İbrahim PAÇACI

 

 

 

 

 

 

020. Tâhâ Sûresi          

20/1. Tâ. Hâ.

20/2. Biz Kur’ân'ı sana, mutsuz olasın diye indirmedik.

20/3. Biz onu, Allâh'a karşı gönülden saygılı kimseler olmaları için öğüt olarak indirdik.

20/4. Kur’ân yeri ve yüce gökleri yaratan Allâh tarafından indirilmiştir.

20/5. Merhameti sonsuz olan Allâh, evreni hâkimiyeti altına almıştır.

20/6. Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altındaki her şeyin sahibi odur.

20/7. İçinden geçirdiğin şeyleri açıkça söylesen de, söylemesen de fark etmez. Çünkü Allâh, aranızdaki sırları da, içinizden geçirdiklerinizi de bilir.

20/8. Allâh'tan başka ilâh yoktur. Onun çok güzel isimleri vardır.

20/9. Mûsâ'nın kıssasından haberin var mı?

20/10. Nitekim o, uzaktan bir ateş görünce ailesine, "Burada bekleyin! Bir ateş gördüm. Ya ısınmak için oradan ateş getiririm, ya da orada yolumuzu soracak birini bulurum." dedi.

20/11. Ateşin yanına varınca kendisine şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!”

20/12. “Ben, senin Rabbinim! Ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen, kutsal bir vadî olan Tuvâ'dasın!”

20/13. “Seni peygamber olarak seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle!”

20/14. “Ben Allâh'ım; benden başka ilâh yoktur. O halde bana kulluk et ve beni anmanın en güzel yolu olan namazı kıl!”

20/15. “Vaktini gizlediğim kıyamet, şüphesiz bir gün gelecek ve herkes yaptığının karşılığını görecektir.”

20/16. “Ahirete inanmayıp nefsinin arzularına uyan kimseler ahiret için hazırlık yapmana engel olmasın; yoksa helâk olur gidersin!”

20/17. “Ey Mûsâ, sağ elindeki nedir?”

20/18. Mûsâ, “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silker ve daha başka birçok ihtiyacımı karşılarım." dedi.

20/19. Allâh, "Ey Mûsâ! Değneğini yere at!" dedi.

20/20. Mûsâ değneğini yere atınca o, kıvrılıp giden bir yılan oluverdi.

20/21. Allâh şöyle buyurdu: “Korkma onu al! Biz onu eski haline çevireceğiz.”

20/22. “Elini koynuna sok! Herhangi bir hastalıktan değil, başka bir mucize olarak o, bembeyaz çıkacaktır.”

20/23. “Böylece sana, büyük mucizelerimizden bir kısmını göstermiş oluyoruz.”

20/24. “Şimdi sen Firavuna git. Çünkü o iyice azıttı.”

20/25. Mûsâ şöyle dua etti: "Rabbim! Gönlüme ferahlık ver!"

20/26. "İşimi kolaylaştır."

20/27. “Dilimin bağını çöz.”

20/28. “Böylece sözüm etkili olsun!”

20/29. “Ailemden bana bir yardımcı ver.”

20/30. “O da kardeşim Harun olsun.”

20/31. “Onunla beni destekle!”

20/32. “Bu işimde onu da görevlendir!”

20/33. “Böylece, senin adını daha çok yüceltebiliriz.”

20/34. “Ve seni daha çok anabiliriz.”

20/35. “Şüphesiz sen bizim halimizi görüp biliyorsun.”

20/36. Allâh şöyle cevap verdi: “Ey Mûsâ! İstediğin her şey sana verilmiştir.”

20/37. “Doğrusu biz sana, daha başka iyilikte de bulunmuştuk.”

20/38. “Nitekim annene şöyle vahyetmiştik:”

20/39. “ ‘Bebeğini bir sandığa koyup suya bırak! Endişe etme; su sandığı kıyıya atacak, benim düşmanım ve ileride onun düşmanı olacak olan Firavun onu alacaktır.’ Benim korumam altında düşman olan bir ailede yetiştirilmen için, seni onlara sevimli gösterdim.”

20/40. “Ey Mûsâ! Kız kardeşin, Firavun ailesine gidip, ‘Ona bakacak birini size bulayım mı?’ demişti. Böylece, üzülmemesi ve mutlu olması için seni tekrar annene kavuşturmuştuk. Ayrıca bir adam öldürdüğün için sıkıntıya düştüğünde de seni bu durumdan kurtarmıştık. Bunun dışında seni daha birçok sıkıntıyla denemiştik. Yıllarca Medyen halkı arasında kalmıştın. Sonunda takdir ettiğimiz üzere buraya geldin.”

20/41. “Böylece seni kendime peygamber olarak hazırladım.”

20/42. "Sen ve kardeşin Hârûn mucizelerimle Firavun'a gidin ve beni anlatmakta gevşeklik göstermeyin.”

20/43. "Firavun'a gidin. Çünkü o, iyice azıttı."

20/44. “Ona yumuşak bir üslupla hitap edin. Belki düşünüp öğüt alır da Allâh'a karşı gelmekten sakınır.”

20/45. Mûsâ ve Hârun, “Ey Rabbimiz, Firavun'un bize saldırmasından ya da iyice azmasından endişe ediyoruz.” dediler.

20/46. Allâh şöyle buyurdu: “Endişe etmeyin. Çünkü ben sizin yanınızdayım; her şeyi işitir ve görürüm.”

20/47. “Firavun'a gidin ve şöyle deyin: ‘Biz Rabbinin elçileriyiz. İsrâîloğullarını serbest bırak; onlara işkence etme! Biz Rabbinden sana, mucize getirdik. Doğru yolu bulanlara selâm olsun!”

20/48. “Şüphesiz bize, gerçekleri yalanlayıp, ondan yüz çevirenlere azap olduğu bildirildi.’”

20/49. Firavun, “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?” dedi.

20/50. Mûsâ, “Bizim Rabbimiz, her şeyi kendine has özellikte ve yaratılış gayesine uygun olarak yerli yerince yaratandır.” dedi.

20/51. Firavun, “Peki, bizden öncekilerin durumu ne olacak!” diye sordu.

20/52. Mûsâ şöyle cevap verdi: “Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin yanında kayıtlıdır. Rabbim asla şaşmaz ve unutmaz.”

20/53. “O yeryüzünü sizin rahatça yaşamanıza uygun bir yer yaptı, orada yollar ve geçitler açtı. Bir de Rabbin, gökten yağmur indirip şöyle vahyetti: Biz bu yağmurla çeşit çeşit bitki yaratırız.”

20/54. “Onlardan hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı besleyin! Şüphesiz bunda, sağduyu sahipleri için dersler vardır."

20/55. “Sizi de topraktan yarattık; tekrar oraya döndürecek ve sonra oradan diriltip çıkaracağız.”

20/56. Biz Firavun'a her türlü mucizemizi gösterdik. Fakat o, Mûsâ'nın getirdiklerini yalanladı ve kabul etmedi.

20/57. Firavun şöyle dedi: "Ey Mûsâ! Gösterdiğin sihirle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?"

20/58. "Senin yaptığın sihrin aynısını biz de gösterebiliriz. Caymamak üzere uygun bir yer ve zaman belirle!"

20/59. Mûsâ, "Bayram günü insanların toplandığı kuşluk vaktinde buluşalım!" dedi.

20/60. Bunun üzerine Firavun ayrılıp, sihirbazları ve aletlerini topladı, sonra da kararlaştırdıkları yere geldi.

20/61. Mûsâ Firavun ve adamlarına, “Yazıklar olsun size! Allâh hakkında yalan uydurmayın. Yoksa o, sizi şiddetli bir azapla yok eder. Elbette Allâh hakkında yalan uyduranlar ziyandadır.” dedi.

20/62. Firavun ve adamları aralarında şöyle konuştular:

20/63. “Bu ikisi sihirbazdır; yaptıkları sihirle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve geleneksel yaşam tarzınızı yok etmek istiyorlar.”

20/64. “Önce ne yapacağınıza karar verin, sonra tek bir güç olarak ortaya çıkın! Çünkü bugün, üstün gelen kurtulacaktır.”

20/65. Sihirbazlar, “Ey Mûsâ! Önce sen mi başlayacaksın, yoksa biz mi başlayalım?” dediler.

20/66. Mûsâ, "Siz başlayın" dedi. Sihirbazların attığı ip ve değnekler, yaptıkları sihir yüzünden kıvrılıp giden yılan gibi göründü.

20/67. O zaman Mûsâ, içinde bir korku hissetti.

20/68. Ona şöyle dedik: “Sakın korkma! Çünkü sen galip geleceksin.”

20/69. “Elindeki değneği yere at! Bu değnek, onların yaptığı sihri yutacaktır. Çünkü sihirbazların yaptığı, hilenden başka bir şey değildir. Ne yaparsa yapsınlar, sihirbazlar başarıya ulaşamayacaktır.”

20/70. Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar ve “Biz Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine inandık.” dediler.

20/71. Firavun, “Anlaşılan ben sizi çağırmadan önce Mûsâ'ya iman etmişsiniz. Demek ki, size sihri öğreten büyüğünüz odur. Artık el ve ayaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma ağaçlarına asacağım. Böylece kimin azabının daha şiddetli ve devamlı olduğunu anlayacaksınız.” dedi.

20/72. Sihirbazlar buna şöyle karşılık verdiler: “Bizi yaratan Allâh'ı ve bize gösterilen mucizeleri bırakıp da sana mı uyacağız. İstediğini yap! Sen ancak bu dünyada hükmedebilirsin.”

20/73. “Çünkü biz Rabbimize iman ettik. O da hatalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihrin günahını bağışlayacaktır. Şüphesiz Allâh'ın vereceği ödül daha hayırlı ve kalıcıdır.”

20/74. “Rabbinin huzuruna kâfir olarak gelenler Cehenneme girecektir. Onlar orada ne ölüp kurtulur, ne de yaşadıklarına hayat denir!”

20/75. “Yararlı işler yapıp mümin olarak Allâh'ın huzuruna çıkanlar ise yüce dereceler elde edecektir.”

20/76. “Onlar, içinden ırmaklar akan temelli kalacakları Cennetlere gireceklerdir. Bu ödül, küfür ve isyandan kendilerini arındıranlar içindir.”

20/77. Mûsâ'ya, “Kullarımı geceleyin Mısır'dan çıkar. Değneğini denize vurup onlar için bir yol aç! Firavun'un sizi yakalamasından da endişe etme!” diye vahyettik.

20/78. Firavun askerleriyle birlikte açılan bu yola girince deniz onları yutuverdi.

20/79. Çünkü Firavun, halkını kurtuluşa değil, yanlış yola götürmüştü.

20/80. Ey İsrâîloğulları! Biz sizi düşmanınızdan kurdardık, Sînâ dağının sağını sizinle buluşma yeri olarak belirledik ve yiyecek olarak size bıldırcın ve kudret helvası verdik.

20/81. Öyleyse size verdiğimiz bu temiz rızıklardan yeyin, bu konuda aşırı gitmeyin. Yoksa öfkemi hak edersiniz. Öfkemi hak edenler ise yok olup giderler.

20/82. Şüphesiz ben, günahından vaz geçerek iman edip yararlı işler yapanları ve böylece doğru yola girenleri bağışlarım.

20/83. Allâh, “Ey Mûsâ! Kavminden ayrılarak Sînâ dağına gelmek için neden acele ettin?” dedi.

20/84. Mûsâ, “Ya Rabbi seni hoşnut etmek için acele ettim. Onlar da peşimden geliyorlar.” dedi.

20/85. Allâh, “Sen onların yanından ayrılınca halkını denedik. Sâmirî onları doğru yoldan çıkardı.” dedi.

20/86. Bunun üzerine Mûsâ, öfkeli ve üzgün bir halde halkının yanına döndü ve “Halkım! Rabbiniz size çok güzel şeyler vaadetmişti. Üstelik ben yanınızdan ayrılalı da çok bir zaman geçmedi. Yoksa bana verdiğiniz sözden vaz geçerek Rabbinizin öfkesini mi istiyorsunuz?” dedi.

20/87. Onlar şöyle dediler: “Biz kendi irademizle sözümüzden dönmedik. Hakkımız olmadığı halde Mısır halkının süs eşyalarından yüklü miktarda almıştık. Sâmirî’nin telkiniyle, bunlardan kurtulmak amacıyla onları erimesi için ateşe attık.”

20/88. Sâmirî onlara, eriyen süs eşyalarından, böğürme sesi gibi ses çıkaran bir buzağı heykeli yaptı. Sâmirî ve arkadaşları, “İşte bu hem sizin, hem de Mûsâ'nın ilâhıdır. Fakat Mûsâ onu unuttu.” dediler.

20/89. Heykelin, onların sözüne bir karşılık vermediğini, onlara bir fayda ve zarar da veremeyeceğini görmüyorlar mı?

20/90. Daha önce onlara Hârûn, "Ey halkım! Şu buzağı sizin doğru yoldan çıkmanız için kurulmuş bir tuzaktır. Doğrusu sizin Rabbiniz, merhameti sonsuz olan Allâh'tır. O halde benim sözüme uyun, emrime itaat edin!" demişti.

20/91. Onlar, "Mûsâ dönünceye kadar, buzağıya tapmaya devam edeceğiz." demişlerdi.

20/92. Mûsâ kardeşine şöyle dedi: "Ey Hârûn! Onların doğru yoldan saptığını görünce neden engel olmadın.”

20/93. "Niçin bana uymadın! Yoksa emrime sen de mi karşı geldin?"

20/94. Hârûn şöyle dedi: “Kardeşim, saçımı sakalımı çekip de beni mahcup etme! Beni dinlemeden ‘İsrâîloğullarının arasına ayrılık soktun’ demenden korktum.”

20/95. Mûsâ, “Sâmirî! Senin derdin neydi?” dedi.

20/96. Sâmirî, “Ben onların akıllarına gelmeyen şeyi düşündüm; Nefsim bana güzel gösterdiği için Cebrâil'in sana getirdiği mesajlardan bir kısmını çıkarıp anlattım.” dedi.

20/97. Mûsâ şöyle dedi: “Defol! Hayatın boyunca utanç ve acı içinde yaşa; bu sebeple ‘bana dokunmayın, benden uzak durun!’ de! Ayrıca ahirette senin için kaçamayacağın bir azap vardır.  Taptığın ilâha bir bak! Biz onu yakıp denize atacağız.”

20/98. “Şunu bilin ki, sizin ilâhınız, kendinden başka ilâh olmayan ve ilmi her şeyi kuşatan Allâh'tır.”

20/99. Biz böylece geçmişte olup bitenlerin bir kısmını sana anlatıyoruz. Bir de tarafımızdan sana bir öğüt olan Kur’ân'ı verdik.

20/100. Kur’ân’dan yüz çevirenler, kıyamet günü büyük bir günah yükleneceklerdir.

20/101. Onlar bu günahın altında temelli ezileceklerdir. Kıyamet gününde yüklenecekleri bu yük ne kötüdür!

20/102. O gün, sûra üflenecek ve kâfirleri korkudan gözleri donuklamış bir halde huzurumuzda toplayacağız.

20/103. Onlar korkudan kısık bir sesle birbirlerine, "Dünyada sadece on gün kaldık." derler.

20/104. Hâlbuki biz onların söylediklerini çok iyi biliriz. Onların en aklı başında olanı bile, "Siz sadece bir gün kaldınız." der.

20/105. Kıyamet günü dağların ne olacağını sana soruyorlar. Onlara şöyle de: "Rabbim onları un ufak edecek.”

20/106. “Dünyayı, dümdüz ve bomboş bir alan haline getirecektir.”

20/107. “Orada ne bir tepe, ne de bir çukur görürsün.”

20/108. “O gün insanlar, zorunlu olarak İsrâfîl’in davetine uyacak ve merhameti sonsuz olan Allâh'ın büyüklüğü karşısında bütün sesler kısılacaktır. Artık sen fısıltıdan başka bir ses duyamazsın.”

20/109. O gün, yalnız merhameti sonsuz olan Allâh'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimselere şefaat fayda verecektir.

20/110. Allâh, onların yaptıklarını da, başlarına gelecekleri de bilir; fakat onlar Allâh'ı tam olarak bilemezler.

20/111. O gün herkes, diri ve kâinatı idare eden Allâh’a boyun eğecektir. Zulmedenler ise, ziyana uğrayacaktır.

20/112. Mümin olarak yararlı işler yapanlar, o gün ne haksızlığa uğramaktan, ne de hak ettiğini alamamaktan korkar.

20/113. İnsanların, Allâh’a karşı kulluk bilincinde olması veya öğüt alması için Kur’ân'ı Arapça olarak indirdik ve uyarılarımızı tekrar tekrar açıkladık.

20/114. Hüküm verme yetkisi elinde olan Allâh çok yücedir. Dolayısıyla bir konuda vahiy tamamlanmadan önce acele ederek hüküm verme! “Rabbim, ilmimi artır!” diye dua et.

20/115. Doğrusu biz, daha önce Adem'e, “Şu ağaca yaklaşmayın!” diye emretmişik. Fakat o, bu emri önemsemedi. Böylece biz onun kararlı olmadığını gördük.

20/116. Meleklere “Adem'e saygı gösterin!” demiştik. Onlar da gösterdi, fakat İblis saygı göstermemekte direndi.

20/117. Bunun üzerine şöyle dedik: “Ey Âdem! Bu İblis senin ve eşinin gerçek düşmanıdır. Sakın sizi huzur ve nimet yurdundan çıkarmasın, yoksa mutsuz olursunuz!”

20/118. “Hâlbuki bu yurtta ne aç kalırsın ne de açık.”

20/119. “Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneşten yanarsın.”

20/120. Fakat Şeytan Âdem'e, “Sana ölümsüzlük ağacını ve yok olmayacak bir saltanatı göstereyim mi?” diye aklını çeldi.

20/121. Bunun üzerine Adem ile Havva, yasaklanan ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple Allâh, üzerlerindeki nimetlerini çekti de çırılçıplak ortada kaldılar ve ağaç yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem Rabbine karşı gelerek büyük bir hata işlemiş oldu.

20/122. Adem tövbe edince, Rabbi onu seçkin bir kul yaptı; tövbesini kabul edip doğru yolu gösterdi.

20/123. Allâh şöyle buyurdu: “Bu huzur ve nimet yurdundan çıkın! Dünyada nesliniz birbirine düşmanlık yapacaktır. Benden size doğru yolu gösteren bir mesaj geldiğinde ona uyun. Benim mesajıma uyanlar ne doğru yoldan saparlar ne de mutsuz olurlar.”

20/124. “Fakat mesajımdan yüz çevirenler sıkıntılı bir hayat yaşayacaktır. Bir de kıyamet günü onları kör olarak huzurumuzda toplayacağız.”

20/125. Bunun üzerine onlar, “Rabbimiz, biz dünyada iken kör değildik, bizi burada niçin kör yarattın?” diyecekler.

20/126. Allâh da onlara şöyle cevap verecektir: “Evet. Ayetlerimiz size geldi, fakat siz onları önemsemediniz. Bugün de biz sizi önemsemeyeceğiz!”

20/127. Biz, haddi aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı, daha şiddetli ve kalıcıdır.

20/128. Şimdi rahatça gezip dolaştıkları yerlerde, daha önce pekçok nesli helak etmemiz onları doğru yola sevk etmiyor mu? Şüphesiz bunda sağduyu sahipleri için dersler vardır.

20/129. Rabbin tarafından daha önce verilmiş bir söz ve belirlenmiş bir süre olmasaydı azap onlara çoktan gelirdi.

20/130. Onların dediklerine sabret! Rabbinin hoşnutluğunu elde etmek için, güneş doğmadan ve batmadan önce, geceleyin ve gündüzün iki yanında Rabbini överek tesbih et!

20/131. İmtihan etmek için kafirlerden bir kısmına verdiğimiz dünya malına imrenme. Aslında Rabbinin vereceği nimet daha hayırlı ve kalıcıdır.

20/132. Sana uyanlara namazı emret; sen de kılmaya devam et! Bizim senin hiçbir şeyine ihtiyacımız yok; aksine senin bütün ihtiyaçlarını biz karşılıyoruz. Güzel sonuç, Allâh'a karşı kulluk bilincinde olanlarındır.

20/133. Kâfirler, “Muhammed, Rabbinden bize bir mucize getirse ya!” diyorlar. Onlara önceki Kitaplardaki açık deliller gelmedi mi?

20/134. Onları peygamber göndermeden önce helak etseydik, o zaman ahirette "Rabbimiz, ayetlerine uymamız için bize bir elçi gönderseydin de, burada rezil olmasaydık!" derlerdi.

 

20/135. Onlara, "Herkes o günün gelmesini bekliyor; siz de bekleyin. O gün kimin doğru yolda olduğunu anlayacaksınız." de!