İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

018. Kehf Sûresi           

18/1. Allâh, her türlü övgüye layıktır. O Kur’ân'ı kuluna indirmiş ve onda hiçbir çelişkiye yer vermemiştir.

18/2. Allâh, dosdoğru olan bu Kur’ân’ı, kendi katından gelecek şiddetli bir azapla uyarmak ve yararlı işler yapan müminleri de güzel bir ödül olan cennetle müjdelemek için indirmiştir.

18/3. İşte bu müminler orada temelli kalacaklardır.

18/4. Bir de Kur'an, "Allâh'ın oğlu vardır" diyenleri uyarmak için indirilmiştir.

18/5. Bu konuda kendilerinin de, atalarının da kesin bir bilgisi yoktur. Onların “Allâh’ın oğlu vardır” demeleri, ne kötü bir sözdür. Çünkü bu yalan ve iftiradan başka bir şey değildir.

18/6. Bu Kur’ân'a inanmıyorlar diye, üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin.

18/7. Rasûlüm üzülme! Biz, insanlardan kimin, daha iyi işler yapacağını sınamak için yeryüzündeki güzellikleri imtihan vesilesi yaptık.

18/8. Zamanı gelince biz, yeryüzünü kupkuru bir toprak haline getiririz.

18/9. Yoksa sen şaşılacak delillerimizin sadece mağaraya sığınan Ashab-ı Kehf denilen gençler ile kitabede isimleri yazılı Ashab-ı Rakîm olduğunu mu sanıyorsun? Hayır, öyle değil!

18/10. Mağaraya sığınan gençler, "Rabbimiz, bize merhamet et, işimizi yoluna koy!" diye dua etmişlerdi.

18/11. Bunun üzerine biz onları mağarada yıllarca uyuttuk.

18/12. Uzun bir süre sonra, mağaraya sığınan gençleri uyandırdık. Böylece onlar ile hasımlarından hangisinin, öldükten sonra dirilme hususunda doğru inanca sahip olduğunu gösterdik.

18/13. Biz onların başlarına geleni doğru bir şekilde sana anlatıyoruz. Şüphesiz onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların imanlarını kuvvetlendirmiştik.

18/14. Biz onların imanlarını sağlamlaştırdık. Çünkü onlar zalimlere baş kaldırıp şöyle demişlerdi: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin de Rabbidir. Ondan başka hiçbir şeye ilâh diye tapmayız. Aksi halde saçma sapan konuşmuş oluruz."

18/15. "İşte bu halkımız, Allâh'tan başkasını tanrı edindiler. Bu konuda açık bir delil getirselerdi ya! Allâh adına yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?"

18/16. Onlara şöyle denilmişti: "Madem ki siz, onları ve Allâh'ın dışında taptıklarını terk ettiniz, öyleyse mağaraya sığının ki, Rabbiniz size çok merhamet etsin ve işinizi kolaylaştırsın."

18/17. Sen orada olsaydın güneşin doğarken mağaranın sağından dolaştığını solundan mağarayı yalayarak battığını ve gençlerin de mağaranın geniş bir salonunda olduğunu görürdün. İşte bu durum Allâh'ın kudretinin delillerindendir. Allâh'ın gösterdiği yolda gidenler, gerçek yolu bulmuştur; yanlış olduğunu bildirdiği yoldan gidenler ise, doğru yoldan çıkmıştır; artık onları, doğru yola iletecek bir yardımcı da yoktur.

18/18. Sen onları uyanık sanırsın; halbuki onlar uykudadırlar. Çürümesinler diye biz onları sağa sola çeviriyorduk. Köpekleri ise mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatıyordu. Onları görseydin, için korku dolar oradan kaçardın.

18/19. Bir gün onları uyandırınca, aralarında konuşmaya başladılar. İçlerinden biri, "Ne kadar uyuduk?" diye sordu. Bir kısmı, "bir gün veya daha az uyuduk" diye cevap verdi. Diğer bir kısmı ise şöye dedi: "Ne kadar uyuduğumuzu Rabbimiz daha iyi bilir. Şu parayla birimiz şehre gidip temiz ve helalinden yiyecekler alsın. Fakat dikkatli olsun da, yerimizi kimseye sezdirmesin."

18/20. "Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse, kendi dinlerine dönünceye kadar taşlarlar. Bu takdirde asla kurtulamazsınız."

18/21. Allâh'ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyamet günü yeniden dirilişte şüphe olmadığını insanların anlaması için, orada yaşayanları mağaradaki gençlerin durumundan haberdar ettik. Hal böyle iken şehir halkı, olaydan ders almak yerine, kendi aralarında gençlerle ilgili ne yapacaklarını tartışmaya başlamıştı; bir kısmı "Üzerlerine bir anıt yapalım." dedi. Görüşleri benimsenen diğer kısmı ise, "Biz onların üzerine mescid yapacağız." dedi. Oysa Rableri onları çok iyi bilir.

18/22. Mağaradaki gençler hakkında kesin bilgileri olmadığı halde, insanların bir kısmı "Üç kişidir. Dördüncüsü köpekleridir."; bir kısmı "Beş kişidir. Altıncısı köpekleridir."; bir kısmı da "Yedi kişidir. Sekizincisi köpekleridir." dedi. Rasûlüm, "Onların sayısını en iyi bilen Rabbimdir. Zaten pek az kimsenin onlar hakkında bilgisi vardır." de. Bu kıssadan ortaya çıkan ders dışında onlar hakkında kimseyle tartışma ve kimseden bilgi sorma!

18/23. “Onların sayısını yarın size bildireceğim” deme!

18/24. Fakat “Allâh isterse bildiririm.” de. Unutarak böyle demediysen, hatırladığında “Allâh isterse onların sayısını söyleyeceğim. Eğer o sayısını bildirmezse, şüphesiz Rabbim, peygamberliğimi ispat konusunda bana daha kuvvetli bir delil gösterecektir.” de.

18/25. Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldı. Kameri yıla göre hesap edenler buna dokuz yıl daha ilave ettiler.

18/26. Rasûlüm şöyle de: "Onların mağarada ne kadar kaldığını en iyi Allâh bilir. Çünkü göklerde ve yerde gaybı en iyi bilen, odur. O ne güzel gören ve işitendir. Aslında hiç kimsenin Allâh'tan başka yardımcısı yoktur. Allâh, otoritesine hiç kimseyi ortak etmez."

18/27. Rasûlüm, Rabbinin kitabından sana indirilenleri, sen de olduğu gibi insanlara duyur. -Çünkü onun ayetlerini hiç kimse değiştiremez.- Aksi halde Allâh'a karşı sığınacak bir yer bulamazsın.

18/28. Rabbinin hoşnutluğunu umarak, sabah-akşam ibadet eden yoksul kimselerle birlikte olmaya devam et! Dünya hayatında zengin ve güçlü olan müşriklerin isteklerine uyup da onları ihmal etme! Arzularına uyup işlerinde aşırı gittikleri için öğütlerimize karşı duyarsız kalan bu kimselere sakın uyma!

18/29. Rasûlüm onlara, "İşte gerçekleri bildiren bu Kur’ân, rabbinizden gelmiştir; artık isteyen inansın, isteyen inkâr etsin." de! Ama zalimler için hazırladığımız cehennemin, ateşten duvarları, onları kuşatacaktır. Orada su isteyince onlara, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su verilir. O ne kötü bir içecek ve orası ne kötü bir barınaktır.

18/30. İman edip yararlı işler yapanların ödüllerini tam olarak veririz. Çünkü biz, her işinde Allah'ın hoşnutluğunu gözetenlerin karşılığını zayi etmeyiz.

18/31. Onlar için, içinden ırmaklar akan temelli kalacakları Cennetler vardır. Orada onlar, altından bilezikler takınıp, ince ve kalın ipek kumaştan yapılmış yeşil renkli elbiseler giyecek ve rahat koltuklara kurulacaklardır. Bu ne güzel bir karşılık ve ne güzel kalıncak bir yerdir.

18/32. Müşriklere şu iki kişiyi örnek ver: Bunlardan birinin, etrafı hurmalarla çevrili iki üzüm bağı ve arasında ekin tarlası vardır.

18/33. Bu iki bahçenin arasından bir nehir aktığı için, her iki bahçe de, beklenen ürünlerini eksiksiz veriyordu.

18/34. Bu sebeple o adam, bol bol ürün kaldırıyordu. Bir gün arkadaşıyla konuşurken ona, "Ben servet ve nüfus bakımından senden daha üstünüm." dedi.

18/35. Gururundan dolayı kendisine yazık eden bu adam, bahçesine girince şöyle dedi: "Bu bahçenin bir gün yok olacağına asla inanmıyorum."

18/36. "Ben zaten kıyametin kopacağına da inanmıyorum. Öldükten sonra dirilecek olsam bile, bundan daha iyisini elde edeceğimi düşünüyorum."

18/37. Arkadaşının bu sözleri üzerine komşusu ona şöyle dedi: "Yoksa seni topraktan sonra yumurta ve spermden yaratıp insan şekline sokan Allâh'ı inkâr mı ediyorsun?"

18/38. "Sen kabul etmesen de o Allâh, benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam."

18/39. "Bahçene girdiğinde, ‘Mâşâallah; bu ancak Allâh'ın kudretiyle meydana gelmiştir.’ deseydin keşke! Beni servet ve nüfus bakımından kendinden aşağı görüyorsun, fakat bunun böyle devam edeceğinden emin misin?"

18/40. “Belki Rabbim bana, senin bahçenden daha iyisini verir, seninkine de gökten bir âfet indirip verimsiz bir toprak haline getirir.”

18/41. "Belki de bahçenin suyu çekilir de onu bir daha bulamazsın."

18/42. Nitekim onun bütün ürünleri yok oldu, bahçesinin çardakları çöktü. Harcadığım emek boşa gitti diye dövünerek, "Keşke Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım!" dedi.

18/43. Sonuç olarak onu Allâh'a karşı savunacak bir çevresi olmadığı gibi, bu felaketi önleyecek hiçbir gücü de yoktu.

18/44. Böyle bir durumda gerçek dost, yalnız Allâh'tır. En güzel ödülü veren de, en hayırlı sonuca ulaştıran da odur.

18/45. Onlara şu örneği ver: Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz yağmurla yetişen bitkiye benzer. Yeryüzündeki bitkiler önce o su ile yeşerip boy verir, sonra da rüzgârın savurduğu çerçöp haline gelir. Allâh'ın her şeye gücü yeter.

18/46. Dünya hayatının süsü olan mal ve çocuklar geçici, yararlı işler ise kalıcıdır. Çünkü bunlar Rabbinin katında ödül ve sonuç bakımından daha hayırlıdır.

18/47. Kıyamet günü, dağları ortadan kaldırırız ve sen yeryüzünü dümdüz görürsün. O gün bütün insanları eksiksiz huzurumuzda toplayacağız.

18/48. Herkes düzenli bir şekilde Rabbinin huzuruna çıkarılacak; sonra kâfirlere, "Sizi ilk defa yarattığımız gibi huzurumuza geldiniz. Hâlbuki siz, böyle bir buluşmanın olmayacağını iddia ediyordunuz." denilecektir.

18/49. Amel defterleri önlerine konunca, defterde yazılı olanlardan endişe eden kâfirler, "Eyvâh! Bu nasıl defterdir; büyük küçük her şey onda sayılıp dökülmüş." derler. Onlar yaptıkları her şeyin amel defterinde yazılı olduğunu görürler. Doğrusu Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.

18/50. Biz meleklere, "Âdem'e saygı gösterin!" demiştik. Hepsi gereken saygıyı göstermiş, fakat cinlerden olan İblis Rabbinin bu emrine karşı çıkmıştı. Şimdi siz, beni değil de İblis'i ve onun yandaşlarını mı dost ediniyorsunuz! Hâlbuki onlar, sizin apaçık düşmanınızdır. Zalimlerin yaptığı bu tercih ne kötüdür!

18/51. Hâlbuki gökleri, yeri ve kendilerini yaratırken onlar ortada yoktu. Doğrusu ben, değil insanları yoldan çıkaranları, hiçbir kimseyi asla yardımcı edinmem.

18/52. Kıyamet günü Allâh, "Ortağım olduğunu iddia ettiğiniz putları çağırın da sizi kurtarsın!" diyecek, onlar da çağıracak ve fakat putlar onların bu çağrısına cevap veremeyecektir. Çünkü biz, onların arasına aşılmaz bir uçurum koyacağız.

18/53. Kâfirler Cehennemi görünce oraya düşeceklerini anlayacak ve fakat oradan kaçmak için bir yol bulamayacaktır.

18/54. Gerçekten biz bu Kur’ân'da insanlara çeşitli örnekler verdik. Fakat onlar yine de çok itiraz etmektedir.

18/55. Kendilerine doğru yolu gösteren peygamber geldiğinde kâfirler, öncekilerin başına gelen azap onların da başına gelmedikçe veya Cehennem azabını gözleriyle görmedikçe asla ona inanıp Rablerinden bağışlanma dilemezler.

18/56. Biz peygamberleri sadece müjdeci ve uyarıcı olarak göndeririz. Fakat kâfirler, gerçekleri ifade eden Kur’ân’ı boş şeylerle ortadan kaldırmaya çalışırlar; ayetlerimiz ve uyarılarımızla alay ederler.

18/57. Rabbinin mesajları kendilerine geldiğinde ondan yüz çevirip daha önce yaptıklarını unutanlardan daha zâlim kim olabilir? Onlar, idraklerini ve kulaklarını gerçeklere kapattığı için, doğru yola çağırsan da, asla kabul etmezler.

18/58. Günahları bağışlayan Rabbin çok merhametlidir. Eğer yaptıklarından dolayı insanları dünyada iken sorgulamış olsaydı, onları hemen cezalandırırdı. Fakat onların hesabını, kaçıp kurtulamayacakları bir güne ertelemiştir.

18/59. Zulmettikleri için pek çok halkı helak ettik. Fakat onlara helak etmeden önce bir zaman tanımıştık.

18/60. Mûsâ yardımcısına, "Uzun bir zaman alsa da, iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar durmadan yürüyeceğim." demişti.

18/61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca konaklamışlardı. Bu arada buluşma yerinin işareti olan balığa dikkat etmediler. Balık da, denize atlayıp gitti.

18/62. Oradan uzaklaşınca Mûsâ yardımcısına, "Azığımızı çıkar. Bu yolculuk bizi gerçekten çok yordu." dedi.

18/63. Yardımcısı, "Eyvah! Gördün mü?! Konakladığımız kayanın yanında balık, şaşılacak şekilde denize atlayıp gitmişti. Onu sana demeyi unuttum. Bu bana unutturan şeytandan başkası değildir." dedi.

18/64. Mûsâ, "Bizim aradığımız yer işte orasıydı." dedi. Hemen geldikleri yoldan geri döndüler.

18/65. Orada, kendisine özel görev ve ilim verdiğimiz bir melekle buluştular.

18/66. Mûsâ ona, “Sana verilen bilgilerden bana öğretmen için seninle gelebilir miyim?” dedi.

18/67. O şöyle cevap verdi: “Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin.”

18/68. “İç yüzünü bilmediğin ve görünüşte çirkin bulduğun fiillere nasıl sabredebilirsin?”

18/69. Mûsâ, “İnşâallâh, sabırlı olduğumu göreceksin. Senin hiçbir işine karşı çıkmayacağım.” dedi.

18/70. O da, “Benimle geleceksen, sana anlatmadıkça hiçbir şeyi bana sorma!" dedi.

18/71. Bunun üzerine birlikte yola koyuldular. Sonunda bir gemiye bindiler. O melek gemiyi deldi. Mûsâ ona, "Gemiyi içindekiler boğulsun diye mi deldin? Doğrusu sen, çok kötü bir şey yaptın." dedi.

18/72. O da, "Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin dememiş miydim?" dedi.

18/73. Mûsâ, "Kusura bakma unutmuşum; bundan dolayı bana zorluk çıkarma!" diye özür diledi.

18/74. Yollarına devam ederken bir çocukla karşılaştılar. Melek, çocuğu öldürdü. Mûsâ, "Kimseyi öldürmeyen suçsuz bir kişinin canına nasıl kıyarsın? Doğrusu sen, çok kötü bir şey yaptın." dedi.

18/75. O da, "Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin dememiş miydim?" dedi.

18/76. Mûsâ, "Bundan sonra bir şey sorarsam, benden ayrılabilirsin! Artık sana diyecek bir mazeretim de kalmaz." dedi.

18/77. Tekrar yola koyuldular. Bir şehire ulaşınca halkından yiyecek istediler. Fakat şehir halkı onları misafir etmek istemedi. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler. O kul, duvarı onardı. Bunun üzerine Mûsâ, "İsteseydin buna karşılık ücret alabilirdin." dedi.

18/78. Bunun üzerine o kimse, Mûsâ'ya şöyle dedi: "Bu itirazınla, artık seninle olan beraberliğimiz sona ermiştir. Şimdi sana, sabredemediğin olayların iç yüzünü anlatacağım."

18/79. "Deldiğim o gemi, denizcilik yapan yoksul kişillere aitti. Peşlerinde de, sağlam gemilere el koyan zorba bir kral vardı. Gemiye hasar vererek ondan kurtarmak istedim."

18/80. "Öldürdüğüm çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bu çocuğun onları ileride azgınlık ve inkâra götürmesinden endişe ettik."

18/81. "Bunu yapmakla, Rablerinin onlara daha hayırlı, ahlâklı ve merhametli bir çocuk vermesini istedik."

18/82. "O duvar ise, şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Onun altında, bu yetimlerin hazinesi vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, o çocukların reşit olunca duvarın altındaki hazineyi bulup çıkarmasını istedi. İşte bütün bunlar Rabbinin bir rahmetidir. Ben onları kendiliğimden yapmış değilim. Ve işte senin sabredemediğin olayların iç yüzü budur."

18/83. Sana Zülkarneyn'i de soruyorlar. Onlara şöyle de: "Size onun bir kaç anısını anlatacağım."

18/84. Biz ona yeryüzünde geniş imkânlar vermiş ve ihtiyaç duyduğu her şeyi elde etmenin yolunu göstermiştik.

18/85. O da, buna göre kendince bir plan ve proğram yaptı.

18/86. Derken Batıya yöneldi. O tarafta karanın bittiği yere ulaşınca, kaynayan bir bataklığın ardından güneşin battığını gördü. Orada bir toplulukla karşılaştı. Biz Zülkarneyn'e şöyle dedik: “Bu topluluğa istediğin gibi davranmakta serbestsin; ister onları öldür, istersen iyi davran.”

18/87. “Zaten onların içinden kâfirleri, biz cezalandıracağız. Nitekim sonunda onlar bizim huzurumuza çıkarılacak ve onları görülmemiş bir azapla cezalandıracağız.”

18/88. “Ama imân edip yararlı işler yapanlara güzel bir ödül olarak cenneti vereceğiz. Ayrıca onlara, işlerimizde kolaylık göstereceğiz.”

18/89. Sonra, Zülkarneyn kendine göre bir plan daha yaptı.

18/90. Derken doğuya yöneldi ve orada kendilerini güneşten koruyacak bir örtü ve barınağı bulunmayan bir halkla karşılaştı.

18/91. İşte Zülkarneyn'in anısı böyledir. Biz onun ne kadar yetenekli olduğunu biliyoruz.

18/92. Sonra, kendisine göre bir plan ve proğram daha yaptı.

18/93. O plân doğrultusunda yoluna devam etti. İki dağ arasına ulaşınca, orada sözünü zor anlayan bir halkla karşılaştı.

18/94. Onlar şöyle dediler: "Ey Zülkarneyn! Ye'cûc ve Me'cûc halkı burada bozgunculuk yapıyor. Bir ücret karşılığında, onlarla bizim aramıza bir set yapar mısın?"

18/95. Zülkarneyn şöyle cevap verdi: "Rabbimin bana vereceği ödül, sizin vereceğiniz ücretten daha hayırlıdır. Sizinle onlar arasına set yapmam için bana iş gücü olarak yardım edin."

18/96. "Bana iki dağın arasını dolduracak kadar demir getirin. Sonra ateşi körükleyin. Demir eriyip kor haline gelince, üzerine dökmek için erimiş bakır hazırlayın!"

18/97. Set yapıldıktan sonra, artık Ye'cüc ve Me'cüc onu ne aşabildiler, ne de delebildiler.

18/98. Zülkarneyn, "Bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbim vakti gelince, bu seddi yerle bir edecektir. Çünkü Rabbimin vaadi, mutlaka gerçekleşir." dedi.

18/99. O gün Ye'cüc ve Me'cûc'ün bir kısmını serbest bırakırız, dalgala dalga insanların arasına karışırlar. Sonra sûra üfürülür ve kıyamet kopar. Daha sonra da bütün insanları ve cinleri bir araya toplarız.

18/100. O gün, kâfirleri cehennemle yüz yüze getiririz.

18/101. İşte onlar, dünyada iken öğütlerime gözlerini kapatan ve hiçbir sözü dinleme zahmetine katlanmayan kâfirlerdir.

18/102. Kâfirler, bana karşı kullarımı yardımcı edineceklerini mi sanıyorlar? Şüphesiz biz Cehennemi, kâfirlere konak yeri olarak hazırladık.

18/103. Rasûlüm, "Yaptıkları boşa giden kimseleri, size haber vereyim mi?" de.

18/104. Onlar, dünyada iken yaptıklarının çok iyi olduğunu sandıkları halde, çabaları boşa gidenlerdir.

18/105. İşte Rablerinin ayetlerini ve ona kavuşmayı inkâr eden bu kâfirlerin amelleri boşa gitmiştir; kıyamet gününde de onların amellerinin hiçbir değeri yoktur.

18/106. İnkâr ettikleri; âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezası Cehennemdir.

18/107. Şüphesiz iman edip yararlı işler yapanların konaklama yeri, Firdevs cennetleridir.

18/108. Onlar Firdevs cennetlerinde temelli kalacaklar ve oradan hiç ayrılmak istemeyeceklerdir.

18/109. Rasûlüm şöyle de: "Rabbimin sözlerini yazmak için denizler ve bir o kadarı daha mürekkep olsa, onun sözleri bitmeden tükenir."

 

18/110. "Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak bana, hepinizin tek bir ilâhı olduğu vahyolunmaktadır. Rabbine kavuşmayı ümit edenler, yararlı işler yapsınlar ve ona kullukta hiç kimseyi ortak koşmasınlar."