İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

011. Hûd Sûresi

11/1. Elif. Lâm. Râ. Bu Kur’ân, ayetleri açık ve kesin olan bir kitaptır. Onun ayetleri her şeyi yerli yerince yapan ve her şeyden haberdar olan Allâh tarafından açıklanmıştır.

11/2. Râsûlüm şöyle de: "Yalnız Allâh'a kulluk edin! Ben size, onun tarafından gönderilen, uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamberim."

11/3. "Rabbinizden bağışlanma dileyin ve günahlardan vaz geçip ona yönelin. Eğer böyle yaparsanız Allâh, ölünceye kadar sizi güzel nimetler içinde yaşatacak, ahirette ise erdemli olan her kese ödülünü verecektir. Fakat bu öğütlere uymazsanız, büyük günün azabına uğrarsınız."

11/4. Sonunda hesap vermek üzere Allâh’a döneceksiniz. Onun her şeye gücü yeter.

11/5. Onlar içlerinden geçeni Allâh'tan gizlemek istiyorlar. Her ne kadar örtmeye çalışsalar da, Allâh onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir. Çünkü Allâh, kalplerde gizleneni çok iyi bilir.

11/6. Yeryüzündeki bütün canlıların rızkını veren Allâh’tır. Allâh onların, dünyada ve kabirde ne kadar kalacağını çok iyi bilir. Bunların hepsi açık bir şekilde kayıtlıdır.

11/7. Allâh, hanginizin daha güzel işler yapacağını sınamak üzere, suya hükmederek yaşayabileceğiniz şekilde yeri ve atmosferi altı evrede yaratmıştır. Kâfirlere, "Öldükten sonra siz de yeniden böyle yaratılacaksınız" desen, onlar "Bu söz büyüleyici fakat aslı yoktur" cevabını verirler.

11/8. Biz onların hak ettiği azabı belirli bir süre geciktirsek, "Hani azap gelecekti. Buna ne engel oldu?" derler. Alay konusu yaptıkları o azap, bir gün inkarcıları çepeçevre kuşatacak ve bir daha onlardan ayrılmayacaktır.

11/9. Biz insana bir nimet verip, sonra da onu geri alsak o, hemen ümitsizliğe düşüp nankörlük eder.

11/10. Ama başına gelen bir sıkıntıdan sonra nimet versek, bunu kendinden bilip "Kötülükler benden uzaklaştı" der ve çok geçmeden şımarıp ve böbürlenmeye başlar.

11/11. Ancak sabredip yararlı işler yapanlar şımarmazlar. İşte onlar için, bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.

11/12. Müşriklerin, "Ona bir hazine indirilmesi veya beraberinde bir meleğin gelmesi gerekmez miydi?" sözlerinden üzüldüğün için, sana vahyedilenlerin bir kısmını tebliğ etmekten geri mi duracaksın? Hayır, sen sadece bir uyarıcısın. Allâh ise her kese layık olduğu karşılığı verecektir.

11/13. Yoksa onlar, "Kur’ân'ı Peygamber kendi uyudurdu." mu diyorlar? Onlara, "Eğer iddianızda samimi iseniz, Allâh'tan başka ulaşabileceğiniz herkesi yardıma çağırın da onunkine benzer on sure uydurun." de.

11/14. Allâh’ın dışında çağırdıklarınız sizin yardım isteğinize cevap veremeyeceklerine göre; Kur’ân’ın, kendinden başka ilâh olmayan Allâh tarafından indirildildiğini kabul edin. Hala ona teslim olmayacak mısınız?

11/15. Sadece dünya hayatını ve zenginliğini isteyenlere, çalıştıklarının karşılığını, eksiltmeden veririz. Bu konuda onlar hiçbir zarar görmeyeceklerdir.

11/16. Ahirette onlar için sadece Cehennemden vardır. Dünyada yaptıkları ahirette boşa gidecektir. Zaten yaptıklarının hiç bir değeri yoktur.

11/17. Buna karşılık müminler, Rablerinden kendilerine indirilen mesaja uyarlar. Onların doğru yolda olduklarını, Allâh’ın şahit olarak indirdiği Kur’ân ve Mûsâ'ya kılavuz ve rahmet olarak indirilen Tevrat desteklemektedir. Kur’ân'a gerçekten inananlar, işte böyledir. Onu inkâr edenlerin gidecekleri yer ise, Cehennemdir. Kur’ân’ın Rabbinden geldiğinde şüphen olmasın; fakat insanların pek çoğu ona iman etmez.

11/18. Allâh adına yalan uyduranlardan daha zalim kim olabilir? O zalimler Rablerinin huzuruna getirildiğinde, şâhitler "Bunlar uydurdukları yalanı rablerine isnat ettiler." diyeceklerdir. İşte bu zalimler Allâh'ın rahmetinden uzaktır.

11/19. Onlar, insanları Allâh'ın yolundan alıkor ve o yolu eğri göstermek isterler. Zaten bunlar, ahirete de inanmazlar.

11/20. Allâh dünyada iken onları cezalandırmak isteseydi, ondan kurtulamazlardı. Onların, kendilerini Allâh'a karşı koruyacak hiçbir dostu da yoktur. Gerçekleri işitmeye ve görmeye tahammülleri olmadığı için azapları katlanacaktır.

11/21. İşte bunlar kendilerine yazık etmişlerdir. Uydurdukları ilâhlar da artık onları terk etmiştir.

11/22. Şüphesiz onlar, ahirette en çok zarara uğrayanlardır.

11/23. Fakat iman edip yararlı işler yapan ve Rablerine gönülden bağlı olanlar Cennete girecek ve orada temelli kalacaklardır.

11/24. Kâfirlerle müminlerin durumu, kör ile görenin, sağır ile işitenin durumu gibidir. Bunlar birbirine hiç denk olur mu? Hâla düşünmeyecek misiniz?

11/25. Biz Nuh'u, halkına peygamber olarak gönderdik. O da halkına şöyle dedi: "Şüphesiz ben, size gönderilen apaçık bir uyarıcıyım."

11/26. "Allâh'tan başkasına kulluk etmeyin! Aksi halde başınıza can yakıcı bir azabın geleceğini biliyorum."

11/27. Nuh’un halkından ileri gelen inkârcılar, "Sen de bizim gibi bir insansın. Sana uyanların, halkımızın aşağı tabakasından olduğunu görüyoruz. Üstelik sizin, bize bir üstünlüğünüz de yoktur. Açıkçası biz sizin yalancı olduğunuzu düşünüyoruz." dediler.

11/28. Bunun üzerine Nuh şöyle dedi: "Ey halkım! Ben Rabbimden gelen bir delile dayanıyorum. O bana peygamberlik vermiştir. Siz ise bunları göremiyorsunuz. Şimdi istemediğiniz halde sizi iman etmeye zorlayacağımı mı düşünüyorsunuz?"

11/29. "Ey halkım! Bu tebliğimden dolayı sizden bir karşılık istemiyorum. Ben ödülümü sadece Allâh'tan bekliyorum. İsteğinize uyarak iman edenleri yanımdan kovamam. Çünkü onlar Rablerinin huzuruna çıkınca bu imanlarıyla kurtulacaktır. Ben sizin gerçekleri kavramayan cahil bir halk olduğunuzu düşünüyorum."

11/30. "Ey halkım! Onları yanımdan kovarsam, Allâh'ın huzurunda beni kim savunabilir? Bunu düşünmüyor musunuz?"

11/31. "Ben size 'Allâh'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum, gaybı da bilmem. Melek olduğumu da iddia etmiyorum. Aksine küçük gördüğünüz kimseler hakkında, ‘Allâh’ın hayır vereceği kişiler bunlar olabilir’ diyorum. Onların içlerinden ne geçirdiklerini en iyi, Allâh bilir. Eğer istediğinizi yaparsam, zâlimlerden olurum."

11/32. Bunun üzerine onlar, "Ey Nûh! Bizimle çok tartışıyorsun. Eğer doğru söylüyorsan, tehdit ettiğin azabı getir!" dediler.

11/33. Nuh onlara şöyle cevap verdi: "Allâh isterse o azabı size getirir ve siz de ona engel olamazsınız."

11/34. "Siz azgınlığı tercih ettiğiniz için, benim öğüdüm size fayda vermez. Sizin sahibiniz odur ve sonunda hesap vermek üzere ona döneceksiniz."

11/35. Yoksa onlar "Bu sözleri Nuh uydurdu" mu diyorlar? Onlara, "Eğer onu ben uydurduysam günahı benimdir. Doğru söylüyorsam, siz günâhkarsınız, ben ise günahkâr kâfirlerin yaptığından uzağım." de.

11/36. Bunun üzerine Nuh'a şöyle vahyedildi: "Halkından, daha önce iman edenlerin dışında kalanlar artık inanmayacaktır. O halde onların yaptıklarından dolayı üzülme!"

11/37. "Gözetimimiz altında ve öğrettiğimiz şekilde bir gemi yap! Bundan sonra zalimler hakkında benden bir şey isteme! Çünkü onlar boğulacaklar."

11/38. Nuh gemiyi yaparken, halkının ileri gelenleri oradan geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı.  Bunun üzerine Nuh onlara şöyle dedi: "Bizimle alay edin bakalım! Sizin alay ettiğiniz gibi bir gün biz de sizinle alay edeceğiz."

11/39. "İşte o zaman rezil edici ve kalıcı azabın kime geleceğini anlayacaksınız."

11/40. Tufan emri verilip yeryüzünde sular kaynayarak taşmaya başlayınca ona, "Her canlıdan bir çift ve ailen ile iman edenleri gemiye al! Fakat ailenden hakkında azap hükmü verilenleri alma!" dedik. İman edip de gemiye binenlerin sayısı çok azdı.

11/41. Nûh, "Gemiye yüzmesi ve durması elinde olan Allâh'ın adıyla binin! Şüphesiz Rabbim, çok bağışlar ve merhamet eder." dedi.

11/42. Gemi dağlar gibi dalgalar arasında yüzerken Nuh, müminlerden ayrılan oğluna, "Yavrucuğum! Gemiye bin, sakın kâfirlerle beraber olma." dedi.

11/43. Oğlu, "Ben boğulmaktan korunmak için bir dağa sığınırım." deyince Nûh, "Allâh'ın merhamet ettiklerinin dışında bugün hiç kimse bu tufandan kurtulamayacaktır." diye uyardı. Tam o sırada aralarına dalga girdi ve oğlu da boğulup gitti.

11/44. Kâfirler boğulduktan sonra, "Ey yer, suyunu çek, ey gök sen de yağmurunu durdur!" denildi. Sular çekildi, Allâh'ın emri yerine geldi, gemi de Cûdî'ye oturdu. Zalimlere, "Allâh'ın rahmetinden uzak olun!" denildi.

11/45. Nûh, Rabbine "Rabbim, şüphesiz oğlum ailemin bir ferdidir. Gerçi senin vaadin haktır ve sen, her şeyi yerli yerince yaparsın; ama onu da bağışlasan..." diye yalvardı.

11/46. Allâh, "Ey Nûh! O sana iman etmediği için böyle dua etmen doğru değildir. Doğru olmayan şeyi benden isteme. Cahilce davranmaktan seni uyarıyorum." dedi.

11/47. Bunun üzerine Nûh, "Doğru olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen ziyana uğrayanlardan olurum." diye özür diledi.

11/48. Nûh'a, "Sen ve gemide seninle birlikte olanlar, barış, güvenlik ve bolluk müjdesiyle karaya çıkın! İleride senin neslinden inanmayan insanlar olacaktır. Biz onları da dünya nimetlerinden yararlandıracağız. Sonra onlar inkâr ettikleri için, can yakıcı azaba uğrayacaklardır." denildi.

11/49. Bu kıssalar, sana vahyettiğimiz bilinmeyen olaylardır. Nitekim bunları, ne sen, ne de halkın daha önce biliyordu. Sen de Nûh gibi halkının yaptıklarına sabret! Çünkü sonunda, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlar kazanacaktır.

11/50. Âd halkına, kardeşleri Hûd'u peygamber olarak gönderdik. O da şöyle dedi: "Ey halkım! Kendinden başka ilâh olmayan Allâh'a kulluk edin! Şu anda siz, sahte ilâhlara tapıyorsunuz."

11/51. "Ey halkım! Tebliği etmeme karşılık sizden bir şey istemiyorum. Ödülümü, beni yaratan Allâh verecektir. Düşünmüyor musunuz?"

11/52. "Ey halkım! İnkârı bırakıp ona yönelin ve Rabbinizden bağışlanma isteyin. Böyle yaparsanız, Allâh size bereketli yağmur gönderir ve gücünüze güç katar. İnkar ederek Allâh'ın emirlerinden yüz çevirmeyin."

11/53. Halkı ona şöyle dedi: "Ey Hûd! Sen bize açık bir mucize göstermedin. Onun için, senin sözünle biz ilahlarımızdan vaz geçmeyeceğiz. Çünkü biz sana güvenmiyoruz."

11/54. "Bize göre seni tanrılarımızdan biri fena çarpmıştır." Bunun üzerine Hûd onlara şöyle cevap verdi: "Allâh’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki, sizin taptıklarınıza ben asla tapmam."

11/55. "Gücünüz yetiyorsa Allâh'tan başka herkesi çağırıp bana istediğiniz tuzağı kurun ve hiç fırsat da vermeyin."

11/56. "Bana bir şey yapamazsınız. Çünkü ben, sizin ve benim rabbim olan Allâh'a güvenip dayanıyorum. Her canlının hayatı onun elindedir. Şüphesiz en doğrusu Rabbimin yoludur."

11/57. "Sizin yüz çevirmenizin bana bir zararı olmaz. Çünkü ben peygamberlik görevimi yerine getirdim. Rabbim dilerse yerinize başka bir halk getirir ve siz de ona engel olamazsınız. Rabbim her şeyi gözetir."

11/58. Azabımız gelince, biz Hûd'u ve onunla birlikte iman edenleri merhamet ederek şiddetli bir azaptan kurtardık.

11/59. Âd halkı, Rablerinin hem ayetlerini inkâr ettiler, hem de peygamberlerine karşı geldiler. Böylece inatçı zorbaların isteklerine uymuş oldular.

11/60. Onlar hem bu dünyada, hem de ahirette Allâh'ın rahmetinden uzak oldular. Evet, şüphesiz Âd halkı Rablerini inkâr etti. Böylece Hûd'un halkı Âd, tarihin derinliklerine gömülüp gitti.

11/61. Semûd halkına da kardeşleri Sâlih'i peygamber olarak gönderdik. O da halkına şöyle dedi: "Ey halkım! Kendisinden başka ilâh olmayan Allâh'a kulluk edin! O sizi topraktan yarattı ve orayı imar etmekle görevlendirdi. Ondan bağışlanma dileyin ve günahlardan vaz geçip ona dönün. Çünkü Rabbim, insana çok yakındır ve duaları kabul eder."

11/62. Onlar, "Ey Sâlih! Daha önce sen, aramızda güvenilen bir kişiydin. Sana ne oldu da, babalarımızın putlarına tapmayı bize yasaklıyorsun. Artık biz, senin davet ettiğin şeyin doğru olduğundan şüphe ediyoruz." dediler.

11/63. Sâlih onlara şöyle dedi: "Ey halkım! Ben Rabbimden gelen bir delile dayanıyorum. O bana peygamberlik vermiştir. İsyan edersem, Allâh'ın azabından beni kim koruyabilir. Sizin dediklerinizi yapmak bana ancak zarar verir."

11/64. "Ey halkım! Bu size mucize olarak Allâh'ın gönderdiği bir devedir. Onu bırakın otlaklarda yayılsın. Ona bir kötülük yapmayın, yoksa sizi hemen bir azap yakalar."

11/65. Fakat onlar deveyi kestiler. Bunun üzerine Sâlih, "Yurdunuzda iki-üç gün daha yaşayın bakalım. Sonunda azap mutlaka gelecektir." dedi.

11/66. Azabımız gelince Sâlih'i ve onunla birlikte inananları, merhametimizle o günün azabından kurtardık. Şüphesiz Rabbin çok güçlü ve her şeyden üstündür.

11/67. Korkunç bir gürültüyle gelen deprem onları yakalayınca yurtlarında cansız olarak yığılıp kaldılar.

11/68. Semûd halkı sanki orada hiç yaşamamıştı. Doğrusu onlar Rablerini inkâr etmiş ve tarihten silinip gitmişlerdir.

11/69. Meleklerimiz İbrâhîm'e müjde vermek üzere geldiğinde önce selâm verdiler; o da selamlarını aldı. Beklemeden kızartılmış körpe bir dana getirip onlara ikram etti.

11/70. İbrâhîm onların yemediğini görünce yadırgadı ve içine bir korku düştü. Onlar "Korkma, biz aslında Lût halkını helak etmek için gönderildik." dediler.

11/71. Bu sırada yanlarında duran İbrâhîm'in eşi konuşmaları işitince güldü. Bunun üzerine melekler aracılığıyla, İbrahim’in karısına İshak'ı ve İshak'ın çocuğu Yâkub'u müjdeledik.

11/72. İbrâhim'in karısı, "Olacak şey değil! Ben menapoza giren birisiyim, kocam da çok yaşlı! Çocuğumuz nasıl olacak? Bu şaşılacak bir şey!" dedi.

11/73. Melekler, "Allâh'ın işine mi şaşıyorsun? Onun rahmeti, bereketi üzerinize olsun, ey hane halkı! O her türlü övgüye layıktır ve çok cömerttir." dediler.

11/74. İbrahim'in korkusu gidip, kendisine de çocuğunun olacağı müjdesi verilince rahatladı ve Lût halkının kurtulması için meleklerle tartışmaya başladı.

11/75. Çünkü İbrâhîm, çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve Allâh'a yönelen biriydi.

11/76. Melekler ona şöyle dedi: "Ey İbrâhim, bu isteğinden vazgeç! Çünkü Rabbinin hükmü kesinleşmiştir, onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap gelecektir."

11/77. Meleklerimiz Lût'a gelince o, halkının yüzünden sıkıntıya düştü, göğsü daraldı. Sonra da, "Bugün, çok çetin bir gündür." dedi.

11/78. Daha önce homoseksüelliği alışkanlık haline getiren Lut halkı, müsafirlerle bu çirkin emellerini gerçekleştirmek için hemen Lût'a geldiler. Lût onlara, "Ey halkım! Ümmetimin kadınlarıyla evlenmek sizin için çok daha iyidir. Allâh'a karşı kulluk bilincinde olun da, beni müsafirlerime rezil etmeyin! İçinizde aklı başında bir adam yok mu?" dedi.

11/79. Onlar, "Amacımızın kadınlar olmadığını sen de biliyorsun. Çünkü sen bizim ne istediğimizin pek alâ farkındasın." dediler.

11/80. Lût, "Keşke sizi bu çirkin işten vazgeçirecek gücüm veya sığınabileceğim sağlam bir dayanağım olsaydı!" dedi.

11/81. Bunun üzerine melekler şöyle dedi: "Ey Lût! Biz rabbinin gönderdiği melekleriz. Onlar asla sana zarar veremeyecektir. Geceleyin  ailenle çık git! Karından başka hiç kimse geride kalmasın. Onlara gelecek azap, eşini de helak edecektir. Azap sabahleyin gelecektir. Sabah yakın değil mi?"

11/82. Azap göndererek oranın altını üstüne getirdik, üzerlerine peş peşe taş yağdırdık.

11/83. Her bir taşın kime isabet edeceği Rabbin tarafından belirlenmiştir. Zalimler azaptan kurtulamazlar.

11/84. Medyen halkına kardeşleri Şuayb'ı peygamber olarak gönderdik. O da şöyle dedi: "Ey halkım! Kendisinden başka bir ilâh olmayan Allâh'a kulluk edin. Ölçü ve tartıda eksiklik yapmayın. Ben sizin varlıklı olduğunuzu görüyorum. Fakat böyle yapmaya devam  ederseniz sizi kuşatacak bir azabın başınıza geleceğini biliyorum."

11/85. "Ey halkım! Ölçü ve tartıyı tam olarak yapın; insanların mallarını eksik vermeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!"

11/86. "Eğer inanıyorsanız, Allâh'ın helal kıldığı şey sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben sizi koruyamam."

11/87. Halkı, "Ey Şuayb! Senin dinin, atalarımızın taptıklarına tapmayı ve mallarımızı istediğimiz gibi kullanmayı mı yasaklıyor? Aslında sen yumuşak huylu ve aklı başında birisin." dediler.

11/88. Şuayb şöyle cevap verdi: "Ey halkım! Ben Rabbimden gelen bir delile dayanıyorum. O bana peygamberlik vermiştir. Size yasakladığım bir şeyi kendim de yapmam. Gücümün yettiği kadar, sizin iyi insan olmanız için çalışacağım. Bunu ancak Allâh'ın yardımıyla başarabilirim. Bu sebeple yalnız ona güvenip dayanıyor ve sadece ona yöneliyorum. Bu durumda ne diyeceksizin?"

11/89. "Ey halkım! Bana düşmanlık yaparsanız, Nuh, Hûd veya Sâlih halkının başına gelenlerin bir benzeri sizin de başınıza gelir. Üstelik Lût halkı sizden o kadar da uzak değildir."

11/90. "Rabbinizden bağışlanma dileyin, günahlarınızdan vaz geçip ona yönelin. Çünkü Rabbim, çok merhametlidir ve kullarını çok sever."

11/91. Halkı, "Ey Şuayb! Sen içimizden zayıf biri olduğun halde, nasıl böyle cesur konuştuğunu anlamıyoruz. Akrabalarının hatırı olmasaydı, seni buradan kovardık. Üstelik senin bize karşı bunu engelleyecek bir gücün de yoktur." dediler.

11/92. O da şöyle cevap verdi: "Ey halkım! Sizin için akrabalarım, Allâh'tan daha mı değerli ki, onların hatırı için beni serbest bırakıyorsunuz da Allâh’ın emirlerine sırt çeviriyorsunuz? Şüphesiz Rabbim, yaptığınız her şeyi çok iyi bilir."

11/93. "Ey halkım! Siz inancınızın gereğini yapın! Biz de inancımızın gereğini yapacağız! Rezil edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu sonunda anlayacaksınız. Bekleyin, ben de sizinle bekliyorum."

11/94. Azabımız gelince Şuayb'ı ve onunla birlikte inananları merhametimizle kurtardık. Korkunç bir gürültüyle gelen deprem zalimleri yakaladı ve onlar yurtlarında cansız olarak yığılıp kaldılar.

11/95. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Doğrusu Medyen halkı da, Semûd halkı gibi, tarihten silinip gitmiştir.

11/96. Biz, Musâ'yı da mucizelerimizle ve açık delillerle peygamber olarak gönderdik.

11/97. Mûsâ'yı, Firavun ve adamlarına gönderdik. Fakat onlar, Mûsâ’ya inanmak yerine Firavun'un emrine uydular. Hâlbuki onun yolu doğru değildir.

11/98. Kıyamet günü Firavun, halkının önüne geçerek onları Cehenneme götürecektir. Gittikleri o yer ne de kötüdür!

11/99. Onlar hem bu dünyada, hem de kıyamette Allâh'ın rahmetinden uzak olacaklardır. Bu ne kötü bir armağandır!

11/100. Bunlar, o memleketlerin sana bildirdiğimiz haberleridir. Onlardan bazılarından geride kalıntılar kalmış, bazıları da yok olup gitmiştir.

11/101. Biz azap göndermekle onlara haksızlık yapmadık. Aksine onlar, inkâr ettikleri için bu azabı hak ettiler. Rabbinin azabı gelince, Allâh'tan başka taptıkları ilâhları kendilerine hiçbir fayda vermemiş, sadece onların zararını artırdı.

11/102. Rabbin, zalim olan bir halkı bu şekilde cezalandırır. Şüphesiz onun cezası, can yakıcı ve çetindir.

11/103. Şüphesiz bu anlatılanlarda, ahiret azabından korkanlar için dersler vardır. Kıyamet günü herkes bir araya toplanacak ve her şey bütün insanların gözü önünde olacaktır.

11/104. Kıyametin belli bir süresi vardır, ileride onu gerçekleştireceğiz.

11/105. O gün gelince, Allâh'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz ve o gün insanlardan kimi mutlu, kimi de mutsuz olacaktır.

11/106. Mutsuz olanlar, Cehenneme girecek ve orada, ah edip inleyeceklerdir.

11/107. Gökler ve yer durdukça orada temelli kalacaklardır. İşte bu, Rabbinin dilediği şeydir. Doğrusu Rabbin dilediğini yapar.

11/108. Mutlu olanlar, Cennete gireceklerdir. Onlar, kesintisiz bir ikram olarak, gökler ve yer durdukça orada temelli kalacaklardır. İşte bu Rabbinin dilediği şeydir.

11/109. Müşriklerin taptıkları şeyin batıl olduğu konusunda şüphen olmasın. Onlar, daha önce babalarının yaptığı gibi batıla  tapıyorlar. Şüphesiz biz onlara, hakettikleri cezayı eksiksiz olarak vereceğiz.

11/110. Biz Mûsâ'ya Kitab'ı verdik; fakat onda ayrılığa düştüler. Rabbinin hesabı kıyamette göreceğine dair bir sözü olmasaydı, hemen aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar, bu konuda derin bir şüphe içindeydiler.

11/111. Şüphesiz Rabbin, herkese yaptığının karşılığını tam olarak verecektir. Çünkü Allâh, onların yaptığı her şeyden haberdardır.

11/112. Sen ve seninle birlikte günahlarından vaz geçip Allâh'a yönelenler, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun, taşkınlık yapmayın! Çünkü Allâh, yaptığınız her şeyi görür.

11/113. Zalimlerden yana olmayın. Yoksa cehennemin ateşi size de dokunur. Aslında sizin Allâh'tan başka hiçbir dostunuz yoktur. Sonra ondan da yardım göremezsiniz.

11/114. Gündüzün iki tarafında ve gecenin başında namaz kıl! Çünkü Allâh'ın hoşnutluğu gözetilerek yapılan her iyilik, kötülükleri siler. Bunlar, düşünüp ders almak isteyenler için bir öğüttür.

11/115. Allâh'ın emir ve yasaklarına uymada sabret! Şüphesiz Allâh, her işinde kendisinin hoşnutluğunu gözetenlerin ödülünü zayi etmez.

11/116. Sizden önceki kuşaklar içinde, insanları bozgunculuktan alıkoyan faziletli kişilerin bulunması gerekmez miydi? Fakat bunu yaptığı için kurtardığımız kimseler ne de azdır! Zalimler ise, kendilerini şımartan dünya nimetlerine kapıldılar ve böylece kâfir oldular.

11/117. Rabbin, halkı iyi ve yararlı olan hiçbir beldeyi haksız yere helak etmez.

11/118. Rabbin isteseydi bütün insanları tek bir dine mensup kılardı. Böyle yapmadığı için onlardan bir kısmı, kendi tercihleriyle hak dinin dışında farklı inançlara sahip olmuşlar ve olmaya da devam etmektedirler.

11/119. Hak dini seçenler, Rabbinin merhametine erecektir. Zaten insanlar bu imtihan için yaratılmıştır. Böylece Rabbinin "Cehennemi imtihanı kaybeden insan ve cinlerle dolduracağım" sözü gerçekleşecektir.

11/120. Rasulüm! Bunlar, gönlünü yatıştırmak için, sana anlattığımız Peygamber kıssalarıdır. Bu surede, doğru olan kıssalar sana bildirilmiştir ve bunlar, müminler için öğüt ve uyarıdır.

11/121. İnanmayanlara şöyle de: "Siz inancınızın gereğini yapın! Biz de inancımızın gereğini yapacağız!"

11/122. "Yaptığınızın sonucunu bekleyin, biz de bekliyoruz!"

 

11/123. Yer ve göklerin gizli bilgisi, yalnız Allâh’ın elindedir. Sonunda bütün işler ona döner. O halde sen, yalnız ona kulluk et ve ona güvenip dayan! Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.