyorlar. Onlara, "Mucize getirmek, Allâh’a aittir. İman etmezseniz Allâh’ın azabını bekleyin, ben de sizinle bekliyorum." de.

10/21. İnsanlara başlarına gelen bir sıkıntıdan sonra nimet verdiğimizde onlar, hemen şimarıp ayetlerimize dil uzatırlar. Onlara, “Allâh'ın cezası çok çabuk gelir. Şüphesiz meleklerimiz, onların yaptıklarını kaydetmektedir.” de!

10/22. Sizi karada ve bindiğiniz gemilerle denizde gezip dolaştıran Allâh'tır. Yolcular,  gemi tatlı bir rüzgârla seyrederken, keyif alırlar. Ama bir fırtına esip her taraftan dalgalar onları kuşatınca, "Rabbimiz, eğer bizi bu felaketten kurtarırsan, nimetin değerini bilenlerden olacağız" diye içtenlikle Allâh'a dua ederler.

10/23. Fakat Allâh, onları sıkıntıdan kurtarınca, yeryüzünde hemen taşkınlık yapmaya başlarlar. Ey insanlar! Taşkınlıklarınızın zararı sizedir. Dünyanın geçici nimetlerine sarılın bakalım! Sonunda bize döneceksiniz ve biz de yaptığınız her şeyi önünüze koyacağız.

10/24. Dünya hayatının durumu, yağmura benzer. İnsan ve hayvanların yedikleri çeşitli bitkiler, bu su ile yetişir. Arazî yeşerip süslenince, sahibi yetişen ürünleri devşirip hasat edeceğini sanır. İşte tam bu sırada gece veya gündüz afetimiz gelip ulaşır da sanki hiçbir şey ekilmemiş gibi ürünleri helâk ederiz. Düşünen bir toplum için ayetlerimizi böyle etraflıca açıklıyoruz.

10/25. Allâh kullarını esenlik yurdu olan Cennet'e çağırmaktadır. İsteyen bu davete uyarak doğru yolu bulur.

10/26. Her işinde Allâh'ın hoşnutluğunu gözetenler için, en güzel ödül olan Cennet, bir de Allâh'ın cemalini seyretmek vardır. Kıyamette onların yüzüne, ne bir kara leke bulaşır, ne de onlar aşağılanır. İşte bunlar cennete girecek ve orada temelli kalacaklardır.

10/27. Günah işleyenlere de, işlediği günahın cezası verilecektir ve onlar aşağılanacaktır. Onları bu durumdan kurtaracak kimse de yoktur. Bunun karşısında yüzleri o kadar asılır ki, sanki gecenin karanlığı yüzlerini kaplamıştır. İşte bunlar cehenneme girecek ve orada temelli kalacaklardır.

10/28. Kıyamet günü, insanların hepsini bir araya getirip sonra müşriklere, "Siz ve ortak koştuklarınız olduğunuz yerde kalın!" deriz. Böylece müşrikleri müminlerden ayırırız. Ortak koştukları putlar onlara şöyle der: "Sizin tapmanızı biz istemedik."

10/29. “Sizinle bizim aramızda Allâh şahit ki, sizin bize taptığınızdan haberimiz yoktur."

10/30. Ahirette herkes, dünyada yaptığının değerini anlar. Sonra onlar gerçek sahipleri olan Allâh'ın huzuruna çıkarılır. Uydurdukları ilâhlar ise kaybolur gider.

10/31. Rasûlüm onlara, "Yerin ve göğün nimetleriyle sizi rızıklandıran kimdir? İşitme ve görme duyularını size veren kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kimdir? Sonuçta evrendeki bütün işleri yönetin kimdir?" diye sorsan onlar, "Allâh’tır" diyecektir. Onlara "Öyleyse hâlâ ona karşı kulluk bilincinde olmayacak mısınız?" de!

10/32. İşte gerçek sahibiniz olan Allâh budur. Haktan uzaklaştıktan sonra, geriye sapıklıktan başka ne kalır? Şimde nasıl oluyor da, haktan yüz çeviriyorsunuz?

10/33. Doğru yoldan çıkanlar, iman etmedikleri için, Rabbinin azabını hak etmişlerdir.

10/34. Onlara şöyle de: "Allâh'a ortak koştuğunuz ilahlar arasında, canlıları yoktan var eden ve öldükten sonra tekrar diriltecek olan var mı?". "Canlıları yoktan var eden ve öldükten sonra tekrar diriltecek olan Allâh'tır. Buna rağmen nasıl da haktan yüz çeviriyorsunuz!"

10/35. "Allâh'a ortak koştuğunuz ilâhlardan, doğru yolu bulan var mı?". "Doğru yolu gösteren Allâh'tır. Onu gösteren Allâh’a mı, yoksa kendi başına onu bulamayan putlarınıza mı uymak daha uygundur? Siz hâlâ nasıl oluyor da, putların tanrı olduğuna hüküm veriyorsunuz."

10/36. Onların çoğu yalnız zanna uyarlar. Oysa zan, gerçeğin yerini asla tutmaz. Şüphesiz Allâh, onların yaptıklarını çok iyi bilir.

10/37. Bu Kur’ân Allâh tarafından indirilmiş olup, başkası tarafından uydurulmuş değildir. O, kendinden önceki kitapları tasdik eder ve Allâh'ın hükümlerini açıklar. Kur’ân’ın, evrenin sahibi Allâh tarafından indirildiğinde hiçbir şüphe yoktur.

10/38. Yoksa onlar Kur’ân'ı Muhammed'in uydurduğunu mu söylüyorlar. Onlara, "İddiadınızda samimiyseniz, Allâh'tan başka dilediğinizi yardıma çağırın da, onun benzeri bir sûre getirin!" de.

10/39. Kendilerine açıklaması gelmeden ve mahiyetini anlamadan Kur’ân'ı yalanladılar. Öncekiler de böyle yapmıştı. Onların durumlarına bak da, zalimlerinin sonunun nasıl olduğunu gör.

10/40. Onlardan Kur’ân'a inanacaklar da, inanmayacaklar da vardır. Rabbin bozguncuları çok iyi bilir.

10/41. Müşrikler seni yalanlamakda ısrar ederlerse, onlara şöyle de: "Ben de, siz de herkes kendi yaptığının karşılığını göreceksiniz. Ne siz benim, ne de ben sizin yaptığınızdan sorumluyum."

10/42. Onların bir kısmı, seni dinlemek ister; işte onlara anlat. Çünkü sen, kulağını gerçeklere kapamış düşüncesiz kişilere duyuramazsın.

10/43. Onlardan bir kısmı, senin sözlerine bakar; işte onlara hakikati göster. Çünkü sen, gözlerini gerçeklere kapamış basîretsiz kişilere doğru yolu gösteremezsin.

10/44. Allâh insanlara hiçbir şekilde haksızlık etmez; fakat onlar kendilerine haksızlık ederler.

10/45. Allâh onların hepsini kıyamet günü huzurunda toplayacaktır. Onlara, dünyada yaşadıkları süre, gündüzün bir vaktinde birbirleriyle ayaküstü konuşup tanışacak kadar kısa gelir.  Allâh'ın huzuruna çıkacağına inanmayanlar zarar etmişlerdir. Çünkü onlar doğru yolda değillerdir.

10/46. Yaptığımız tehditlerin bir kısmının onların başına geldiğini ya görürsün, yada görmeden ölürsün. Fakat sonunda onlar bize döneceklerdir. Allâh, onların yaptıklarına tanıktır.

10/47. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Kıyamet günü, herkesin peygamberi tanıklık yapmak üzere yanlarına gelince, aralarında adaletle hüküm verilecek, hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

10/48. Kâfirler, alaylı bir tavırla, "Eğer doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman gelecektir?" diyorlar.

10/49. Onlara şöyle de: "Allâh istemezse ben kendime bile ne zarar, ne de fayda verebilirim. Her ümmet için bir süre belirlenmiştir. Süreleri sona erince, ne bir an ileri, ne de geri alabilirler."

10/50. "Allâh'ın azabı gece veya gündüz ansızın başınıza gelse, ne yaparsınız? Kâfirler niçin bunun hemen gelmesini istiyorlar."

10/51. “Azap geldikten sonra mı Allâh’a inanacaksınız?!” Kâfirler azabı görünce, "Şimdi miydi?" derler. Onlara "Evet! Hani, onun hemen gelmesini istiyordunuz" denir.

10/52. Sonra o zalimlere şöyle denilecektir: “Sonsuz azabı tadın bakalım! Size verilen ceza, yalnız kendi yaptıklarınızın karşılığıdır.”

10/53. Sana o azabın gerçek olup olmadığını soruyorlar. Sen de onlara "Evet, Rabbime yemin olsun ki gerçektir. Siz de bundan asla kurtulamayacaksınız." de!

10/54. Kâfirler, yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kıyamet günü kendilerini kurtarmak için bunları fidye olarak vermek isterler. Azabı görünce, pişmanlık ateşi onları yakacaktır. O gün hiç bir haksızlık yapılmadan aralarında adaletle hükmedilecektir.

10/55. Dikkat edin! Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allâh'tır. Şüphesiz Allâh'ın vaadi gerçektir. Fakat onların pek çoğu bunun farkında değildir.

10/56. Dirilten de, öldüren de Allâh’tır. Sonunda hepiniz ona döneceksiniz.

10/57. Ey İnsanlar! Rabbinizden size Kur’ân gelmiştir. O bir öğüt, kalplerdeki nifak ve şirk hastalığına şifadır; doğru yolu gösterir ve müminler için bir nimettir.

10/58. Onlara şöyle de: “Allâh'ın bir ikramı olan bu Kur’ân'la sevinsinler. Bu, onların topladıkları dünyalıktan çok daha hayırlıdır.”

10/59. “Neden Allâh'ın size verdiği rızkın bir kısmını kendi düşüncenize göre haram, bir kısmını da helal kabul ediyorsunuz?” “Bu konuda Allâh size yetki mi verdi, yoksa onun adına yalan mı uyduruyorsunuz?”

10/60. Allâh adına yalan uyduranlar, ahirette kendilerine iyi davranılacağını mı sanıyorlar? Doğrusu Allâh, insanlara çok ikram eder. Fakat onların çoğu, bu nimetin kıymetini bilmezler.

10/61. Ey Peygamber! İçinde bulunduğun her duruma, Kur’ân’ı tebliğ husundaki gayretine, senin ve ümmetinin özveriyle yaptığı her şeye şahidiz. Çünkü yerde ve gökte zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Hatta bundan daha küçük veya büyük olsun, her şey açık bir şekilde kayıt edilmektedir.

10/62. Bilin ki, Allâh'ın dostları ne korkacak ne de üzülecektir.

10/63. Çünkü onlar iman edip Allâh'a karşı kulluk bilincinde olan kimselerdir.

10/64. Onlar hem dünyada, hem de ahirette sevinecektir. Çünkü Allâh'ın sözünde hiç bir değişiklik olmaz. İşte bu büyük bir başarıdır.

10/65. Bu nedenle onların sözü seni üzmesin. Doğrusu her türlü üstünlük Allâh'ındır. O her şeyi hakkıyla işitir ve bilir.

10/66. Unutmayın ki, göklerde ve yerde olan her şey Allâh'ındır. Allâh’la birlikte putlara tapanlar, gerçekte bir şeye uymuyorlar; onlar sadece zanlarına göre hareket ediyor ve yalan söylüyorlar.

10/67. Dinlenmeniz için geceyi karanlık ve çalışmanız için de gündüzü aydınlık yapan Allâh'tır. Şüphesiz bunlarda, gerçeklere kulak veren bir toplum için dersler vardır.

10/68. Onlar, "Allâh'ın oğlu vardır" dediler. Hâşâ! Onun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Zaten göklerde ve yerdeki her şeyin sahibi odur. Allâh'ın çocuk edindiğine dair hiç bir deliliniz yoktur. Bilmediğiniz şeyleri ne diye Allâh'a isnat ediyorsunuz.

10/69. Sen onlara, "Allâh adına yalan uyduranlar asla kurtulamazlar." de.

10/70. Onlar, dünyanın geçici nimetlerinden bir süre daha yararlanacak, sonra hesap vermek üzere bize döneceklerdir. Biz de, inkâr ettikleri için onlara, şiddetli azabı tattıracağız.

10/71. Sen onlara Nuh'un kıssasını anlat! Nuh halkına şöyle demişti: "Ey halkım, peygamber olmam ve Allâh'ın ayetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa, elinizden geleni yapın! Çünkü ben, sadece Allâh'a güvenip dayanıyorum. Ortaklarınızla birlikte ne yapacağınıza artık karar verin de, içinizde bir ukde kalmasın. Sonra da, bana fırsat vermeden yapacağınızı yapın."

10/72. "Allâh'ın ayetlerinden yüz çevirirseniz çevirin; ben sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim ödülümü Allâh verecektir. Bana müslüman olmam emredildi."

10/73. Bu uyarılara rağmen halkı Nuh'u yalanladı. Biz de, âyetlerimizi yalanlayanları suda boğduk; onu ve onunla gemide olanları ise, kurtararak onların yerlerine geçirdik. Uyarılardan ibret almayanların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

10/74. Sonra Nuh'un ardından pek çok peygamber gönderdik. Onlar, kendi halkına belgeler getirdiler. Fakat başta yalanladıklarına bir daha inanmadılar. Haddi aşanlar, gerçeklere kalplerini böyle kaparlar.

10/75. Bunların ardından Mûsâ ve Hârûn'u mucizelerimizle  Firavun ve adamlarına gönderdik. Fakat onlar, kibirlenip iman etmediler ve kâfir oldular.

10/76. Onlara katımızdan gerçek bir mucize gelince, "Bu düpedüz bir sihirdir." dediler.

10/77. Bunun üzerine Mûsâ, "Size bir mucize gösterilince, ona sihir mi diyorsunuz? Oysa sihirbazlar asla başarılı olmazlar." dedi.

10/78. Onlar ise, "Bizi atalarımızın gittiği yoldan çevirmek ve ülkede hakimiyeti elinize geçirmek için mi geldiniz. Biz sizin ikinize de inanmıyoruz." dediler.

10/79. Firavun, "Hünerli sihirbazların hepsini bana getirin!" dedi.

10/80. Sihirbazlar gelince Musâ onlara, "Ne hüneriniz varsa ortya koyun!" dedi.

10/81. Hünerlerini ortaya koyunca Musâ onlara şöyle dedi: "Sizin yaptığınız, sihirden başka bir şey değildir. Şüphesiz Allâh yaptığınız sihri boşa çıkaracaktır. Çünkü Allâh, bozguncuları başarıya ulaştırmaz."

10/82. "Kâfirler istemeseler de Allâh, ayetleriyle gerçekleri ortaya koyacaktır."

10/83. Firavun ve adamlarının baskısından korktuğu için Musâ'nın halkından çok az insan iman etmişti. Çünkü Firavun, orada zorba ve aşırı giden biriydi.

10/84. Mûsâ, "Ey halkım! Allâh'a inanıp teslim olduysanız, sadece ona güvenip dayanın." dedi.

10/85. Bunun üzerine onlar şöyle dedi: "Biz Allâh'a güvenip dayandık. Rabbimiz! Bizi zalimlerin baskısına maruz bırakma!"

10/86. "Bizi rahmetinle şu kâfirlerin elinden kurtar!"

10/87. Mûsâ ve kardeşine, "Halkınız için Mısır'da bazı evleri sığınak edinin, buraları karşılıklı yaparak birbirinize destek olun! Müminlere kurtulacaklarını müjdele!" diye vahyettik.

10/88. Mûsâ şöyle dedi: "Ey Rabbimiz! Firavun ve adamlarına dünyada birçok mal ve ihtişam verdin. Rabbimiz! Onlar da bu malla insanları senin yolundan saptırıyorlar. Rabbimiz! Onların mallarını yok et ve kalplerine sıkıntı ver! Çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler.”

10/89. Allâh, "İkinizin de duası kabul olmuştur. Siz doğru olmaya devam edin ve gerçekleri bilmeyenlerin yoluna uymayın!" buyurdu.

10/90. Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu haksız ve saldırgan bir şekilde onların peşine düştü. Denizde boğulmak üzere iken Firavun, "Ben İsrâiloğullarının inandığı ilâhtan başka ilâh olmadığına iman ettim ve artık ben ona teslim oldum." dedi.

10/91. Demek şimdi inıyorsun? Hâlbuki sen, bu zamana kadar bozgunculuk yaparak isyan edip duruyordun.

10/92. Biz de bugün, geride kalanlara ibret olsun diye senin cesedini denizden çıkaracağız. Çünkü insanların pek çoğu kudretimizin delillerinden habersizdirler.

10/93. Elbette biz İsrâiloğullarını güzel bir yere yerleştirdik ve onları helâl ve temiz nimetlerle rızıklandırdık. Buna rağmen onlar, kendilerine Tevrat geldikten sonra, görüş ayrılığına düştüler. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, onların tartıştığı her konuda hüküm verecektir.

10/94. Eğer sana indirdiğimiz peygamber kıssalarıyla ilgili bilgiden şüphe ediyorsan, senden önce kitap verdiğimiz kimselerin bilginlerine sor. Sana rabbinden, gerçekleri açıklayan Kur’ân gelmiştir. O halde şüphe edenlerden olma!

10/95. Sakın Allâh'ın ayetlerini yalanlama! Sonra ziyan edenlerden olursun.

10/96. Rabbinin azabını hak edenler, iman etmezler.

10/97. Her türlü mucize gelse de onlar, can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler.

10/98. Haklarında azap kesinleştiği halde iman edip de o azaptan kurtulan, sadece Yunus’un halkıdır. İman edince, alçaltıcı azabı onlardan kaldırdık ve onları belli bir süre dünya nimetlerinden yararlandırdık.

10/99. Rabbin dileseydi yeryüzünde herkes iman ederdi. Allâh serbest bıraktığı halde sen insanlara, mümin olmaları için baskı mı yapacaksın?

10/100. Allâh insanlara akıl ve irade verip serbest bırakmasaydı, kimse iman edemezdi. Allâh akıllarını kullanmayanlara azap edecektir.

10/101. Rasulüm sen onlara, "Göklerde ve yerde olup bitenlere bakıp ibret alın." de. Fakat göklerde ve yerdeki Allâh'ın varlığının delilleri ve uyarılar inanmayanlara fayda vermez.

10/102. İnanmayanlar, öncekilerin başına gelen azabın benzerini mi bekliyorlar!  Onlara, "Bekleyin bakalım! Ben de sizinle bekliyorum!" de.

10/103. Azap gelince peygamberlerimizi ve iman edenleri de kurtarırız. Müminleri kurtarmak bizim üzerimize düşen bir görevdir.

10/104. Onlara şöyle de: "Ey insanlar! Siz benim samimiyetimden şüphe ediyorsunuz; ama ben, Allâh'ın dışında taptıklarınıza değil, benim ve sizin hayatı ve ölümü elinde olan Allâh’a kulluk ederim. Çünkü bana müminlerden olmam emredildi."

10/105. "Bir de bana, hakka yönelen bir kişi olarak kendimi dine adamam ve müşriklerden olmamam emredildi."

10/106. "Ayrıca bana, ‘Allâh'tan başkasına ibadet etme, çünkü onların sana ne fayda, ne de zarar verebilirler’ Eğer bunu yaparsan, zalimlerden olursun’ dendi."

10/107. Allâh sana bir sıkıntı verirse, Allâh’tan başkı kimse onu kaldıramaz. Fakat Allâh sana bir nimet vermek isterse, ona kimse engel olamaz. Allâh, dilediği kuluna ikramda bulunur. Doğrusu Allâh, günahları çok bağışlar ve merhamet eder.

10/108. Onlara şöyle de: "Ey insanlar! Rabbinizden size gerçekleri bildiren Kur’ân gelmiştir. Doğru yola giren, faydasını, çıkan da zararını kendisi görür. Ben sizin sorumluluğunuzu yüklenemem."

 

10/109. Ey Peygamber! Allâh hükmünü verinceye kadar sabırla sana indirilen Kur’ân’a uy! Allâh, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.